Türkiye solunun PKK Önderliğinin Kürt sorununa demokratik çözüm arama ve Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlama çabalarına karşı yaklaşımları gerçekten de irdelenmeye değer ve şaşırtıcıdır. Sanki Kürt sorununa demokratik bir uzlaşı temelinde çözüm aramak yanlışmış gibi bir yaklaşım gösterilmektedir. Böyle bir çözüm arayışıyla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ne bakışta değişiklikler yaşamaları bugüne kadar ilkesel değil de taktik ya da günlük bir yaklaşım içinde olduklarını ortaya koymaktadır.

Her şeyden önce Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik bir uzlaşı içinde Kürt sorununa çözüm araması yeni değildir; en azından yirmi yıllık bir arayıştır. Bu konuda da her zaman makul bir çözüm yaklaşımı içinde olduğu bilinmektedir. Bu açıdan demokratik siyasal çözüm konusunda her zaman tutarlı bir yaklaşım gösterilmiştir. Bu yirmi yıl içinde de her zaman Türkiye sınırları içinde ve Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde bir çözüm tutumu ortaya konulmuştur. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin demokratikleşemeyeceği ve demokratikleşme olmadan da Kürt sorununun çözülemeyeceğini bir denklem, bir kanun gibi ele almıştır.
Kürt Özgürlük Hareketi sosyalist ve antikapitalist bir harekettir. Kapitalizmin hem kültürüne hem de ekonomik ve sosyal yaşamına bir bütün karşıdır. Devleti demokrasi ve özgürlük karşıtı olarak görmekte, devlet olmayı ne sosyalizm ne de ulusal sorunun çözümü için bir araç ve amaç olarak görmektedir. Devlet yıkma ve devlet kurmayı bir devrimci eylem olarak görmeyen, devlet karşıtlığını devleti geriletip a-devlet bir sistem kurma olarak ele alan bir felsefi ideolojik ve teorik bakışa sahiptir. Devlet karşıtlığını, devlete karşı mücadeleyi yeni bir paradigma ve yeni araçlarla yürütme yaklaşımı içindedir. Şiddetin devleti güçlendiren araç olduğunu, demokratik ortam ve demokratik siyaset araçlarının ise ezilenleri ve bir bütün olarak toplumu güçlendirdiğini söyleyen bir örgüt ve eylem yaklaşımına da sahiptir. Kuşkusuz demokratik siyaset ve demokratik mücadele imkanının olmadığı her ortamda meşru savunma araçlarının kullanılmasını da var olma ve varlığını kazanma hakkı olduğunu vurgulamaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi demokrasi ve özgürlüğünün ancak ve ancak devlete karşı mücadele ve kendi demokratik kurumsallaşmasına dayalı özgür yaşamla mümkün olacağını söylemektedir. Devletin özgür ve demokratik yaşam vermeyecek, devletten böyle bir beklenti içinde olmanın köleliğe boyun eğmek olduğunu söyleyen bir felsefik, ideolojik ve teorik bakış içinde olan bir paradigmaya sahiptir. Bu hareketin politikalarına ve yaptıklarına bu paradigma ile bakılırsa doğru bir değerlendirme yapılabilir.
PKK’nin ideolojik ve teorik yaklaşımı savaş zamanında da öyleydi; demokratik çözüm arayışı döneminde de böyledir. Bir barışın sağlandığı ortamda da böyle olacaktır. Zaten barış da göreceli bir kavramdır. Barış denilen süreçte de mücadele bitmiyor, mücadelenin araçları değişiyor. Silahlı şiddetin kullanılmadığı, silahların devrede olmadığı mücadele dönemine barış dönemi demek daha doğrudur. Yoksa devletle egemenlik mücadelesi hiçbir zaman bitmemektedir. Bu mücadele yine devrimci yaklaşım ve araçlarla sürecektir. Devlet dışı toplumu kurma ve devlet dışı toplum sistemini kurma da radikal ve köklü bir mücadeleyi ifade etmektedir. Demokratik mücadele ve demokratik siyaset köklü ve radikal değişiklik getiren araç ve kurumlarla gerçekleştirilmektedir.
Eğer bir toplumun varlığı kabul edilip varlığının gerektirdiği özgür ve demokratik yaşam koşulları oluşmuşsa demokratik mücadele daha fazla kazandırır. Zorun devrede olduğu mücadele ortamlarının egemenlere, demokratik mücadele koşullarının var olduğu ortamların ise ezilen topluluklara avantaj kazandıracağı açıktır. Kürt Halk Önderinin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu anlayışla hareket ettiği iyi bilinmelidir.
