AKP’nin sözde demokratikleşme paketi şaşalı bir törenle Başbakan tarafından açıklandı. Zaten bir süredir reklamı yapılıyor, herkes belli bir beklenti içine sokulmaya çalışılıyordu. Şimdi de hep gündemde tutulmak ve tartıştırılmak isteniyor. Başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm AKP yöneticileri bu konuda özel çaba harcıyor.

Bu açıdan söz konusu paketi tartışmak bir bakıma AKP’nin oyununa düşmek oluyor. Fakat bunu bilmekle birlikte, konunun öneminden dolayı yine de tartışmak, üzerinde yazmak gerekiyor. Bunu yapmamak da AKP gerçeği konusunda halkı yeterince bilgilendirmemek olur.
Kısaca otuz Eylül’den beri AKP paketi tartışılmaktadır. AKP’nin “Demokrasi Paketi” adıyla piyasaya sürdüğü paket için kamuoyundan ilginç adlandırmalar gelmektedir. En genel kanaat bunun bir “Oyalama Paketi” olduğu yönündedir. Yine söz konusu pakete “Seçim Paketi”, “Fren Paketi” diyenler de var.
Kuşkusuz bu adlandırmaların hepsinin bir anlamı ve doğruluk payı var. İnsan hiç birini reddedemez. Ancak en önemli yanının demokrasiyi frenleme, demokratik değişimi zamana yayarak mümkünse tavsatma özelliği olduğu tartışılmaz. Bu açıdan “Demokrasiye Fren Paketi” demek daha uygun düşüyor.
Çünkü gerçekte ülkemizin çok acil demokratik dönüşüme ihtiyacı var. Hatta gerçek bir demokratik devrim yaşaması gerekiyor. Çünkü toplumsal sorunlar çok ağırlaşmış durumda. En başta da mutlaka çözüm dayatan Kürt sorunu geliyor. 1923’te kurulan ulus-devlete artık Türkiye toplumu sığmıyor. Çok dar gelen ve yüz yıl öncesinin siyasal despotizminin özelliklerini taşıyan bu gömleğin artık mutlaka değiştirilmesi gerekiyor.
Bu konuda bütün toplumsal kesimlerin acil demokratik değişim talepleri var. En başta kadınlar ve gençler bu düzenin değişmesini istiyor. Bunu en açık biçimde yaşanan sokak eylemlerinde görüyoruz. Tecavüze ve bir vahşet haline gelen kadın katliamlarına karşı kadın bilinci v e örgütlenip eyleme geçişi gittikçe artıyor ve yayılıyor. Bu konuda giderek bir toplumsal duyarlılık ve özgürlük bilinci gelişiyor. Gençlik eylemlerinde giderek bir artışın yaşandığı gözleniyor. Bu durumu en açık bir biçimde Gezi Parkı direnişlerinde gördük. Yine ODTÜ direnişlerinde yaşadık. Gençlerin ve kadınların gittikçe artan demokrasi haykırışlarına tanık olduk.
Kuşkusuz gençler ve kadınlar dışındaki diğer kesimler de acil demokratik değişim istiyor ve bu amaçla eyleme kalkıyor. İşçiler ve memurlar durumun değişmesi için mücadele eden kesimler arasında. Daha çok da etnik gruplar değişim istiyor. Örneğin Aleviler, diğer dinsel gruplar, Romanlar, Çerkezler, Lazlar demokratikleşme mücadelesine daha çok katılım gösteriyor.
Elbette bütün bu kesimlerin başında da Kürtler geliyor. Kürtler bütünlük halinde Kürt sorununun acil çözümünü istiyor. Özellikle PKK, Mart’tan beri geliştirdiği demokratik çözüm sürecinin sonuca gitmesi ve kalıcı sonuçlar yaratması için mücadeleci tutumunu geliştiriyor. Kürt sorununun çözümü de her şeyden önce ülkemizin demokratikleşmesini gerektiriyor.
PKK ve Kürtlerin demokratikleşme talepleri Türkiye toplumundan en az yüzde seksen destek buluyor. Demokrasi isteyen tüm kesimler Kürtlerin bu tutumunu önemseyip bir umut gibi görüyor. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi etrafında tüm demokratikleşme talepleri birleşiyor. Bu da AKP Hükümetini acil demokratik değişime ve sorunların demokratik çözümünü gerçekleştirmeye zorluyor.
