AKP elindeki basın organlarını da kullanarak bir şey yapmadığı halde yapacakmış gibi göstermede epey mahir görünüyor. Kitleleri hep beklentide tutmada ustalaşmış. Kürt sorununu çözmek için atılmış bir adım yok. Bazı görüşmeleri yaptırarak iki yıldır somut bir adım atılmadığı halde işler yolunda, çözüm süreci işliyor algısı yaratmayı sürdürüyor.
AKP bir yandan İmralı'yla görüşmeler yaparken bir yandan da IŞİD'i destekleyip yönlendirerek Rojava'ya, Kobanê'ye saldırtıyor. ABD öncülüğündeki koalisyona girmemeye, Kürtleri devredışı bırakarak ortak hareket etmemeye çalışıyor ve ipe un sermeye devam ediyor.
Kürdistan'ın tümünde bu düşmanca ve tahkir edici yaklaşımlar karşısında serhildanlar başladığında da kendi payını ve sorumluluğunu görme yerine Kürt tarafını suçlayarak baskıcı ve cezaları ağırlaştırıcı yasaları çıkarmaya ağırlık vermeye başladılar. Bu tehditler ve yasaklar yetmemiş olacak ki, Hüda-Par gibi güçleri 1990'lardaki gibi yine silahlandırıp halkın üzerine salmaya başladılar. Devletin karanlık ve kanlı alışkanlıkları yeniden hortlatıldı.
''Kamu güvenliği'' kavramını yeniden keşfederek devleti kutsallaştırmayı ve halkın güvenliğini polisin, askerin insafına terk etmeyi arttırdılar. Devletin otoritesini hissettirmek ve hakim kılmak için gencecik insanları öldürmeye ve avlamaya hız verdiler. Nedense iktidarın ve devletin selameti için kurban edilenler hep Kürtler ve emekçiler oluyor.
Filistinlilere sözde sahip çıkanlar, içindeki Filistinlileri yani Kürtleri öldürmekten geri durmuyor. Erzincan'da görüldüğü gibi gayet barışcıl ve olaysız geçen Roboskî Katliamı'nı protesto eylemine katılanlara yönelik sürek avı devam ediyor. Erzincan'da siyasi muhalefet ortaya çıkmasın, ses vermesinler diye onlarca üniversite öğrencisinin evi basılıyor, tutuklanıyorlar. Kendileri ve çocukları milyonlarla oynarken, hızla hakimleri, savcıları değiştirenler bu ülkenin yoksul çocuklarının aşağılanmasına, tutuklanmasına ve yaşamlarıyla oynanmasına onay veriyorlar, bundan rahatsız olmuyorlar.
Bakanların büyük yolsuzluk dosyaları adliye üzerinde güç kullanılarak kapatıldı. Meclis komisyonu AKP oylarıyla bakanların Anayasa Mahkemesi'nde yargılanmasının yolunu kapattı. Anayasa Mahkemesi'ni bile hedeflediler. Kendilerinin hizmetinde olmayan bütün kurumları ve çevreleri sindirerek, iktidarlarını dokunulmaz kılmaya çalışıyorlar.
Fethullahçılarla yıllarca al gülüm ver gülüm ilişkileri içindeydiler. Demokratik çevrelerden gelen uyarı ve eleştirileri hiç dikkate almadılar. Şimdi de herkesi Fethullahçılarla işbirliği yapıyorlar diye suçlamaya, zeytin yağı gibi üste çıkmaya başladılar.
12 Eylül anayasasını değiştirmeyi gündemlerinden çıkardılar. Ara sıra propaganda mahiyetinde yarım ağız değişimden yana olduklarını söylüyorlar ama hepsi o kadar. 12 Eylül generallerinin yaptıkları seçim yasasını değiştirmeye güçleri ve oyları yetiyor. Ama halkın iradesi edebiyatını her fırsatta yapan, AKP seçim barajını kaldırmaya bir türlü yanaşmadı.
Bu tutucu ve değişimin önünde engel olan AKP'nin karekterini anlatmak için sıralanacak daha çok şey var. Bu konular Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleri tarafından çok dile getirildi. Bunları her fırsatta anlatmak ve halkı aydınlatmak tabi ki gerekli. Ancak sol ve demokrasi güçleri, Kürdistanlı kadro ve kurumlar sadece eleştirmekle yetinemezler. AKP'yi durduracak gücü ortaya koymak ve halka alternatif sunmak zorundadırlar. AKP'nin bunca yıl bu gerici özelliklerine rağmen iktidarda kalmasının nedenlerinden biri de ciddi, alternatif bir muhalefetin olmayışıdır.
Devrimci güçler bir aydın hareketi gibi analizler yaparak, eleştirlerini dizerek hükümeti zorlayamaz, alternatif bir güç yaratamaz. Bunların yanında demokrasi cephesi kurarak, ittifaklar yaparak halka güven vermeli, alternatif bir demokrasi programıyla ortaya çıkmalıdır. Çok kritik ve önemli bir tarihi süreçten geçiyoruz. Önümüzde genel seçimler de var. Onun için olabildiği kadar hızlı hareket ederek sürece müdahale etmek gerekiyor. En başta da Özgürlük Hareketi bileşenleri zaman yitirmeden eksikliklerini gözden geçirmeli, seçim hazırlıkları yapmalı ve örgütlenmelidirler.
Türkiye'nin ezilenleri, devrimci birikimini oluşturan hareket ve çevreler demokratik bir alternatif oluşturmayı önceleyerek, zaman yitirmeden bir araya gelmelidir. Özgürlük Hareketini ve birikimini kendilerini kabul ederek hareket etmeli, bu konuda rahat olmalıdırlar. Farklılıklarımızı koruyalım ama öne çıkarmayalım. Ortaklıklarımızı öne çıkaralım, onların etrafında bir araya gelelim. Türkiye'nin geleceğine gerici güçler değil, devrimci, demokratik güçler yön vermelidir.