Özgürlük inancı ve ahlakının kirli ittifak ve gözü kara insan düşmanlığı karşısında kesinlikle insan özünü başarıya götüreceğinin sembolik ifadesi olan Kobanê direnişi, halkların özgürlük çizgisinin duruş ve eylemini sergiledi. Bu onurlu ve direngen duruşun sonucunda 26 Ocak günü Kobanê şehir merkezi IŞİD’ten tümden temizlenerek özgürleştirildi. Üç ayı aşan destansı Kobanê direnişi büyük bir zaferin ön adımı oldu. Bu zafer kendisiyle birlikte çok önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Kapitalist modernitenin çürümüşlüğünü toplamda ifade eden İŞİD çetesi karşısında başarı, bu çürümüşlük karşısında neyin çare olacağını somutunda gösterdi. Bölgesel statükocu faşizan zihniyet ve yaklaşımların artık aşılma zamanının geldiğini, kadın özgürlükçü bir mücadelenin kesinlikle bu zihniyet ve kurumlaşmaları yenilgiye uğratabileceğini ortaya koydu. Erkek egemenliğinin derinleşmiş sembolü olan çeteci güçlerin yenilgisi, toplumsal yaşamın nasıl, hangi gelişimle özgürlükçü bir niteliğe kavuşabileceğini ifade etti. 

Kobanê başarısı Demokratik Modernitenin bayram coşkusunu yaşatarak başka bir yaşamın mümkün olduğunu, buna kaynaklık eden Önderlik paradigmasının özgürlüğün düşünsel ve sistemsel çerçevesi olduğunu tüm dünyaya ilan etti. Bu nedenle Kobanê başarısıyla Kürtlersiz Suriye’de ve bölgede demokrasinin mümkün hale gelmeyeceği çok daha net bir biçimde anlaşıldı. Özellikle Suriye’nin demokratik temelde yeni bir siyasi çehre kazanmasında ve demokratikleşmesinde Kürtlerin esas aktör olduğu çok açık görüldü ve kabul edildi. 

Yani kısaca Kobanê zaferi Kürtlerin bölgede demokrasinin, eşitliğin ve özgürlüğün tek garantisi olduğunu ispatladı. Açık ki, Kürtlerin yürüttüğü özgürlük ve demokrasi mücadelesi olmasa Ortadoğu IŞİD karanlığına mahkum olacak, çaresizlikle bu belayı başına saran hegemon güçlere kurtarıcı olarak sarılacaktı. Kobanê zaferi ve Kürt özgürlük güçlerinin Ortadoğu’nun geniş bir alanında bu çeteci güruhla mücadelesi kadınları, halkları ölümlerden ölüm beğenmek zorunluluğundan kurtarmış, yaşamın yolunu ve buna nasıl ulaşılabileceğini ortaya koymuştur. 

Kobanê zaferi bir bakıma kapitalist dünya ve bölge gericiliğinin bileşkesi ve bu gericiliğin en vahşi ve en ucube halini ifade eden faşist IŞİD çetelerine karşı Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinin ve kadın özgürlükçü demokratik özerk sistemin büyük bir zaferidir. Kobanê’de zafer kazanan esas olarak özgür kadın ve özgür kadınla özgürleşen halk iradesidir. Asla yenilmeyen ve zaferi getiren bu büyük ve sarsılmaz irade, Önder Apo’nun özgürlük felsefesinden besleniyor. Dolayısıyla özünde Kobanê’de direnen ve başarıya ulaşan gerçeklik tek kelime ile Apocu ruhtur ve özgürlüğü direnişte gören Apocu felsefedir. 

Bu zaferle özelde Kobanê kantonu genelde ise Rojava kantonları dünyaca tanınmış ve kabul edilmiş oluyorlar. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve partisi AKP çözümsüzlük politikasında her ne kadar ısrar etse de artık şu bir gerçek ki, bölgedeki kaosun aşılmasında ve bölgenin demokratik temelde yeniden dizayn edilmesinde en doğru ve en gerçekçi çözümün demokratik özerk sistem olduğu herkes tarafından görülüyor. Bu noktadan sonra sürdürülmesi mümkün olmayanlar aşılmak durumunda. Zira bu noktadan sonra Ortadoğu’nun 20. yüzyıldan kalma siyasi haritası değişmek zorundadır. Kürtler başta olmak üzere birçok etnik ve dini kimliğin, farklı kültürel toplulukların inkarı ve imhası üzerine kurulan ulus devlet sistemleri Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da görüldüğü gibi artık dikiş tutmuyor. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere ile Fransa’nın masa başında cetvelle çizdiği siyasi sınırlar gün geçtikçe anlamını yitiriyor. Ortadoğu’da bölge halklarının tarihsel ve toplumsal dokusuna uygun yeni bir siyasi sistem kendisini olmazsa olmaz bir biçimde dayatıyor.