AKP’nin 30 Eylül paketi işte böyle bir ortamda ve zamanda açıklanmış bulunuyor. Ülkemizin yeni bir seçim sürecine girmiş olmasını bir yana bırakalım, başta Kürtler olmak üzere tüm toplum ciddi bir demokratikleşme sürecinin geliştirilmesini bekliyor. Bu konuda PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakınları ve BDP Heyeti ile yaptığı görüşmeler ardından verdiği mesaj son derece açık. Yine PKK Yönetiminin gerillanın geri çekilişini durdurma kararı çok önemli.
Dikkat edilirse AKP Yönetimi hep “Çatışmaları durdurdum” diye övünüyor. Bu durumu 2014 seçimlerinde oya dönüştürmek istiyor. Oysa PKK cephesinden gelen açıklamalar bunun tersini ifade ediyor. Evet bugün bir ateşkes konumu devam ediyor, ancak PKK bunun demokratikleşmeye bağlı olduğunu, gerçek bir demokratikleşme sağlanmazsa çatışmasızlığın korunamayacağını açıkça söylüyor.
AKP’nin sözde demokratikleşme paketi işte böyle bir toplumsal zorlama ortamında açıklanmış bulunuyor. AKP bu paketle üzerindeki demokratikleşme baskısını azaltmak istiyor. 2014 yerel seçimleri için kapsamlı bir seçim bildirgesi sunmuş oluyor. Toplumu oyalayarak süreci 2014 seçimlerine ulaştırmaya çalışıyor.
Tabi en çok da bu tür göz boyama yöntemiyle acil ve kapsamlı demokratikleşme taleplerini frenlemek istiyor. Sözde paketler yayınlayarak beklenti yaratıp acil demokrasi istemlerini zamana yaymaya çalışıyor. Burada ciddi bir aldatma çabası var. Bu gerçeği çok iyi görmek gerekiyor. Çeşitli kırıntılarla ve aldatma yöntemleriyle toplumun acil ihtiyacı olan demokratikleşme engellenmiş oluyor. Bunu herkesin iyi görmesi lazım.
Elbette en çok da Kürtlerin bu gerçeği iyi görmesi gerekir. Çünkü en büyük oyun oynama ve aldatma bu konuda geliştiriliyor. Kürtler özgürlük ve demokrasi istiyor, ama AKP’nin buna verdiği cevap ortada. Bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan açıkça Kürtlerle alay ediyor. Biraz demokrasi bilincine sahip olan herkes bu zihniyetle AKP’nin Kürt sorununu çözmeyeceğini açıkça görüyor.
AKP’nin paketine şöyle dikkatli bir biçimde bakılsın, aslında demogojiyle eski Kürt inkarını sürdürmeye çalıştığı açıkça görülür. Pakette Kürt adı bile yer almıyor. AKP paketi Kürt halkının varlığını kabul etmiyor. Kürtleri bir toplum olarak görmüyor ve Kürt iradesini muhatap almıyor. Peki Kürt toplumunu kabul etmeyen bir zihniyet Kürt sorununu nasıl çözecek?
TV ekranlarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı izliyoruz. Sözde yayınladığı paketi izah ediyor. Biraz fazla eleştiri almış olacak ki, epeyce gergin görünüyor. XQW harflerinin Kürtçe alfabe için değil, F klavyenin ortadan kalkmaması ve böylece Türkçenin asimile olmaması için getirildiğini belirtiyor. Şaka gibi sözler, ama çok ciddi olarak söylenmiş bulunuyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın adını bile ağzına almıyor. İmralı sisteminin değişmeyeceğini üzerine basarak bir kez daha ifade ediyor. Dahası “Kürt halkına başka haklar verilmeyecek mi?” sorusuna “Türk milleti” kavramıyla cevap veriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Türk milleti” tanımıyla CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Türk milleti” tanımı arasında hiçbir fark bulunmuyor.
Tayyip Erdoğan da tıpkı CHP’liler gibi “Türk milleti” kavramının herkesi kapsadığını söylüyor. Acaba Almanları, Fransızları da kapsıyor mu? Doğrusu insan merak ediyor. Başbakan da Kürt milletini inkar edebilmek için, Türk milletini cumhuriyetinin kuruluşuyla başlatıyor. Yani Türk tarihini inkar etmiş oluyor.
Tabi bu fikirler AKP tarafından ilk kez böyle açıkça söylenmiş oluyor. Bütün AKP’lilerin kabul edip edemeyeceğini elbette bilemeyiz. Ama Tayyip Erdoğan’ın fikirlerinin CHP’ninkilerden hiçbir farkının olmadığını çok iyi bilir hale geldik. Tabi bu fikirlerle AKP’nin hiçbir zaman Kürt sorununu çözmeyeceğini de! Kürt gerçeğine hep çıkarcı yaklaşacağını da! Bunların hepsini çok iyi öğrendik!..