“Başbakan diyor ki, ‘yolsuzluk operasyonu yaparak paralel yapının üzerini örtüyorlar.’ Pensilvanya’daki de diyor ki, ‘yolsuzluğun üzerini paralel yapı var’ diyerek örtüyorlar. Allah biliyor, ikisi de doğru söylüyor”.
Harc-ı alem siyaset dediğin de zaten burada ifade edilen “gerçeğin yarısını” ifade etmek değil mi? Eğer birbiriyle kavga eden iki siyasi güçten biri “hakikatin yüzde yüzünü”, öteki de “yalanın yüzde yüzünü” dile getirseydi, kavga daha en baştan sona ererdi. Çünkü hiç bir halk, hiç bir zümre, sınıf ya da cemaat, “yüzde yüz yalanın” yanında yer almaz.
Ama taraflar “yalanın yarısıyla, gerçeğin yarısını” karşılıklı olarak dile getirdiklerinde, durum değişir Bu durumda, “yarım gerçekle, yarım yalanı” en iyi, en demagojik ve en kurnaz yöntemlerle dile getirenler çoğunluğu kazanır. Diğeri azınlıkta kalır. O nedenle seçim kazanan egemen düzen partisi aslında “yarım gerçekle, yarım yalanın” partisidir.
İş böyle olduğu için halkın bir bölümü “yarım yalan ve yarım hakikat” partilerinden birinin söylediği “yarım hakikate” bakarak onu tutar, halkın diğer bölümü de öteki partinin “yarım hakikatine” bakarak ona destek verir. Bu partiler eğer hakikatin bir bölümünü dile getirmeseler, dile getirdikleri diğer “yarım yalanlara” halkı inandıramazlar.
Şu anda Kürdistan dışındaki bütün illerde, halk, seçim eşiğinde, ikiye ayrıldı: Bir bölümü, Cemaat’in dile getirdiği “yolsuzluk” “hakikati”nden dolayı, Cemaat’in “yalanlarına” inanıyor. Diğer bölümü ise, Hükümetin dile getirdiği “paralel devlet ve darbe” “hakikatine” bakarak, Hükümetin “yalanlarına” inanıyor.
Bu durumda ne yapmalı?
Bazı aydınların yaptığı gibi yapmamalı...Örneğin aziz dostumuz Cengiz Çandar, Cemaat’in “yolsuzluk hakikatini”, Hükümetin “paralel devlet ve darbe” hakikatinden “üstün” tutuyor. O kadar ileriye gidiyor ki, “yarım hakikatler ile yarım yalanların” çarpışmasından doğan krizden çıkış yolu olarak da, neredeyse “hükümetin yıkılmasını” çare olarak görecek hallere geliyor. Eğer kavga her ikisi de “egemen ve küresel güçlerle müttefik” iki güç arasında yaşanmakta ise, tutarlı demokratın tutumu, ne “yarım hakikatlerden” birisini hakikatin kendisi gibi göstermek, ne de birinin yalanına göz yumup, diğerinin yalanını dile getirmek olmalı...
Tutarlı demokrat, halka anlatmalı.
“Evet, ikisi de bir diğeri hakkında hakikati söylüyor, yolsuzluğu paralel devlete karşı mücadele iddiasıyla örtmek isteyenle, paralel devletin darbe teşebbüsünü yolsuzluk iddiasıyla örtmek isteyenler, ülkeyi krize sürüklüyor. Ve sonra da hükümet krizden ‘paralel devlete karşı kendi otoriter devletini kurma’ yoluyla, Cemaat ise krizden cemaatçi yargı-polis vesayetiyle’ çıkmaktan söz ediyor. Bu arada rövanşistler de, fırsattan yararlanarak eski askeri vesayeti bir darbe yaparak kurma rüyası görüyor.
Günümüzde demokratlığın ölçüsü şudur: Bir, “Hükümet Cemaat hakkında, cemaat de hükümet hakkında doğruyu söylüyor” diyeceksin. İki, o da diğeri de krizden otoriter yolla çıkmak istiyor diye ekleyeceksin. Üç, krizden demokrasi ve çözüm yoluyla çıkılmalıdır diyerek darbeye karşı çıkacak ve hükümeti zorlayacaksın.
Şu anda yalnızca HDP ve BDP böyle yapıyor, hakikatin bütününü dile getiriyor, krizden “demokrasi ve çözüm” yoluyla çıkış çizgisi izliyor. Darbeye “dur” diyor, hükümeti demokrasi ve çözüm yolunda adım atmaya zorluyor.
Başarıyor mu?
Hem de nasıl? Daha şimdiden hükümet, özel yetkili mahkemeleri ve TMK’yı “lağvetmekten” söz eder oldu bile...
Bir de HDP’nin “oy patlaması” yaptığını ve BDP’nin Kürdistan’da AKP’yi ve cemaatçi tırşıkçılığı sıfırladığını düşünün. Şimdi böyle işaretler çıktığına göre o zaman demokrasinin ve çözümün de önü açılacaktır...
Demokrat olmanın çok basit reçetesi!
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, şöyle dedi: