
Bu geçişin sağlıklı olabilmesi için, geri çekilmenin sağlıklı yapılabilmesi için engel olunmaması yönünde PKK bazı uyarılarda bulundu. Her ne kadar bu uyarılar bazı çevrelerce “PKK’nin şart koşması” olarak değerlendirildiyse de, ilgili çevrelerde karşılık bulacağı anlaşılıyor. Bu da silahlı çatışma güçlerinin geri çekileceğini bize gösteriyor.
Bu noktada önemli bir tartışma konusu “Hangi pazarlığın yapıldığı” hususu oluyor. Bu görüşü hem süreç karşıtları, hem de yanlıları taşıyor. Dolayısıyla süreç karşıtları bu temelde hükümetin hesap vermesini isterken, süreç yanlıları ise yoğun bir beklenti içine giriyor.
Halbuki hem AKP ve BDP yöneticileri, hem de PKK yetkilileri hiçbir pazarlığın olmadığını açıkladılar. Anlaşıldığı kadarıyla sadece “Silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun” noktasında mutabakat var. Hem AKP yöneticilerinin, hem de PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı açıklamalar bunu gösteriyor.
Aslında bu noktadaki mutabakat ülkenin ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için yetiyor. Ayrıca bir pazarlık veya anlaşma yapmaya hiç de gerek yok. Demokratikleşme için, Kürt sorununu çözmek için pazarlık veya anlaşma yapmak gerekmez ki!
Bunlar zaten toplumumuzun vazgeçilmez ve ertelenemez ihtiyacı durumunda. Dolayısıyla siyasetin görevi de bu tarihi ihtiyacı karşılamak oluyor. PKK çekildiğine göre, şimdi sıra köklü demokratikleşme adımlarının atılmasına ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün adım adım gerçekleştirilmesine geliyor. Eğer bunlar yapılırsa, ki yapılmak zorunda, çünkü bunları yapmayan siyaset ayakta kalamaz, bu durum bir pazarlık sonucu değil, asgari demokratik tutumun gereği olarak yapılacaktır. Zaten bu yapılmaz ve demokratik siyasetin önü açılmazsa, o zaman siyaset kurumu ayakta kalamaz.
Dolayısıyla şimdi demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü yönünde peş peşe adımların atılması gerekiyor. Hükümetin de, muhalefetin de, meclisin de temel görevi budur. Yeni bir anayasa yapılıyor olması bu konuda önemli bir şanstır. Zaten antidemokratik yasalar da iyice teşhir olmuş durumdadır. O halde anayasal ve yasal düzeyde köklü demokratikleşme adımları atılmasının tam zamanıdır.
Böylesi adımlar atmak için elbette herhangi bir pazarlığa ve anlaşmaya gerek yoktur. Bunlar demokratik olmanın ve bir gelecek öngörmenin asgari koşullarıdır. Demokratikleşmeden ve Kürt sorununu çözmeden Türkiye nasıl var olabilir ve yaşanır bir ülke haline gelebilir? Yirmibirinci yüzyılın bunu gerektirdiği açıktır. Bu noktada hükümet ve muhalefete tarihi önemde görevler düştüğü gibi, daha büyük görevin de demokratik güçlere ve farklı toplumsal kesimlere düştüğü açıktır. Çünkü gerçek demokratikleşme ancak tüm toplumsal kesimlerin kendilerini örgütlemesi ve katılımcı kılması ile olur. O halde bir demokrasi seferberliğine ihtiyaç vardır.
Süreç karşısında farklı toplumsal kesimlerin önemli bir duyarlılığa sahip oldukları görülmektedir. Geri çekilmenin sağlıklı gerçekleşmesi için yoğun çaba harcanmaktadır. Elbette bu tutum ve çaba önemlidir, fakat yeterli değildir. Çünkü zaten gerilla kendi gücüyle çekilmeyi yürütmektedir.
Diğer yandan, farklı toplumsal kesimlerin devlet ve hükümet üzerinde önemli bir baskı uygulama durumları söz konusudur. Bu güçlerden demokratikleşme adımlarının atılması istenmektedir. Bunun için başta gençler ve kadınlar olmak üzere toplumun değişik kesimleri çok yönlü bir eylemlilik içinde olmaktadır. Elbette tüm bunlar da önemlidir, fakat gerçek bir demokratikleşme açısından yeterli değildir.
Ülkemizin gerçek bir demokrasiye kavuşması ve toplumumuzun özgürleşmesi için, farklı toplumsal kesimlerin yerine getirmesi gereken önemli görevler vardır. Sadece hükümetten beklemek ve istemek yetmez. Yine sadece gerilladan beklemek ve ona destek olmak yeterli değildir.
Gerçek demokrasi başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin örgütlülüğünü ve katılımcılığını gerektirir. Yani demokrasi birileri tarafından verilmez, getirilmez. Tersine özgürce örgütlenen ve birleşen tüm toplumsal kesimler tarafından yaratılır. Demokrasi devletin değil, toplumun bir örgütlülük ve duruş biçimidir.
1970’ten beri yürütülen mücadele ile toplumumuzun demokratik bir duruş kazanması için gereken birikim sağlanmıştır. PKK Lideri’nin geri çekilme çağrısı ve PKK’nin silahlı güçlerini geri çekmesi ile de böyle bir demokratik toplum inşası için ön açılmış ve en uygun bir zemin oluşmuştur.
Şimdi gerekli olan böyle bir demokratik toplum haline gelmek, toplumsal demokrasiyi inşa etmektir. Yani tüm toplumsal kesimlerin kendi örgütlülüklerini özgürce yaratmaları ve demokratik bir sistemde birleşmeleridir. Bu temelde baskı ve sömürü sisteminden kaynaklanmış olan sorunlarını çözmeleridir. Kuşkusuz bu da etkin bir mücadele yürütmekle olur. Hamle düzeyinde bir demokrasi mücadelesi geliştirmeyi gerektirir. Seferberlik düzeyinde bir demokratikleşme çalışması içine girmeyi ister. Birilerinden istemek veya beklemekle demokrasiye ulaşılmaz. Toplumsal seferberlikle demokrasi yaratılır.
Demekki gerillanın geri çekilmesi, devlet ve hükümetten çok, başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm toplumsal kesimlere imkan yaratmakta ve görev yüklemektedir. Yeni sürecin başarısını bu kesimlerin aktivitesi sağlayacaktır. Diyarbakır ve Ankara’da öngörülen konferanslar bu sürecin gelişmesinin çok önemli bir adımdır. O halde konferansların başarısı için seferberlik düzeyinde çalışmak gerekir.
Gün bekleme ve isteme günü değil, demokratikleşmeyi kendi işi olarak görüp seferberlik düzeyinde çalışma günüdür. Sürecin başarısı ancak bu temelde ortaya çıkacaktır.