Ve bu güne kadar yapılan tartışmaların neredeyse hepsinde aynı "bekle gör" ya da "Kürtler yapsın"cı anlayışları bulmak mümkün, üstelik Türkiye toplumunun tüm demokrasi problemleri de Kürtlere havale edilerek.
Kürtlerin gerçek özgürleşmesinin demokrasi ve insan haklarının yerleşmesi ile mümkün olabileceğini, toplumun diğer kesimlerinin esareti devam ederken, devlet faşist yapısını korurken gerçek özgürleşmenin olamayacağını söylemek için, PKK’yi çekiştirmeye gerek olmadığı açık. Ancak bu havaleci ve sürece sadece konuşarak müdahale eden mantık, bir yandan mücadelenin başka araçlarla sürdürülmesi çabasını reddederken, öte yandan sürecin yükünü Kürtlerde bırakmanın yolunu bu şekilde buluyor.
Oysa Kürt Özgürlük Mücadelesinin zaten pek çok olumlu etkisi oldu bu güne kadar. Sadece kendisinin değil baskı altında suspus edilmiş farklı kimlik ve grupların özgün talepleri ile açığa çıkmasına olanak yarattı. Farklılıklarını üstenci milliyetçilik olarak değil eşitlik ve barış fikri etrafında birleştirdi. Bir anlamda eşitlik ve özgürlük ruhunu ortaya çıkardı. Mücadelede kararlılığın, cesaretin kazanacağını gösterdi.
Öte yandan, faşizmin azgın saldırılarını kendi üzerine çekince batıdaki devlet şiddetinin azalmasına zemin doğdu. Bunun bir görünümü olarak Kürdistan’a bombalar yağarken ve yaşam can pazarına dönmüşken, batıda toplumsal gösteriler gazlı sulu müdahalelerle savuşturuldu.
Buna rağmen, bunu destekleyen bir mücadele hattı geliştirilemedi. Kürt Özgürlük Mücadelesini bastırmak için devletin giriştiği savaş, emek sömürüsünü, demokratik hak gasplarını, özgürlük problemlerini derinleştirmesine rağmen, bu alanlardan mücadele yükseltilemedi. Emek örgütleri, devrimci muhalefet gelişeceğine geriledi. Toplumda yaratılan milliyetçi duyguların ve devlet şiddetinin saldığı korkunun, toplumun kendi sorunlarına sahip çıkmasının önüne geçmesine izin verildi.
Bunu derken toplumsal mücadelenin gelişmemişliğini mazur gördüğüm sanılmasın. Aksine bu gün demokrasiyi PKK’dan bekleyenlere, bu güne kadar yapmadıklarını hatırlatmanın bir gereklilik olduğuna inanıyorum.
Özgür tartışma ortamlarının geliştiriciliğine sonuna kadar inanmakla birlikte, hiç değilse namusunu kaybetmemiş her kesim ya da kişiden, sürecin eleştiriden önce özeleştiri gerektirdiğinin sorumluluğuyla hareket etmelerini bekliyorum ayrıca.
Barış ve çözüm diye tanımlanıp sadece Kürtlere havale edilmeye çalışılacağına, aynı zamanda demokrasi ve özgürlükler mücadelesi için bir zemin, bir fırsat olduğu ve hatta iki mücadele hattının ortak zeminde yürümesinin bütünlüklü kazanım için gerekliliği kavranarak, mücadele dinamikleri tarafından sürecin bu yönlü değerlendirilebilmesini umuyorum…
Elbette, bu sürecin devlet dışında hükümetin meselesi olarak gösterilmesinden, hükümetin çözüm planının olmayışına, savaş dilinde ısrarına ve son olarak Devlet aklını sorgulamak kimsenin haddi değil anlayışı ile çizgi dışına çıkan halka "akıllı olun" diyecek "akil insanlar" meselesine kadar pek çok şeyi tartışalım. Ancak sadece tartışmayalım, hiç değilse hem iş yapalım hem konuşalım.
Demokrasiyi de Kürtlerden beklemek
Kürtlerin özgürlüğü mü demokrasiden çıkar, demokrasi mi Kürt Özgürlük Mücadelesinden? Bu zorlamalı ve toptancı tartışmada süreç değerlendirmeleri yapılıyor ve devletin, hükümetin değil PKK’nin tutumu masaya yatırılıp o yana bu yana çekiştiriliyor.