Ortadoğu’nun tarihsel gerçeğine denk düşen en gerçekçi sistem demokratik ulus anlayışına dayanan demokratik özerk sistemdir. Bu sistem anlayışından hareketle her şehir ve kasaba kendi öz yönetimini ve öz savunmasını geliştirerek kendisini demokratik bir biçimde yönetebilir. Tüm toplumsal farklılıklar birlik içinde eşitçe ve özgürce bir arada yaşayabilir. Bu manada Kobanê kantonunun zaferi öz yönetim ve öz savunma sisteminin başarısına çok güzel bir örnek oluşturuyor. Kobanê, Afrin ve Cizre’de olduğu gibi Rojava Kanton sistemi tüm bölgede hakim bir sistem haline gelirse şayet, Ortadoğu toplumu, sürekli  kaos ve çatışma üreten ve savaşların nedeni olan ulus devlet sistemlerinden kurtulup gerçek bir barış ve demokrasi ortamına kavuşabilir, huzurlu ve güvenli bir yaşam mekanı haline gelebilir. 

Rojava Kürdistan’ında kurulan kanton sistemi bölgenin demokratikleşmesi açısından örnek bir model oluyor. Ancak R.T. Erdoğan Türkiye’sinin buna tahammülü yoktur. Rojava’da kanton sistemini ortadan kaldırmak için IŞİD’e her türlü desteği veren AKP ve dostları, IŞİD’i Kürtlerin, bölge toplumunun ve insanlığın başına bela ettiler. Kobanê’de umduğunu bulamayan R.T.Erdoğan, halen "Kuzey Suriye’de yeni bir siyasi yapıya izin vermeyiz’’ diyerek IŞİD ile birlikte hareket etmeye devam edeceğinin kararlılığını ortaya koyuyor. Erdoğan gerçekten oldukça şaşırtıcı düzeyde bir gözükaralık örneği sergiliyor. Kuşku yok ki bunun önemli bir nedeni IŞİD ile aynı zihniyet yapısına sahip olması ve aynı paradigmayla dünyaya bakıyor olmasıdır. Yani bu kadar gözükaralığın bir nedeni Kürt düşmanlığı iken diğer nedeni ise kesinlikle IŞİD ile yaşadıkları ortak fikirdaşlık ve duygudaşlıktır. Erdoğan adeta imparator ve halife olmuş edası içerisindedir. "Doksan yıllık reklam arası" söylemi de Tayip Erdoğan’ın bu edasına ve egosuna Atenaca katkı sunma çabasıdır. 

Halbuki beklentimiz Türk Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın ve AKP iktidarının Kobanê’den çok büyük dersler çıkararak Türkiye’de demokratik müzakere sürecini geliştirmesiydi. Hatta yeni ve demokratik bir anayasa yaparak Kürtlerin statüsünü tanımasıydı. Dikkat edilirse Önder Apo’nun hazırladığı demokratik müzakere çözüm taslağının üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen halen herhangi somut bir adım atılmış değildir. Somut adım bir yana AKP siyasi soykırım operasyonlarını yoğunlaştırarak sürdürüyor. Halen neredeyse her gün yüzlerce insan gözaltına alınıyor, sokak ortasında çocuklar kurşunlanıyor. Cezaevlerinden serbest bırakılacağına siyasi tutsaklara ağır cezalar veriliyor. Halkın seçtiği insanlar linç ediliyor. 28 Ocak günü AKP polisleri tarafından Muradiye Belediyesi’nin Eşbaşkanı Safure Yıldız öldüresiye darp edildi. Bütün bunları yapan ve ağır hasta tutsakları bile pazarlık konusu yapan bir hükümetin ciddiyeti ve inandırıcılığı nedir ki? 

Sanıyorum Dünya ve Türkiye siyasi tarihinde AKP kadar tarihten az ders çıkaran ve tarihi yanlış okuyan başka bir iktidar yoktur. Bu durum AKP’nin IŞİD zihniyetiyle bağlantılıdır. Dünya’ya IŞİD penceresinden bakan bir iktidar, kaos dışında farklı bir şey ortaya çıkaramaz. Kürt halkı alternatif oluşturabilecek güce sahip olduğuna göre kaosu kendi öz iradesiyle aşması hem mümkün olan hem de olması gerekendir.