Çatışmasızlığın yaratılması, gerilla güçlerinin geri çekilmesi ve Amed konferansı bir sürecin parçalarıdır. Tüm bu adımlar, eylemler ve çabalar Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüyle ilgilidir. Türkiye’de siyasi zihniyet demokratikleşmeden ne Kürt sorun ne de başka sorunlar çözülür.

Amed konferansı AKP’yi daha da sıkıştıracaktır. Amed konferansı Kürt sorununun çözümünden kaçınılmayacağını bir daha göstermiştir. Kürt halkının talepleri nettir ve hemen karşılanması isteniyor. Çünkü bu talepler çok makul ve haklı taleplerdir. Şu ya da bu nedenle zamana yayılıp reddedilecek talepler değildir. Şu seçim öncesi, bu seçim öncesi yapamayız denilerek ertelenecek talepler değildir. Kürtler kendi doğal hakları söz konusu olduğunda artık seçim meçim laflarını duymak istemiyor. Artık bu tür söylem ve gerekçelerin zamanı geçmiştir.
Amed konferansı Kürtlerin çoğunluğunun Kürt sorununun siyasi bir statüyle çözümünü istediğini ortaya koymuştur. Demokratik Özerklik, federasyon ya da bağımsızlık; çözüm seçenekleri olarak ortaya konulmuştur. Kuşkusuz Kürtlerin çoğunluğu Demokratik Özerklik temelinde Türkiye sınırları içinde Türkiye halklarıyla demokratik birlik içinde yaşamak istiyor. Kürtlerin yüzde 70’i Demokratik Özerklik, yüzde 10’u federasyon, yüzde 10’u da bağımsızlık isterken, yüzde 10 kadarı da mevcut kültürel soykırımcı sömürgecilik altında yaşamaktan memnun gözüküyor. Kürt Özgürlük Hareketi de Demokratik Özerklik gerçekleşirse bunun federasyon ve bağımsızlıktan daha fazla kazandıracağını düşünmektedir. Doğrusunun da, uygununun da, en fazla özgürleştirici ve kazandırıcı olanın da bu olduğunu ortaya koymaktadır. Kuşkusuz Kürtler içinde bu konularda farklı düşünenler vardır. Ancak sonuç itibariyle tüm Kürtler siyasi bir statü konusunda ortak fikir sahibidirler. Buna AKP’ye oy veren Kürtler de dahildir.
AKP’ye oy veren Kürtlerin önemli bir bölümü Kürt sorunu konusunda AKP gibi düşünmüyor. En fazla da AKP’nin Kürt politikası konusunda rahatsızdırlar. Bu nedenle daha önce AKP’ye oy veren Kürtler her seçimde daha fazla BDP’ye yöneliyorlar. 90 yıllık kültürel soykırım ve özel savaşın Kürt kimliğini zayıflattığı yerlerde AKP’ye oy verenler daha fazla olsa da iyi bir çalışma yapıldığında oralarda da BDP’ye oy kayması olacaktır.
Amed konferansı aynı zamanda çatışmasızlığın sağlandığı, gerillanın geri çekildiği birinci aşamanın tamamlandığı bir sürece denk gelmiştir. Bu açıdan çözüm için ciddi adımlar atılması toplumsal talep haline gelmiştir. AKP adım atmazsa tüm Kürtleri karşısında bulacaktır. Bu nedenle KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı AKP’yi çok ciddi biçimde uyarmıştır. Bu uyarı ikinci aşamada yapılması gerekenler için yapılmıştır. Bu da yeni anayasanın yapılması ve demokratikleşme önünde engel olan yasal değişikliklerin gerçekleşmesidir.
