Seçimlere fazla bir zaman kalmadı. Siyaset dünyası 7 Haziran Genel seçimlerine odaklandı. Bu seçimler birçok açıdan dönüm noktası olacaktır. Ama seçimlere kadar daha 15 Şubat var, 21 Mart var, 24 Nisan var, 1 Mayıs var. Şu anda da Metal işçilerinin direnişi yasaklara karşın devam ediyor. Demokrasi güçleri, Aleviler "Zorunlu din dersi"ne karşı sokağa çıkıyor. Hükümetin "İç Güvenlik Paketi" adlı sivil darbe-sıkıyönetim yasası taslağı da pusuda bekliyor. Hepimizi sıcak bir bahar ve yaz bekliyor.

Seçimlere yönelik olarak, iki korku egemenleri sarmış:

Siyasetçilerin yarısı "HDP barajı aşarsa ne olacak?" diye kara kara düşünüyor.

Geri kalanı da öyle ama "HDP barajı aşamazsa ne olacak, savaş-kaos mu başlayacak?" diyorlar. Herkes HDP'ye akıl verme-tehdit etme yarışına girdi.

Barajı kim, niçin koymuştu?

12 Eylülcü faşist Evrenciler... Ezilen sınıf, ulus, din-mezhep ve cinsi siyasal yaşamın dışında tutmak için yüzde 10 barajını koydular.

O günden beri iktidara gelenler, seçim yasalarını her seçim öncesinde değiştirdiler ama hiçbiri barajı kaldırmaya yanaşmadı. Niçin: Güya siyasi istikrarı korumak için....Halkın, en az yüzde 10'unun temsil edilmediği; yüzde 34-35 oyla, tek partinin anayasa değiştirebilecek bir çoğunluk kazanabildiği bir sistemde istikrar olur mu?

Kürtler dağlara, işçiler-emekçiler, diğer ezilenler ise sokaklara, meydanlara çıktılar.

Şimdi döndük, dolaştık geldik. Yüzde 10 barajı, hiç olmayan istikrarın temelinde, patlamaya hazır bomba gibi duruyor. Bu bomba er geç patlayacak. Ama bu bombayı alıp imha edecek cesarette bir siyaset dünyası/kadrosu da hala yok.

Aynı sorunu işçi haklarında, anadilde eğitim konusunda, zorunlu din derslerinde de görüyoruz. Anayasanın demokrasi dışı, tekçi temelleri sarsılıyor. Faşist diktatörlerin istikrar sağlamak için yaptıkları anayasanın her maddesi, istikrarı bozan bir unsur halindedir. Çünkü güvenlik adı altında halkı tek tipleştirip susturmayı amaçlamaktadır. AKP'nin yeni anayasa planı da demokratikleşme amacını taşımıyor. Tersine mevcut anayasanın üstüne bir de başkanlık sistemi getirip diktasını ilan etmek istiyor. Bunun için de, bu seçimlerde her yolla iktidarda kalmak ve tek başına anayasa değiştirebilecek çoğunluğu elde etmek istiyor.

Buna karşı demokrasi güçleri, ezilen kitleler bütün meşru savunma ve direniş haklarını elbette kullanacaklardır. Bu mücadelede, 7 Haziran seçimleri de bir dönüm noktası olacaktır. Demokrasi deyince sadece sandık-sayım oyunlarını ve bu oyunlarla milletvekili sayısını arttırmayı anlayan bir AKP diktası var. HDP'nin bağımsız adaylarla, göstermelik 25-30 milletvekiliyle oyalanmasını, HDP ve muhalif güçlerin bir daha siyaset dışında kalmasını istiyorlar.

Bu oyunu bozmak mümkün ve zorunludur.

Bunun için HDP ve tüm demokratik güçlerin, tüm ezilenlerin birleşmesi yeterlidir.

Bütün ezilenleri birleştiren bir HDP, sandıkta da, sokakta da kazanacaktır. Milletvekili sayısını arttırmaktan öte, tüm ezilenler sisteme alternatif olarak kendi programlarını ortaya koyacaktır.

Anayasa-yasa adındaki faşist dikta emirnameleri çöpe atılacak ve ilk defa ezilenlerin de sesini duyurabileceği yeni bir anayasa dönemi açılacaktır.

Önümüzdeki dönemin her günü bazen bir kaç yıla bedel olacaktır. Bu yoğunluğu başarıyla taşıyabilenler kazanacaktır.  yüzde 10 barajı demokrasi kalpazanlarının elinde patlayacaktır.