İrade gaspına gözlerimizi kapatamayız ve silah satışınının kesinlikle durdurulması gerek.

Önemli olan Türkiye’deki  uygulamalara karşı tepkinin sokakta gösterilmesidir.   

Türkiye’deki uygulamalar, sadece kürtler için değil  Avrupa için de büyük bir sorundur.

 

BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG

Kürt Halkı’nın seçilmişlerinin görevlerinden alınarak, yerlerine “kayyum” atanmasına karşı Avrupa’da yaşayan Kürt Halkı ve dostlarının, demokrasi yanlısı siyasi partilerin ve kurumların tepkileri sürüyor. İsviçre Zürih Şehir Parlamentosu Yeşiller Partisi Temsilcisi Muammer Kurtulmuş, BastA Eşbaşkanı, BastA Kanton Genel Sekreteri Franziska Stier ve Basel Belediyesi Meclis Üyesi Tonja Zürcher ve Sosyalist Parti, Basel Kent ve İsviçre Merkezi Hükümet Milletvekili Beat Jans AKP-MHP faşist iktidarı tarafından Kürt halkının iradesine el konulmasının demokrasi ile bağdaşan hiçbir yanının olmadığına dikkat çektiler. Amed, Wan, Mardin Belediye Eşbaşkanları’ nın görevden alınmasını “halk iradesinin gaspı” olarak nitelendiren siyasetçiler gazetemiz aracılığıyla şu mesajları verdiler:

Türkiye üzerinde baskı kurulmalı

Muammer Kurtulmuş (İsviçre Zürih Şehir Parlamentosu Yeşiller Partisi Temsilcisi): Demokratik yöntemlerle seçilmiş insanların, herhangi ciddi bir gerekçe gösterilmeksizin görevlerinden alınması, “demokrasi” dediğimiz sistemlerde olabilecek bir şey değil. Dolayısıyla bunun kabul edilebilir hiç bir yanı yoktur. Tamamen baskıcı bir sistem iktidarda bulunuyor. İkinci defa kayyum atamalarının, yani halk iradesinin gaspının temel nedeni, Türkiye’de yan yana gelmiş iktidar güçlerinin Kürt politikasına bağlıdır. Bu güçler halk iradesini gasp ederek, Kürtleri ezip, tamamen sindirmeyi amaçlamışlardır.

İsviçre siyaseti için şunu söylemek mümkün. Başta üyesi olduğum Yeşiller Parti olmak üzere, sol partiler Türkiye’deki bu anti-demokratik uygulamalara net şekilde karşıdırlar. İsviçre Ulusal Hükümeti zemininde de, -özellikle Türkiye’ye silah satılması konusunda- bu anti-demokratik uygulamaların engellenmesi için çabalarımız var.

Demokrasi demek; ifade, örgütlenme, seçme seçilme özgürlüğü demektir. Türkiye’deki mevcut sistemin ve bu sistemin uygulamalarının demokrasi ile hiç bir alakası bulunmuyor. Bunu ancak “diktatörlüklerde” görülebiliriz.  Bir ülke demokrasi dışına çıkmışsa çözüm bir baskı kurmaktır. Yani “bunu yapmayın” değil, “bunu yaparsanız, şu sonuçlara maruz kalırsınız” diyebilmek önemli. Bunlardan en önemlisi ekonomik ilişkilerdir. Örneğin Türkiye önemli bir silah alıcısı. Bu silahları Almanya ve İsviçre’den satın alıyor. Türkiye’ye silah satan ülkelere silah satmamaları konusunda bir baskı kurulması gerekiyor.

Bu ülkelerde, kamuoyu baskısı oluşturmak ve de siyasi gücünüzle paralel olarak diplomasi yürütmek, bu yönlü baskıların kurulması için çok önemli.  Bizler yani parlementoda yer alan sol ve demokrasi yanlısı partiler konuyla ilgili söz ve yetki sahibi birçok kişi ile temas halindeyiz. Yaptığımız çeşitli protestolarla karar mercii kişileri, Türkiye’deki anti-demokratik sürece duyarlı kılmaya çalışıyoruz. “Kardeşlik Köprüsü Komitesi” çalışmamızla çeşitli basın açıklamaları yaparak, partileri ve kamuoyunu bu duruma duyarlı olmaya çağırdık. Tüm Avrupa kamuoyunu ve siyasetçilerini de, Türkiye’deki bu demokratik olmayan iktidarın uygulamalarına karşı çıkmaya çağırıyoruz.