AKP artık oyalarım, şu seçimi de atlatırım politikası izleyemeyecektir. Ne Kürt halkı ne de Türkiye’nin demokrasi güçleri buna müsaade edecektir. Gezi Parkı direnişi de “artık yeter, demokratik olmayan zihniyet bırakılsın ve Türkiye demokratikleştirilsin” demiştir. Gençler ve demokrasi güçleri bunun için ayağa kalkmıştır. Kürt halkı zaten kırk yıllık kesintisiz süren mücadelesiyle Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü istemektedir.
Gerillanın geri çekilmesi de demokratik siyasetin önünü açma amaçlıydı. Kürt Halk Önderinin Newroz mesajında belirttiği gibi demokratik siyasetin önünün açılması için gerilla geri çekilmiştir. Gezi Parkı, demokratik siyasetin ve fikir mücadelesinin öne çıkmasının ilk önemli pratiği oldu. Bu eylem karşısında ne ucuz bölücülük söylemi yapılabildi, ne de bölücülüğe hizmet eden eylemler denilerek derhal bastırma yoluna gidildi. Kürt Halk Önderinin hamlesinin demokratik direnişlerin ezilmesinin önünü alan böyle bir karakteri de vardır. Zaten bir görüşme notunda artık sosyalistler de eskisi gibi zulme ve baskılara uğramayacak, demokratik siyasal mücadele içinde yer alacaklardır, diyordu. Bu açıdan Gezi Parkı direnişi Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için başlatılan bir hamlenin parçasıdır. Ne bu süreçten bağımsızdır ne de Erdoğan’ın saptırmak istediği gibi çözüm karşıtı bir direniştir. Katılanların çok az bir kısmının AKP iktidarı nedeniyle çözüme karşı tutum göstermesi, Gezi Parkı direnişinin demokratik, özgürlükçü ve Türkiye’yi demokratik dönüşüme uğratan karakterini değiştirmez. Aksine Gezi Parkı direnişine karşı çıkmak demokratik çözüm zihniyetinde olmamaktır. Kürt Halk Önderinin başlattığı demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa etme hamlesinin ruhuna ters davranan, Gezi Parkına şiddetle saldıran AKP Hükümetidir.
Gezi Parkı direnişi, Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm hamlesinin öngördüğü bir gelişmedir. Türkiye’deki demokratik birikimin, demokratik siyaset ortamı bulduğu anda harekete geçmesi olarak görülmelidir. Çözüm sürecine karşı ya da çözüm sürecini engelleyen değil, çözüm sürecini güçlendiren bir direniş olmuştur. Gezi Parkı direnişiyle birlikte Türkiye demokratikleşmeye daha yakın hale gelmiştir. Kürt demokrasi gücü yanında Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri de AKP Hükümetini demokratikleşme konusunda zorlamaya başlamıştır. Artık AKP Gezi Parkı direnişi öncesindeki durumdan daha fazla demokratikleşme baskısı altındadır.
Gezi Parkı direnişinin başlatılmasında en önemli aktörlerden biri Sırrı Süreyya Önder olmuştur. Bu nedenle bir ceza verir gibi İmralı’ya giden heyette kabul edilmemiştir. Kuşkusuz bu süreçte İmralı heyetinde olması çok önemlidir, ama reddedilme gerekçesi düşünüldüğünde bu reddediliş Sırrı Süreyya Önder için bir onurdur. Sırrı Süreyya Önder bırakalım sürece karşı olmayı, sürecin başarıyla sonuçlanması için büyük çaba gösteren ve bu rolü nedeniyle heyecan duyan bir devrimci demokrattır.
