Türkiye şu anda her bakımdan tıkanmıştır. Ekonomik anlamda bazı girdilerde bir gerileme yaşandığı takdirde ekonomi de alabora olacaktır. Örneğin Güney Kürdistan’dan gelen çok karlı petrol dolarlar biraz kısıtlansın AKP’nin ekonomisi hiçbir biçimde ayakta kalamaz. Siyasi olarak yaşanan çıkmazı içeride ve dışarıda ne AKP, ne de CHP aşabilir. Artık baskıcı, despotik bir rejimle Türkiye’yi yönetmek mümkün değildir. AKP Hükümeti baskıcı rejimine bazı kılıflar bulmuş olsa da, CHP ya da başka partiler bunu yapacak durumda da değildir. Türkiye’nin tek seçeneği demokratikleşme ve demokratik açılımdır. AKP ise tersi yöne gitmektedir. ‘Demokratikleşme adımları atarsam yok olurum’ korkusu yaşamaktadır. Tüm despotların yaşadığı korku ve sendromu şimdi AKP Hükümeti de yaşamaktadır.
AKP, Kürt sorununu çözseydi belki dönüşüme uğrar, kendini kurtarabilirdi. Kürt sorununu çözme kararı verdiği an demokratik zihniyete kavuşur, Türkiye siyasetinde kalıcı bir siyasi eğilim haline gelirdi. Bunu yapma yerine yeni bir hegemonik güç olmak istemiştir. Tek partili dönemin başka bir versiyonu olmak istemiştir. Şu anda iktidarını kaybetmekten korkması, hegemonik siyasi güçlerin iktidarını kaybettikten sonra en hafif deyimle bitişi yaşamalarından dolayıdır. Bu nedenle iktidarda kalmak için daha da despotlaşmaktadır. AKP’nin yeni baskı yasaları çıkarmasının nedeni budur. CHP ise AKP’ye laf yetiştirmekten başka bir şey yapmıyor. CHP de demokratikleşmeyi değil, iktidar olmayı, kendi eğilimini egemen kılmayı hedefliyor. Sorunları çözmeyi değil, sorunlarla yaşamayı ya da herkese kendi siyasi düzenini kabul ettirmeyi düşünen bir karaktere sahiptir.
HDP Türkiye’de yeni bir tarih
başlatabilirŞu anda Türkiye’nin sorunları ancak köklü demokratik adımlarla çözülebilir. Başka hiçbir siyasi güç Türkiye’deki çıkmazı aştıramaz. Bugün bu siyasi güç, HDP etrafında toplanacak demokrasi güçleridir. HDP etrafında birleşmek demek, Türkiye’de köklü demokratik değişimler yapma anlamına gelir. Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen demokratik devrim mücadelesinin demokratik bedene kavuşması gerçekleşir. HDP’nin siyasi güç olması hem AKP’nin hem de CHP’nin demokratik olmayan karakterini sınırlar. Oynadıkları olumsuz rollerini sınırlar. Böylece barajladıkları demokratikleşmenin önü açılır. HDP yüzde 10 barajını aştığında Türkiye’deki siyasi etkisi aldığı oy oranının en az 2 katı bir demokratik enerjiyi harekete geçirir. Çünkü Türkiye’nin temel demokratikleşme sorunlarının tümünü şimdiye kadar olmadığı düzeyde radikal biçimde ele alarak Türkiye’de yeni bir tarih başlatır. Türkiye’nin emekçilerinin, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin, diğer etnik ve dinsel toplulukların sorunları tüm boyutlarıyla gündeme gelir; köklü ve kalıcı temelde çözülür. Demokrasi içinde tüm özgürlükler tanınarak çözülmeyecek hiçbir sorun yoktur.
İnanç sorunu toplumsallık içinde
çözülür
Toplulukların sorunları bireysel haklar temelinde değil de topluluk hakları çerçevesinde ele alınırsa tatminkar çözümler bulunur. Etnik ve dinsel toplulukların sorunları da toplumcu temelde ele alınırsa çözülür. O zaman ne Alevilerin, ne İslami kesimin, ne Hıristiyanların, ne de Êzîdîlerin sorunu çözümsüz kalır. Topluluk hakları tanındığında, Kürt sorunu da Çerkez sorunu da Ermeni sorunu da Arap sorunu da çözülür. Kuşkusuz emekçilerin sorunu da çözülür. Çünkü toplumcu çözüm aranmaktadır. Dolayısıyla emekçilerin sorunu da topluluklar ekonomisi temelinde çözülür.
