Kürt Halk Önderinin Türkiye’de halkların kardeşliğine dayalı Kürt sorununu çözme projesine büyük çoğunlukla destek geldi. Zaten Kürt halkı Newroz’daki tutumuyla Kürt Halk Önderinin çözüm projesine destek verdi. Kırk yıldır bu halka hep kazandıran bir hareket ve önderlik gerçeği vardır. Bu çözüm projesiyle de Kürt halkına daha büyük kazanımlar sağlanmak istenmektedir. Bu konuda Kürt halkının hiçbir kuşkusu yoktur. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi bugüne kadar ideolojik ve politik gücüne ve özgücüne dayanarak mücadele etmiş ve hep kazanmıştır. En zor dönemleri bile atlatarak gücünü arttırmasının nedeni de budur. Bu projede de esas olarak kendi ideolojik-politik düzeyine ve özgücüne güvenmektedir.

Kürt Halk Önderinin mesajına tereddütle yaklaşanların çoğunluğu AKP’nin bir çözüm projesi olup olmadığı konusunda kuşkularını belirtiyorlar. Türk devletinin ve AKP’nin politikalarından kuşkulanmak kadar doğal bir şey olamaz. Bu devletin 90 yıllık, AKP’nin ise 11 yıllık pratiği bellidir. Haklı olarak bu pratik güven vermiyor. Zaten Kürt Halk Önderi de AKP’nin İmralı’da başlatılan Yol Haritası’na ve bu temelde gerçekleşmesi öngörülen çözüme ne kadar hazır olduğunu sorgulamaktadır. Ancak Türk devleti ve AKP Hükümetine çözüm adımı attırırsa Kürt halkının demokratik gücünü ve Türkiye’deki demokrasi birikiminin Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlatacak düzeyde olduğunu düşünmektedir.
Kürt halkı dirilişini tamamlamış, kimliğiyle, varlığıyla, bilinci ve örgütlü gücüyle tarih sahnesindeki yerini almıştır. Kürtlerin güçlü bir ulus haline geldiğini herkes kabul etmektedir. Zaten Kürt halkının haklarını talep eden ve bu hakları için mücadele eden bir halk haline geldiği için AKP Hükümeti yol ve yöntem değişikliğine gitmiştir. Kuşkusuz şimdiye kadar kültürel soykırımdan vazgeçmemiştir. Hatta şimdi de Kürt var diyerek Kürtlerin soykırımını sürdürme politikası izlemektedir. TRT 6 ve bazı konularda yumuşama bu amaçla gerçekleştirilmiştir. Kürdün uyanışı ve hak talebini böylece durdurmaya çalışmıştır. Ancak üç dört yıllık bu politika başarısız kalmıştır. Alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete denilen dönemin son bulduğu herkes tarafından kabul görmüştür.
AKP, Kürt Halk Önderiyle büyük bir savaş yürüttüğü ve yıprandığı bir süreçte görüşmeleri başlatmıştır. Heyet AKP’nin zayıfladığı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ise hem Kürdistan genelinde hem de Ortadoğu’da güçlendiği dönemde İmralı’ya gitmiştir. Kürt Halk Önderi AKP’nin bu sıkışıklığı ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasi gücünün yükselişte olduğu bir dönemde demokratik çözüm inisiyatifi almıştır. Her şeyden önce bu gerçekliğin görülmesi gerekir. Kürt Halk Önderi inisiyatif alarak savaş döneminden kazanılandan daha fazlasını kazanmanın koşullarını yaratmaya çalışmaktadır. Bu süreci başka türlü anlamak, toplumun demokratik dinamizminin ve mevcut siyasi koşulların ortaya çıkaracağı fırsatları görmemek olur. Bu nedenle bu hamleye demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesi denilmektedir.
Tabii ki bu projenin gerçekleşmesi Kürt sorununun asgari çözüm koşullarını yaratan ve demokratik siyasetin etkili olmasının sağlanacağı demokratikleşme adımlarına bağlıdır. Bunlar sağlanmazsa zaten bu süreç sekteye uğrar. Asgari çözüm koşullarının yaratılmadığı ve demokratik siyasetin etkili kılınmadığı bir yerde silahlı direniş meşruiyetini eskisinden daha güçlü kılar ve daha etkili olma imkanlarını bulur. Ama bu tercih olmadığına göre demokratik çözüm projesini zorlamak, devlete ve AKP’ye bu doğrultuda adım attırmaya çalışmak da tarihsel bir görevdir. Bu da devrimci bir görevdir. Tüm devrimcilerin ve demokrasi güçlerinin bu görevi yerine getirmek için üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri gerekir.