AKP iktidarının olduğu bir ortamda demokratik siyasal çözüm arayışı da yanlış değildir. Belli bir uzlaşmaya dayalı bir çözümü ortaya çıkaran da mücadele olmuştur. Dolayısıyla mevcut çözüm arayışları da bir mücadelenin sonucudur. Yoksa AKP düne kadar ezmek istediği ve idamını gündemleştirdiği bir hareketi ve önderini muhatap almazdı. Bunu aklı başında olan herkes takdir edecektir. Kürt Özgürlük Hareketi ilkelerinden ve yaşam projesinden taviz vermiyor; mevcut gerici, şovenist ve kültürel soykırımcı politikalarından geri adım atacak olan Türk devleti ve AKP Hükümeti olacaktır. Demokratik siyasal çözümün amacı devleti ve AKP’yi demokratik çözüm çizgisine çekmektir. Bu da mücadeleyle sağlanmış, mücadeleyle de geliştirilecek bir durumu ifade etmektedir. Kürt halkı temel haklarını kullanmada ve demokratik özgür yaşamını gerçekleştirmede ısrarlıdır. Kendi kendini yönetmesi; ekonomik, siyasal ve kültürel özerk yaşamını sağlaması temel hedeftir. Bir demokratik çözüm bu hedeflere ulaşmayı esas almaktadır. Bu açıdan hiçbir bakımdan hakkından da, hukukundan da, hedefinden de feragat etmesi söz konusu değildir. Zaten gerillanın geri çekilmesi bu temel hakların kabul edilmesi ve pratikleşmesinin sağlanması için yapılacaktır.
PKK ve AKP uzlaşacak, otoriter bir Türkiye kurulacak, diğer topluluklar saf dışı edilecek gibi değerlendirmeler safsatadır. Hiçbir gerçeklikle alakası yoktur. Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm arayışına karşı olanların uydurmasıdır, yalanıdır. Tam aksine AKP’ye geri adım attırmaya zorlayan ve tüm toplulukların özgür ve demokratik yaşamının olanaklarını yaratmaya çalışan bir çaba yürütmektedir. AKP’yi ve devleti değişime uğratma mücadelesi verilmektedir. Kürt Halk Önderinin Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata ile yaptığı görüşmede AKP hegemonyasını kabul etmeyeceğinin vurgulanması bunun açık ifadesidir. Ahmet Türk’e 90 yıldır başka bir hegemonya altında ezildik, şimdi AKP’nin, yeni siyasal İslam’ın hegemonyası altında ezilmek istemeyiz diyerek sürece nasıl yaklaştığını açıkça ortaya koymuştur.
Kürt Özgürlük Hareketi ezilseydi siyasal İslamcı hegemonya Türkiye’de gerçekleşecekti. Kürt Özgürlük Hareketi böyle bir hegemonya çabasını başarısızlığa uğratmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında başarısız kalan AKP Hükümeti şimdi tümden kaybetmemek için Kürt Halk Önderiyle bir uzlaşma arayışına girmiştir. Kürt Halk Önderi de AKP’ye Kürt sorununun çözümünde adım atma ve demokratikleşme temelinde Türkiye siyasetinde demokratik ortamda yer alacak herhangi bir siyasi güç olmayı kabul edersen bir uzlaşmaya dayalı çözüme varız demiştir. Makul bir çözümün olabileceği ve demokratikleşmiş bir Türkiye’de ne siyasi İslam ne de başka bir güç hegemon olacaktır. Egemen güçler -buna AKP de dahil- hala ağırlıklarını sürdürseler de başta Kürtler olmak üzere diğer toplumsal güçler ve etnisiteler demokratik bir uzlaşı içinde demokratik mücadele ortamında yan yana yaşamayı kabul etmiş olacaklardır. Bu ortamda ne klasik ulusalcılar ne siyasal İslamcılar ne de başka bir güç hegemon olacaktır. Bunların tümünün varlığını sürdürdüğü bir egemen sınıflar bloğuyla; varlıklarını, kimliklerini, özgür ve demokratik yaşam olanaklarını geliştirmek isteyen toplumsal kesimler arasında bir dengenin –demokratik uzlaşı çerçevesinde- olduğu yeni bir Türkiye hedeflenmektedir. Yeni demokratik anayasa ve yasalarla böyle bir Türkiye’nin hukuku ve kurumsallaşması sağlanmaya çalışılacaktır.