Dinlerin, inançların tümü toplumsal karakterdedir. AKP iktidarı dönemindeki kadar toplumsallığın dağıtıldığı, toplumculuğun ötelendiği başka bir dönem yoktur. AKP’nin din maskesi sadece belli kesimleri zengin etmek isteyen sınıfsal bir yaklaşımı ifade etmektedir. AKP ‘’din/iman’’ derken bir sınıfın çıkarını savunmaktadır. Bunda yoksul inananların çıkarı yoktur. AKP, onların değil yeni zenginlerin partisidir. AKP iktidarı zamanında yoksullar daha fazla sömürülür hale gelmiş, sadece sermaye kesiminde el değiştirmeler yaşanmıştır. Bu açıdan AKP inanların çoğunluğunun değil, dini maske olarak kullanan bir azınlığın iktidarıdır. Bunun böyle olduğu her gün biraz daha iyi anlaşılmaktadır.
İslami kesimin inanç sorunu da toplumsallık içinde çözülür. Herhangi bir sınıfa ve iktidara alet edilmediği takdirde her inancın, her etnik topluluğun sorunu çözülür. İktidar zihniyeti çatışma yaratır ya da herhangi bir etnik ve dinsel topluluğu hakim kılmak ister. Toplumu parçalayan değil de bütünlüklü bakıldığında her toplumsallığın kendi içinde bir değeri ve kutsallığı olduğu düşünüldüğünde her sorun çözülür. İşte HDP ve HDP ile ittifak yapacak güçler böyle bir karakterdedir. Toplumsallıkla bireysel özgürlükleri iç içe gören, toplumsallık olmadan birey özgürlüğü, birey özgürlüğü olmadan toplumsal özgürlüğün olmayacağını düşünen bir demokrasi bloğu söz konusu olacaktır.
Demokratik güçlerin ittifakı
tüm bölgeyi etkiler
Ne AKP, ne de CHP böyle bir zihniyete sahiptir. Demokrasi ve özgürlükler adına bu ikisinden birini tercih etmek, demokrasi ve özgürlükler adına toplumu kandırmaktan başka bir şey değildir.
Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi daha radikal bir demokrasi ve özgürlük anlayışına sahiptir. Ancak ilk önce köklü demokratikleşme adımlarıyla demokratik devrimi gerçekleştirmek ve tamamlamak gerekir. Radikal bir demokratik devrim ortamında tüm devrimleri derinleştirme zemini ortaya çıkar. Özellikle demokratik devrime kim öncülük etmişse, onların toplum içinde itibarı ve etkisi yükselir. Devrimci-demokratik güçlerin, sosyalist güçlerin böyle bir konum elde etmeleri kadar büyük değer ve güç olamaz. Tarihte bir çok yerde olduğu gibi kimi sınırlı demokratik reformlar yaparak kendilerini toplumsal güç yapanlar, daha sonra radikal demokratik dönüşüm önünde engel olmuşlar ve burjuva sınıf iktidarını pekiştirmede kullanmışlardır. HDP etrafında bir demokrasi bloğu bunu engelleyeceği gibi, her türlü radikal dönüşümün de önünü açar.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin HDP etrafında demokratik güçlerin ittifakına ısrarla istemesi bu temelde anlaşılmalıdır. Dünyanın başka yerlerinde bu ittifaklar kuruluyorsa Türkiye’de neden olmasın! Türkiye’de böyle bir hareket domino etkisi yaparak tüm Ortadoğu’yu etkileyecektir. Başka hiçbir siyasi hareketin Ortadoğu’yu böyle etkileme gücü yoktur. Türkiye’de böyle bir demokratik hareket Bakur, Rojava, Başûr, Rojhilat tüm Kürdistan üzerinden tüm bölge ülkelerinde etkili olacaktır. Başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri böyle bir rolü ve onuru hak etmişlerdir. Zaten Türkiye dahil tüm Ortadoğu ülkeleri bir yönüyle de böyle tüm bölgeyi etkileyecek bir demokratikleşme hamlesiyle kendi demokratik kazanımlarını daha fazla güvenceye alacaklardır. Ortadoğu’nun tarihsel bütünlüğü böyle bir gelişmeyi ortaya çıkaracak karakterde ve kapasitededir.
Ortadoğu gerçeğinde kim dar milliyetçi düşünüyorsa, gerçek bir demokratik gelecek ortaya çıkaramaz. Hele hele Ortadoğu’nun son iki yüz yıllık kapitalist modernite zihniyeti altında bazı ulusları yok ederek, bazılarını yok etme sürecine alan ve karşıtlaştıran ulus-devlet zihniyetini aşmadan gerçek anlamda demokratikleşme yaratmak ve özgürlükleri geliştirmek mümkün değildir.