Türkiye cezaevlerinde bulunan siyasi tutsakların başlattıkları süresiz dönüşümsüz açlık grevi bir ayını geride bıraktı. Cezaevlerinden yansıyan bilgiler, tutsakların sağlık durumlarının her geçen gün kötüleştiğini gösteriyor. Ancak hükümetten şimdiye kadar çıt yok. Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bütün devlete kabul ettirdiği ‘görmezsen yoktur’ ilkesi ile kimse cezaevlerini görmüyor. Ama tutsaklar yine de bir biçimiyle seslerini duyurmaya çalışıyor. Yakın zamanda Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde kalan Çimen Işık’ın mektubu ulaştı elime. Ben de bu haftaki köşe yazımı demokrat ve vicdan sahiplerine seslenen Çimen Işık’ın mektubuna bırakıyorum.
"Onbinlerce tutsak yirmi günü geçen süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerini, 12 Eylül 2012 tarihinde beri sürdürüyorlar. Bu eylemin iki talep çerçevesinde başladığı ve bu temelde süreceği konusunda herkes net. Ancak demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe inanan her insan, bu iki makul talebin gerçekleşmesi için destek seslerini çok yönlü açıklıyor. Ve onbinlerce tutsak gün be gün direniyorlar...
Nedir bu iki talep? Bir halkın özgürlüğü, eşitliği, hakları anlamına gelen Sayın Öcalan'ın özgürlüğü başta olmak üzere güvenlik, sağlık ve yaşam koşullarının düzeltilmesidir. Sayın Öcalan'ın Kürt halkı için nasıl bir anlam taşıdığı, bu anlamın en önemli noktalarından olan Sayın Öcalan'ın özgürlüğünün Kürt halkının özgürlüğüne denk olduğu gerçekliği yadırganamaz. 30 yıllk bir mücadele sonunda gelinen aşamada, Kürt halkının, Kürt kadınlarının köleliği, sömürüyü, asimilasyonu kabul etmeyecekleri, buna karşı sürekli bir mücadele içinde olacakları gerçeğini iyi okumak gerek. Çünkü dört bir yanda süren mücadele gerçeği ve ısrarı, ödenen bedeller, bunu net bir şekilde izah ediyor...
Sayın Öcalan, İmralı sürecinde de özgürlük, çözüm ve barış için büyük bir mücadele vermiş, insanlık dışı tecride karşı bu mücadelesini devam ettirmiştir. Bir yılı aşkın süredir Sayın Öcalan ile görüşün olmaması da bu mücadeleye karşı geliştirilen politikanın yansımasıdır. Bu da görüldüğü gibi sürekli ölüm, kan ve imha olarak sonuçlarını vermekte, Kürt halkı yok edilmeye çalışılmaktadır. Yani Sayın Öcalan üzerindeki insanlık dışı tecrit Kürt halkının imhası anlamına geliyor. Bu imha, asimilasyon ve inkarı kabul etmeyen, buna karşı mücadele eden ve direnen onbinlerce tutsak, bu talepleri kabul edilinceye kadar eylemlerini sürdürme kararlığındadır.
İkici talep olan anadil; Kürtçe'nin yaşamın her alanında kullanma hakkı mücadelesidir. Kürtçe'nin başta savunmalarda olmak üzere, eğitim dili olarak da kullanılabilmesidir. Her insanın, her halkın kendi anadili konuşma, eğitim görme, savunma yapma konusunda doğuştan gelen hakları vardır. Ancak Türkiye gerçekliğinde bu doğal hak kabul görmemekte, asimilasyon politikaları ve zihniyetiyle sürekli yasaklar çerçevesinde tutulmaktadır. Yüzlerce tutsak kendilerini anadillerinde savunmak istedikleri için, sorgusuz-sualsiz yargılanmakta, yöneltilen suçlamalara tek bir söz söylemeden, cevap vermeden onyıllarca ceza almaktadırlar. Çocuklar kendi dillerinde eğitim görmemekte, hiç bilmedikleri bir dille, eğitime başlamakta ve anadillerini unutmaya zorlanmaktadırlar. Kadınlar dillerini korumaya, yaşatmaya çalıştıkça daha bir hor görülmekte, ötekileştirmeleri daha da derinleşmekdir. Çocukları ile bilmedikleri, rahat olmadıkları bir dille iletişime zorlanmaktalar...
Kürtçe yayınlar, müzikler, kitaplar her şey yasak, sorgulama, ceza alma, tutuklama gerekçesi yapılmaktır. Tüm bunlar yaşanırken demokrasi, eşitlik, özgürlük, hukuk gibi kavramlar kullanılarak Kürtler her alanda açık bir şekilde yok edilmeye çalışılmaktadır. Sonuç olarak tüm bunlara karşı durmak için onbinlerce tutsak direnişte... Sürgünlere, cezalara, işkencelere, katliamlara karşı eylemler sürüyor. Kadın tutsaklar direnişte, erkek tutsaklar direnişte, halk direnişte... Zindanlar direnişte... Ve zindan direnişinin sembolü olan, Mazlumların, Kemallerin, Dörtlerin mekanı Amed zindanında dokuz kadın tutsak direnişlerini sürdürüyorlar. Bunun her birimiz için ayrı bir anlamı, yükümlülüğü, sorumlulukları var. Bu hassasiyetle onbinlerce tutsağın direnişlerine her Kürt, demokrat, vicdan sahibi insanın ses katması, desteklemesi gerekir, gerekiyor...”
Demokrat ve vicdan sahiplerine...