CHP çevrelerinde de, Aband Platformu toplantısında da, İzmir’in hemen her hanesinde de kasvetli bir hava var. Umutsuzluk. Ne yapacağını bilememe hali.
Laikler, "ırkçı" olmayan ulusalcı Kemalistler, sosyal demokratlar şu gerçeği anladı: Onlar için artık "devletin içinden" bir "medet" yok. Kışlalardan, "mahfellerdeki rakı masalarından" "cunta" söylentileri duyulmuyor. "Yüksek yargı"nın işi bitik. Eski "Mülkiye" mezunu diplomat ve valiler çoktan emekli olmuş.
Ne olacak?
Üstelik kamuoyu yoklamaları şimdi bir seçim ya da referandum yapılsa AKP ve Saray’ın yüzde elliyi aşacağına dair sinyaller veriyor.
CHP oyları "çeyrek porsiyona" kilitlenmiş durumda. Cemaat desen "devlet içinde" örgütlenirken, "tabandaki" imamları unutmuş. Çaresiz.
Ve Erdoğan artık açık konuşuyor: "Kuvvetler ayrılığı yok, kuvvetler uyumu var".
"Kaymakamlar örgütüne" de talimatı çok açık: "Mevzuatı bir tarafa koyun, bildiğinizi yapın."
"Türk modeli başkanlık rejimi ve ecdadımıza layık Anayasa"nın "temel ilkeleri" işte bunlar.
Yargı, yasama ve yürütme "tek kişinin iradesinde mündemiç" yani "içkin". O "irade" ise hiçbir "mevzuaatla" kendini bağlamayacak. Yani "keyfi".
Gidiş bu yönde. O gidiş nasıl durdurulacak?
Temel soru bu?
"Madem halkın çoğunluğu bu gidişten yana, yapacak bir şey yok" denebilir mi?
Gelin bu soruyu biraz kurcalayalım.
Farz edelim, bir hastanenin "Akciğer hastalıkları" bölümünde ağır bronşit tanısıyla yatıyorsunuz. Sizin gibi "koğuşta" on hasta daha olsun. Hastalardan biri gece koğuşun kapısını kilitliyor. "Çıkış yasak". Sonra hastane "mevzuatına" aykırı olarak "sigara içme" konusunu "referanduma" sunuyor. Dokuz "aşırı tiryaki" ya da "sigara müptelası" "sigaraya evet" diyor. Ve sen tek başına "hayır" diyorsun.
Söyle bana ne yaparsın?
"Halkın çoğunluğu sigaraya evet dedi, ne yapayım, ben de sigara dumanında ciğerlerim paralanana kadar öksürerek bu çoğunluğa boyun eğerim" mi diyeceksin?
Yoksa hemen yatak ucundaki "balgam hokkasını" kaptığın gibi, "sigara tiryakisi" çoğunluğun tepesinden aşağıya boca mı edeceksin?
Açık konuş CHP’li arkadaş, Cemaatçi hemşerim, Atatürkçü biraderim. Çok değerli "parlamentarist ahmağım"… Bu soruya, Erdoğan kendi sorduğu soruya ne kadar açık yanıt veriyorsa, öyle "açık" bir yanıt ver.
Veremezsen, bil ki, her gece, o kasavetli hastane koğuşunda 9 tiryakinin püskürttüğü dumanları soluyacak, ciğerlerini parça parça tüküreceksin.
Başta sorduğumuz soruya devam edelim.
"Madem ‘sigara içme’ konusunda çoğunluğun iradesi beş para etmez diyorsun, hatta bu çoğunluk iradesine karşı ayaklanmadan söz ediyorsun, o halde koğuşta yapılan her türlü oylamada çoğunluğa karşı ayaklanma hakkından mı söz ediyorsun?"
Hayır. Asla böyle bir şey söylemiyorum. Örneğin, koğuş odasındaki pencereleri, hangi saatte, kaç dakika açarak koğuşu havalandırma konusunda ortaya çıkacak çoğunluk iradesine tastamam saygı duyulmasından yanayım. Yani "sağlık paradigması" korunduğu sürece, "sağlık koşullarının korunması temelinde" alınacak bütün çoğunluk kararına herkes uymak zorundadır. Elbette bu karar alınmadan önce de, alındıktan sonra da "itiraz" hakkı saklıdır. İfade özgürlüğü tam olmalıdır. Ama çoğunluk iradesine de herkes uymalı, eğer pencereler günün ortasında ve yarım saatliğine açılacak kararı alınmışsa, bu, ikinci bir oylamaya kadar böyle uygulanmalıdır.
Siz buradaki "sağlık koşullarını" "demokrasi" diye "sigara içme kararını" da "Türk tipi Anayasa" olarak okuyunuz.
Bu "genel demokrasi" ile ilgili. Bir de Kürt sorunuyla ilgili olanı var. Buyurun:
Örneğin İsrail’de Filistin Arap halkının kaderi ile ilgili bir referandum yapılsa ve o referanduma Arapların yanında Yahudiler de katılsa, Yahudiler İsrail’de çoğunluk, Araplar azınlık olduğu için o referandumda Arap halkının bütün milli hakları reddedilse, sen ey CHP’li, ey Cemaatçi, ey Atatürkçü bu Arapların bu "çoğunluk kararını" tanımama hakkını tanır mısın, yoksa onların bu Yahudi çoğunluk iradesine boyun eğmesini mi savunursun?
Bu durumda "intifada"ya ne dersin?