Türkiye kritik bir dönemeci yaşamaya devam ediyor. Neredeyse bir meydan muharebesi tarzında bir seçimi geride bıraktık. Özellikle AKP tüm devlet güçlerini ve geniş olanakları, cumhurbaşkanlığını da seferber ederek, HDP'ye katliamlar boyutunda saldırılar düzenleyerek seçimlerde çalıştı. Sonuçta halk HDP'yi destekleyerek 12 Eylül faşist rejiminin diktiği barajları, AKP'yi de ekleyerek yıktı. AKP hükümeti düşürüldü. Erdoğan'ın başkanlık yolu kapatıldı.

Seçim sonuçları halkın despotik, otoriter bir yönetim istemediğini ve AKP'ye ciddi bir uyarı yaptığını gösterdi. Ancak görünen o ki, AKP bu sonuçları hala tam anlamış ve hazmetmiş görünmüyor. Daha demokratik bir proje temelinde diğer partilerle görüşüp bir hükümet kurma yerine ayak oyunlarıyla ve bu halk kendilerine mahkummuş gibi davranmaya çalışıyor. Erken bir seçimi dillendirerek demokratik bir çözümü ve hükümet oluşturmayı adeta bloke etmeye çalışıyor. "Ben yoksam bunalım ve kaos var" havası yaratmaya, kendisini topluma dayatmaya çalışıyor.

AKP, Kürt cephesinde ise gerçek anlamda bir savaş pozisyonuna geçmiş durumda. Bir yanda İmralı'yı dünyaya kapatmış bir yandan da IŞİD'i destekleyerek, yönlendirerek Rojava'ya saldırtmaya devam etmektedir. PYD ve demokratik güçler IŞİD'i darbeleyip mevzi kazandığına ise orduyu sınıra yığıp, peşpeşe güvenlik zirveleri tertipleyerek Kürtlere kırmızı çizgiler çizip tehditler savurmakta, basınını saldırtmaktadır. IŞİD'le komşu olmaktan, sınır kapılarını birlikte tutmaktan hiç rahatsız olmayan Türk hükümeti YPG öncülüğündeki güçler bazı yerleri ele geçirdiğinde kuyruğuna basılmış gibi avaz avaz bağırmaya başladı.  

Avrupalı güçler ve ABD, IŞİD'e tutum aldı. Ortaklaştılar, bir koalisyon kurdular. Irak'ta ve Suriye'de ABD öncülüğünde hava saldırıları düzenlenmekte. Türkiye bir NATO ülkesi olarak bu cepheye katılmak yerine IŞİD'i kurtarmak ve zaman kazandırmak için çabalamaktadır. IŞİD insanlığın tüm mirasını ve değerlerini hedefledi. Sınırları, devletleri ve yasalarını tanımadı. Her türlü insanlık suçlarını işledi. Böyle vahşi ve asla göz yumulmaması gereken bir güce Türk devleti, AKP açıktan destek verdi. Dış ülkelerden devşirilen militanları için Türkiye güvenlikli bir ülke oldu. Sınırlardan rahatlıkla girip çıktılar. Türkiye'de barındılar, her türlü desteği gördüler. Til Ebyad (Girê Sipî) operasyonunda da çok açık görüldü, kaçan ve sıkışan militanları rahatlıkla, hiçbir kaygı taşımadan Türkiye'ye geçtiler. 

Rojava'da Kürtlere bu kadar gözükara bir düşmanlık yapan bir hükümet, içeride Kuzey'deki Kürtlere nasıl barışı ve demokrasiyi reva görecek? Kürdistan'ın en büyük parçasındaki Kürtlerle barışmayı ve eşit şartlarda yaşamayı kabul eden bir Türkiye niye Rojava'da daha az bir nüfusa sahip olan Kürtlere düşmanlık yapsın ki? Kendi Kürtlerinin kardeşi olan Rojava'daki Kürtleri de destekler, onlarla da ittifak yapar ve haklarına sahip olmalarından, bir statüye kavuşmalarından da memnun olur, sevinir. Öyle ya nasıl olsa biz kardeştik, etle tırnak gibi ayrılmazdık. Kıbrıs'taki bir avuç Türk'e devlet kurdurmuş bir devlettik. Bunun için küçücük bir adayı bile bölmüştük. Sicili ve geçmişi böyle olan bir Türkiye niye kardeşi olan Rojavalı Kürtlere böyle kırmızı çizgiler çiziyor? O despotik rejimlerin, gaddar örgütlerin pençeleri altında ezilmelerine ve öldürülmelerine razı oluyor?

Seçimlerde güçlü bir çıkış yapan Türkiye'de barışın ve demokrasinin sesi olmaya, kitleleri gerçek anlamda alternatif sahibi yapmaya çalışan HDP'yi MHP gibi ırkçı ve faşist bir parti eliyle etkisizleştirmeye ve bloke etmeye çalıştılar. Kitleler nezdinde dışlayamadıkları, durduramadıkları HDP'yi böyle ayak oyunlarıyla devre dışı bırakmanın yollarını arıyorlar. HDP'nin bu oyunlara karşı daha ciddi ve aktif bir tutum alması, kendisine verilen milyonlarca insanın oyuna sahip çıkması gerekir. Bu ırkçı ve gerici çevrelere göz açtırmaması, halkı seferber etmek için kimseyi beklememesi gerekir.

Tehlike çok büyük. İmralı ve Rojava konusunda hükümetin içine girdiği tutum bir savaş tutumudur. Bunu görmek gerekiyor. Farklı biçimde yorumlayıp, evirip çevirmeye hiç gerek yok. Tüm devrimci ve demokrasi güçleri ne yapacaksa şimdi yapmalıdır. Türkiye'yi bu gidişattan alıkoymak ve sürece müdahale etmek şart. Yeni bir savaş ve çatışma daha kapsamlı olacak ve faturası halklarımıza çıkarılacaktır. Ortadoğu görüldüğü gibi ateş çemberinde. PKK ve Başkan Apo büyük bir sorumluluk duygusuyla, fırsatçılık yapmadan barış sürecini ilerletmeye büyük özen gösterdi. Ancak hükümet bütün girişimleri dondurdu ve hızla savaşa yöneldi. Tüm hazırlıkları buna dönüktür. Kürdistan halkı ve Türkiyeli demokrasi güçleri buna göre mevzilenmeli, kendini hazırlamalı ve harekete geçmelidir.