AKP yapmaz diyerek demokratik ve devrimci güçlerin seyirci kalması hiçbir anlayışa sığmaz. Kürt Halk Önderi “mücadele bitmedi, yeni koşullarda sürmektedir” dedi. Eğer AKP bazı adımlar atarsa yeni bir mücadele döneminin, demokratik siyaset döneminin başlayacağını vurguladı. O halde AKP’yi demokratik siyasetin etkili olacağı bir demokratik ortamı sağlaması için zorlamak gerekmez mi? Şimdi Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderi devrimcileri ve demokratik çevreleri böyle bir mücadele vermeye çağırıyor. Bazı gruplar hariç PKK dışında mücadele veren örgüt olmadığına göre, böyle bir demokratik mücadelede ortaklaşmak ve AKP’yi adımlar atmaya zorlamak neden yanlış olsun! Zaten dün de bugün de görev bu değil midir?
Tabii ki AKP’ye ya da devlete güvenerek demokratikleşmenin gelişeceğini hiç kimse beklemesin. Kürt Halk Önderi AKP ya da devletin zihniyeti değişti, adım atacak diye böyle bir girişimde bulunmuyor. Devletin ve AKP’nin sıkıştığı ortamda böyle bir demokratik çözüm hamlesinin devleti ve AKP’yi zorlayıp adım attırabileceğine inanıyor. Bunun için de Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin gücüne güveniyor. Kürt Halk Önderi bu projeyle Kürtler başta olmak üzere tüm farklılıkların kabul edileceği, tüm etnik ve dinsel toplulukların özgünlüklerini yaşayacağı, yani kendi kendilerini yönetebilecekleri,  kimliği ve kültürünü özgürce yaşayacağı, dolayısıyla anadilde eğitimin de olacağı bir Türkiye’yi hedefliyor. Vatandaşlık tanımı; tüm etnik ve dinsel toplulukları olduğu gibi kabul eden; farklı kimliklerin varlığını ve özgürlüğünü anayasal güvenceye alan, yerinden yönetim ve ademimerkeziyetçilik ilkelerini esas alan bir idari yapı temelinde toplumların hak eşitliğini ve özgürlüğünü sağlayan bir çözümü hedefliyor. Özcesi toplumsal hakları tanıyan asgari bir çözüm koşullarını sağlamaya çalışıyor. Yani bu çözüm ille de şöyle olsun demiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi gerçeğinin nasıl olması gerektiğini Kürdü, Türk’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Alevi’si, Êzidi’si, Sünni ve Süryani’siyle tüm Türkiye toplumuna bırakıyor.
Kürt Halk Önderi belirli koşulların yerine getirilmesiyle silahlı güçlerin geriye çekilmesi sonrası inisiyatifi topluma ve demokrasi güçlerine bırakıyor. Onlarla İmralı’da yapacağı görüşmeler temelinde ve bu konferansların sonucuyla siyasi çözüme ulaşmayı hedefliyor. Silahlı güçleri sınır dışına çekerek tüm devrimci ve demokrasi güçlerinin devreye girmesini sağlamaya çalışıyor. Türk devletine hiçbir gerekçe bırakmayarak demokrasi güçlerini aktifleştirmek istiyor. Hem 21 Mart mesajı hem de BDP ile yapılan görüşmeler ve bu görüşmelerde yansıyanlar Kürt Halk Önderinin böyle bir süreci öngördüğünü ortaya koyuyor.
Özcesi demokrasi güçleri devreye girmezse, demokrasi güçleri böyle bir süreçte etkin olmazsa işte o zaman süreç AKP’nin insafına bırakılmış olur. Nitekim AKP Hükümeti demokrasi güçlerinin az baskı yapması nedeniyle yan çizmeye ve Kürt halk önderinin projesini boşa çıkarmaya çalışıyor. Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm ve Türkiye’yi demokratikleştirme projesini kendine göre zayıflatmaya ve bu proje konusunda toplumdaki kuşkuyu arttırmaya çalışıyor. Başbakan’ın son açıklamaları bu proje konusunda demokrasi güçlerinin kuşkusunu arttırıp destek vermelerinin önüne geçmeyi hedeflemektedir. Böyle bir süreci kendi ufku içinde götürmek istemektedir. Kürt Halk Önderi devleti ve AKP’yi bir çözüm kulvarına sokmak isterken, onlar da böyle bir çözüm kulvarına girmede direnmektedirler. Ancak diğer taraftan da ciddi zorlanma yaşamaktadırlar. İşte bu paradoksu yaşayan bu güçler bir çözüm kulvarı içerisine mi sokulacak yoksa sadece sıkışıklıklarını giderme konusunda zaman mı kazanacaklar? Bu politikalardan hangisi etkili olacak, bunu demokrasi güçlerinin tutumu belirleyecek.
Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP ve devletin tutumunu kısa sürede netleştirmek istemektedir. Eğer Türk devleti ve AKP Hükümeti ben eskisinde ısrar ederim, sadece oyalama içinde olurum diyorsa, buna da Kürt Özgürlük Hareketi’nin özgürlük iradesinin direneceği kesindir.