Demokratik siyasal çözüm süreci bunları hedeflemektedir. Ancak bu mücadelenin, bu sürecin nasıl sonuçlanacağını demokrasi güçleriyle egemen güçler arasındaki mücadele ve bu mücadele temelinde oluşacak dengeler belirleyecektir. Egemenler hiçbir mevzilerini, imtiyazlarını gönüllü bırakmazlar. Mücadele ve sadece mücadele ve devrimci demokrasi güçlerinin ortaya çıkardığı birikim ve güç bu sürecin karakterini belirleyecektir. Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleri bu sürecin sonunda daha demokratik bir Türkiye, temel hak ve özgürlüklerin daha fazla genişlediği bir Türkiye hedeflerken; AKP ve diğer oligarşik politik güçler kendi etkinliklerini daha fazla sağladıkları bir sistemi arzulayacaklardır. Türkiye’de politik oligarşiden söz ederken sadece AKP’yi anlamak yanlıştır. Bu oligarşi içinde CHP ve MHP de vardır. Kürt Halk Önderi bu oligarşik yapıyı bir bütünen geriletmeye ve demokrasiye duyarlı hale getirmeye çalışıyor. Dolayısıyla AKP’nin diktatörlüğüne ya da hegemonyasına destek verilecek yaklaşımları tamamen gerçekleri saptırmak ve süreci anlamamaktır.
Bu önderlik ve hareket Türkiye’yi demokratikleştirmeyen hiçbir pratiğe destek vermez. Çünkü Türkiye’de demokratikleşme gelişmeden Kürt sorunu çözülemez. Kürt Özgürlük Hareketi sadece ve sadece Türkiye’yi demokratikleştirecek, bu yönlü gelişme yaratacak, diğer inanç ve etnik toplulukların özgür ve demokratik yaşamını sağlatacak adımlara ve projelere destek verir. Bunu böyle anlamamak Kürt Özgürlük Hareketi’nin devrimci demokratik karakterini ve sosyalist kimliğini göz ardı etmek olur. Türkiye’deki gerici sistemle herkes uzlaşabilir, ancak Kürt Özgürlük Hareketi uzlaşmaz. Kürt Özgürlük Hareketi’nin uzlaşacağı sistem ve akımlar kendisini de değiştirebilecek olanlar olacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi bu sistemi değiştirmek için mücadele vermiştir. Şu andaki çabası budur; sonraki çabası da böyle olacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Herkesten kuşku duyulabilir, ama kırk yıllık tutarlı bir pratiği olan bu hareketin Türkiye’yi demokratikleşme doğrultusunda değiştirme mücadelesinden kuşku duyulamaz.
Bazı sol çevrelerin mevcut çözüm projesine uzak durmaları tamamen Ergenekon ya da CHP’nin yarattığı atmosferden etkilenmeleri nedeniyledir. Bu çevreler her ne kadar AKP’ye karşı olduklarını ortaya koysalar da düşünce ve pratikleriyle siyasal İslam’a yol açan ve AKP’yi güçlendiren kesimlerdir. AKP’ye karşı mücadele veren ve siyasal İslam’ın hegemonya olmasını engelleyen ise Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Kürtleri ezsin diye AKP’ye yol veren bu devlettir. AKP; PKK’yi en iyi ben ezer, en iyi ben oyalarım diyerek iktidarını pekiştirmiştir. PKK’ye karşı savaşta başarılı olsaydı siyasal İslam’ın hegemonyası gerçekleşecekti. Bu olmadı. Şimdi siyasal İslam’ın da sistem içinde olacağı, ama hegemonya olmayacağı yeni bir Türkiye yaratılmaya çalışılmaktadır.
Fethullahçılar bunu gördükleri için PKK’ye öfkelidirler. Bu nedenle bazı haklar vereceksek biz verelim, PKK’yi muhatap almaya gerek yok demeleri siyasal İslam’ın hegemon olduğu bir Türkiye hedeflemelerinden dolayıdır. Demokratikleşen bir ülkede herhangi bir güç olmayı değil de siyasal İslam’ın hegemonyasını hedeflediklerinden şimdi demokratik uzlaşmaya dayalı bir çözüme karşıdırlar. Bu nedenle hiç kimseyi muhatap almadan biz şöyle yapalım demektedirler. Ancak onların dedikleri olmadı. Aslında AKP de Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezip hegemon güç olmak istiyordu. Bunu başarsaydı klasik iktidar blokları gibi siyasal İslam da Kürtleri ezmiş bir güç olarak uzun yıllar esas iktidar olarak kalacaktı. Çünkü bugüne kadar kültürel soykırımı hedefleyen Türkiye’de iktidar olmanın kanunu Kürtleri egemenlik altında tutma kapasitesi ve kabiliyetiydi. AKP bunu denedi, ama olmadı. Hatta tümden kaybetmeyle karşı karşıya geldi. Bu nedenle İmralı’ya heyetlerini gönderdi.
AKP hala bir çözüm değil de oyalama peşinde olabilir, hala Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini kabul edecek bir karakterde olmayabilir; ancak Kürt Halk Önderinin çabasını demokrasi güçlerinin desteklemesiyle AKP belli bir uzlaşma ve demokratik çözüm çizgisine getirilebilir. Kuşkusuz bunu sağlatacak olan da Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin mücadele birliğidir.