Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ihtirası ve iktidarda kalma hırsı ülkemizi yeni ve çok şiddetli bir çatışmanın içine soktu. Türkiye bir anda Suriye ve diğer Arap ülkelerine benzer bir hale geldi. Kelimenin tam anlamıyla kan gövdeyi götürüyor. Dahası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisi bunun devam edeceğini ve "Toprakların şehit kanıyla sulanacağını" söylüyor.

Her gün ülkemizin dört bir yanından çatışma haberleri geliyor. Savaş uçakları gece-gündüz demeden sınırın içinde ve dışında PKK kamplarını bombalıyor. Her gün çok sayıda cenaze kaldırılıyor. Öyle ki, annelerin feryatları nedeniyle TV haber bültenleri artık izlenemez hale gelmiş bulunuyor.

Kuşkusuz bu durum, çatışmaların sona erdirilmesi ve barış sorununu ülkemizin birincil ve acil sorunu haline getiriyor. Bu temelde birçok kurum ve örgüt ateşkes ve barış çağrıları yapıyor. Bu temelde özellikle Türkiye Barış Meclisi ile HDP’nin çabaları ve bir "Barış Bloğu" oluşturma arayışları öne çıkıyor.

Elbette tüm çağrılar çok önemli ve bu temelde harcanan çabalar çok değerlidir. Çünkü, AKP’nin ülkemizi getirdiği nokta vahimdir ve bu durumdan çıkış için mutlaka bir şeylerin yapılması gerekir. Bu temelde harcanacak çabaların da barış eksenli olması ve barış ile yola çıkması kaçınılmazdır. Çünkü ülke savaş yangını içine itilmiştir ve mutlaka bu yangının söndürülmesi gerekir. Bu da en azından bir ateşkesin sağlanması demektir.

Buraya kadar belirttiklerimiz ülkemizin ve toplumumuzun yaşadıklarının çok kısa bir özetidir ve bu temelde neyin yapılması gerektiği tespit edilmiştir. Fakat bu tespit edilen çare nasıl uygulanacaktır? Yani bir ateşkes ve barış konumuna nasıl ulaşılacaktır?

Dikkat edilirse, sadece istemekle ve çağrı yapmakla ateşkese ve barışa ulaşılamamaktadır. Nitekim bu konuda her zamankinden çok fazla bir toplumsal duyarlılık ve etkinlik ortaya çıkmıştır. Hemen bütün toplumsal kesimler ateşkes ve barış istemekte ve hatta çözüm sürecinin devamını talep etmektedir. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği çözüm sürecinin toplum tarafından ezici bir çoğunlukla desteklendiği açığa çıkmıştır.

Şimdi bu destek örgüte ve eyleme nasıl dökülecektir? HDP ve Türkiye Barış Meclisi’nin yaratmaya çalıştığı "Barış Bloğu" nasıl oluşturulacaktır? Sorun işte burada ortaya çıkmaktadır. Barış talebi çok fazla olmasına rağmen, bu talep bir türlü örgütlü ve eylemli hale getirilememektedir. 

İşte burada daha geniş ve doğru düşünmeye ve barış meselesini bu temelde ele almaya ihtiyaç vardır. Barışı sadece silahların susması ve ellerin tetikten çekilmesi olarak ele almak, dikkat edilirse hiçbir sonuç vermemektedir. Dolayısıyla barışı, söz konusu çatışma ve savaşı ortaya çıkaran nedenlerle birlikte ve onların çözümü temelinde ele almak gerekli ve zorunludur.

Nitekim kendilerine çağrı yapılan PKK-KCK yetkilileri de, "Savaştan yana olmadıklarını, ancak nedensiz olarak da silahlanmadıklarını" ifade etmişlerdir. Dolayısıyla silahın susturulup savaşın sona erdirilmesi çalışmalarının, savaşa yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması ile birlikte ele alınması gerektiğini belirtmişlerdir. Ve tabi bu temelde de en başta Kürt sorununun çözümüne, Türkiye’nin demokratikleştirilmesine ve PKK Lideri’nin sağlık, güvenlik ve özgürlük sorununa dikkat çekmişlerdir.

Bu bakımdan ateşkes ve barış sorununun, savaşı ortaya çıkaran nedenlerin çözümü temelinde ele alınması zorunludur. Yani ateşkes ve barışın, demokratik çözüme dayalı olarak ele alınması gerekir. Hem gerçekleşebilmesi ve hem de kalıcı olabilmesi buna bağlıdır.

Çatışma ve savaşı ortaya çıkaran nedenlerin giderilmesi dışında insanlara ateşkes ve barış yapın demek, esas olarak "Siz boşuna savaşıyorsunuz, ondan vazgeçin" demek anlamına gelir. Bu yaklaşım doğru olmadığı gibi, muhatapları tarafından benimsenmesi de mümkün değildir. 

Dahası nedenlerinin çözümü temelinde ele alınmadan sağlanacak bir ateşkes ve barış, bir anlık mümkün olsa bile, sürekli ve kalıcı olmaz. Çünkü, neden ortada durdukça, her an yeni çatışma ve savaşları gündeme getirir. Nitekim 2013 Newrozu'ndan bu yana geçen süreç böyle olmuştur. Demokratik Çözüm Süreci başarıya götürülmediği için, iki buçuk yıllık ateşkesin sonu felâkete dönüşmüştür. Yeniden aynı şeyi yaşamak elbette gereksiz ve anlamsızdır.

Bu nedenlerle, ülkemiz açısından çok acil ve zorunlu olan ateşkes ve barış konusunun, savaşa yol açan nedenlerin çözümü ile birlikte ele alınması zorunludur. Yani demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü içerecek asgari bir demokratikleşme programıyla birlikte ele alınması gerekir. Kalıcı olması ve sonuç vermesi buna bağlıdır.

O halde ateşkes çağrılarını ve "Barış Bloğu" oluşturma çabalarını demokratik çözüm temelinde ele almak ve bir demokratikleşme programına dayandırmak gerekir. Böyle bir demokratikleşme programıyla birlikte ele alınmayan ateşkes ve barış çabalarının ülkemizde artık sonuç vermesi zordur. Çünkü o aşamalar çoktan geçilmiştir. 

Bu nedenle, tüm ateşkes ve barış arayışçılarının kendilerini demokratik siyasetle bağlı kılmaları ve başarılı olabilmek için barışı demokratikleşme programıyla birlikte ele alarak yürütmeleri gerekli ve önemlidir. Ve tabi demokratik siyasetin de kabul edilir bir barış ve demokrasi programı oluşturarak buna öncülük etmesi gerekir. Böyle bir yaklaşım, 1 Eylül Dünya Barış Günü'ne giderken başarı kazanma şansına sahiptir.