Gezi Parkı direnişinin ilk günlerinde ulusalcıların da bu eylemlere katılması nedeniyle Kürtlerin bir kısmında bir tereddüt olmuştur. Bir kısım ulusalcıların niyetleri ve yaklaşımlarının farklı olması bu eylemlerin karakterini hiçbir biçimde değiştirmez; değiştirmesi de zordur. Ancak bazı Kürt çevrelerinde bu durumu doğru analiz edeceklerine kimi tereddütler ortaya çıkmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi başından beri bu eylemleri olumlu görmesine rağmen resmi bir açıklamanın geç olması tabii ki eleştirilecek bir konu olabilir. Ancak Gezi Parkı direnişinin devrimci demokratik karakterinden hiçbir kuşku duyulmamıştır. Gereken destek verilmiştir. Kürt basını zaten başından sonuna kadar bu direnişi destekleyici ve AKP’nin politikalarını teşhir edici yayınlarını kesintisiz sürdürmüştür. Ancak kimi tereddütler görülüp erkenden müdahale edilseydi bu durum Gezi Parkı direnişini daha fazla güçlendirir, AKP’nin propagandalarını ve oyunlarını boşa çıkarırdı. Yine CHP’nin ve bazı çevrelerin saptırma, özünü ve karakterini farklı yansıtma çabalarının önü alınırdı. Bu yönlü eleştiriler Kürt Özgürlük Hareketi tarafından dikkate alınmakta ve üzerinde durulmaktadır.
Gezi Parkı direnişi Kürt demokrasi güçleriyle Türkiye demokrasi güçlerinin ortak hareket etmesinin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. Zaten her iki hareket açısından da doğru olan budur. İkisini birlikte hareket ettirmeden ne doğru politik çizgi ne de eylem hattı tutturulabilir. Her iki hareketin bütünlüğü Türkiye’yi gerçek anlamda demokratikleştirebilir ve Kürt sorununun çözümünü sağlatabilir.
Türk devleti; Türkiye’deki demokrasi güçleri harekete geçmediği için ne Kürt sorununun çözümü ne de Türkiye’nin demokratikleşmesi için adım attı. Çünkü bu iki olgu birbirine bağlıdır. Bunlar ancak birlikte ele alındığında gerçekleşebilecek olgulardır. Türk devleti her zaman demokratikleşme adımları atarsak bundan Kürtler yararlanır diyerek bu yönlü adımlar atmaktan özellikle kaçındı. Türkiye’de demokrasi güçleri de harekete geçmeyince demokratikleşme adımları atmaktan kaçınmayı kolayca sağlayabildi. Ancak Türkiye’de demokrasi güçleri harekete geçtiğinde artık demokratikleşmeden kaçmak mümkün değildir. Bu nedenle Gezi Parkı direnişi Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinde eksik kalan ayağı tamamlamada çok önemli bir adım olmuştur. Bu nedenle bu yönlü adımları ve hareketleri destekleme başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokrasi güçlerinin görevidir.
Gezi Parkı’ndan hem Türkiye demokrasi güçleri hem de Kürt Özgürlük Hareketi önemli dersler ve sonuçlar çıkarılmalıdır. Bu tür demokratik hareketler daha nasıl etkili kılınır; Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde nasıl rol oynatılır konularında daha fazla yoğunlaşılması gerekmektedir.
Her şeyden önce Türkiye halkı ve gençliği otoriter, buyurgan, her şeye yön vermek isteyen toplum mühendisliğine ve otoriter zihniyete hayır demektedir. Demokrasinin gereği olan toplumun dikkate alınması ilkesinin siyasetin temel ilkesi olması gerektiğini gür sesle haykırmışlardır. Topluma dayanmayan, demokratik olmayan, buyurgan, üstenci egemen siyaset anlayışının sonuna gelinmiştir. Bu siyaset tarzına isyan ve bu siyaset tarzının reddi Türkiye siyaseti açısından büyük bir demokratik devrim niteliğindedir. Çünkü Türkiye’deki tüm sorunların kaynağı ve çözümsüzlüğünün nedeni eski siyaset anlayışıdır. Bu siyaset anlayışı değişmeden Türkiye’de hiçbir sorun çözülmez. Bu açıdan Gezi Parkı direnişinin tarihsel anlamı çok büyüktür. Demokratik olmayan siyasetlere karşı gösterilen bu isyanın sonuçları ileride bugünkünden daha fazla irdelenecek ve takdir edilecektir.