Gaspa gözlerimizi kapatamayız

Tonja Zürcher (BastA Eşbaşkanı ve Basel Belediyesi Meclis Üyesi): AKP Hükümeti’nin seçilmiş başkanlara yaklaşımını şiddetle protesto ediyoruz. Bu yaklaşımın demokrasi ile bir alakası yoktur. İsviçre ve dünyadan talebimiz, Erdoğan rejimi ile çalışmayı bırakmalarıdır. Bu olup bitenlere, halk iradesinin gaspına gözlerimizi kapatamayız ve silah satışının kesinlikle durdurulması gerekiyor. Yine Türkiye’nin Bern Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak, bunların iletilmesi ve bir diktatör ile çalışmayacakalarını söylenmeleri gerekir. Biz BastA olarak, konu ile ilgili görüşmeler yapıyoruz. Basel Kent Parlementosu’nda bunu açıkça dile getirdik. Bunun takipçisi olacağız.

Silah satışı durdurulmalı

Franziska Stier (BastA Kanton Genel Sekreteri): Halkın oylarıyla seçilen ve Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren arkadaşlarımızın görevden alınması, halk iradesi gaspıdır. Seçilmiş üç belediyenin eşbaşkanının görevden alınması ise HDP’ye ve Kürt Halkı’na yapılanların en üst sınırıdır. Cezaevlerinde binlerce tutuklu tedavi alma hakkında bile mahrum bırakılıyor. Bu anti-demokratik uygulamalardan milyonlarca insan mağduriyet yaşıyor.

Buradan tüm dünya kamuoyuna çağrımızdır. Demokrasi ve insan haklarından yana olan tüm çevrelerin Türkiye’deki bu anti-demokratik uygulamalara karşı sokağa çıkmasıdır. Önemli olan kimsenin bunu kabul etmediğini, sokakta göstermesidir. İsviçre Hükümeti’ne çağrıda bulunduk. Parlamentolarımızda dile getirdik. Buradan yine sesleniyorum: Türkiye’ye silah satışını hemen durdurun. İsviçre’nin sadece silah sevkiyatını değil, Türkiye ile olan tüm ticari ilişkilerini bitirmesini istiyoruz. Tüm demokrasi çevrelerine çağrımızdır. Bir olmak zorundayız. Sesimizi sokakta duyurarak, AKP Hükümeti’nin; HDP’ye, Kürtlere ve demokrasi güçlerine uyguladığı  baskıyı sonlandırmalıyız.

Türk hükümeti uzlaşıdan uzak

Beat Jans (Sosyalist Parti, Basel Kent ve İsviçre Merkezi Hükümet Milletvekili): Seçilen üç belediye başkanının hukuksuzca görevlerinden alınmaları, demokrasiden yana tüm herkesi kaygılandıran bir durum. Türk hükümetinin uzlaşı ve diyalogdan çok uzak olduğu net şekilde anlaşılmıştır. Uzlaşı, demokrasi ve dialog yerine, baskıyı, zindanı ve susturmayı seçmiştir. Seçtikleri bu yol kabul edilemez. Özellikle, halk iradesinin gaspını kabul etmemiz mümkün değildir. Böyle bir şey İsviçre’de olmuş olsaydı, yer yerinden oynardı. Son yıllarda Türkiye’de olup bitenler demokrasi, siyaset ve hukuk ahlakına uygun olan şeyler değil. Bu uygulamaları, “diktatöryel” rejimlerde görebiliriz ancak. Türkiye’deki siyasi rejimin bu uygulamaları sadece Kürtlerin ve Türkiye’deki demokrasi mücadelesi veren güçlerin sorunu değildir. Bu uygulamalar Avrupa için büyük bir sorundur ve kaygı vericidir. Bu baskılar devam ederse, zaten sorunlu olan Avrupa-Türkiye ilişkileri daha da sıkıntılı bir yere evrilecektir. Diktatörlükle yönetilen bir ülke ile ticari diplomasi, ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. Diktatörlükle yönetilen bir ülkenin liderine el uzatmamız mümkün değildir.