Katliamlar, işkenceler, tutuklamalar, tehditler ortamında mimariden bahsetmek ilk bakışta lüks ve gündem dışı görünüyor. Fakat faşizmin koyu karanlığında gözardı edilen bazı hususlar, uzun vadede telafisi imkansız zararlara yol açabilir. Toplumsal direniş bir bütündür ve mimari alanda çalışanlar başta olmak üzere yerel yönetimler bu direnişin bir parçası olacaksa, keşmekeşe pabuç bırakmadan, gözden kaçan işlerin hakkını vermek zorunludur.
Demokratik Uluslaşma yolunda taşları yerli yerine oturtmak için uygun koşullar oluştuğunda, mimari anlayışımızı çok kapsamlı olarak gözden geçirmeliyiz. Şimdilik, ihmal edilmiş olan bu konuda bir şeylerin yapılması gerektiğini hissediyoruz ve konuya dikkat çekmek istiyoruz.

Bu taş bir şey olmak istiyor!

En genel tanımıyla mimari, insanın yaşadığı çevreye müdahale ederek mekan ve yapı oluşturmak üzere geliştirdiği tasarım ve inşa faaliyetleridir.
Edebi bir benzetmeyle ifade edilirse, ağacın, toprağın, taşın insan yaşamına katkısını sağlamak üzere onların ruhunu açığa çıkarmaktır mimari. Bir taş durduğu yerde öylece, yararsız kalmak istemez. Taşlara ruh ve can vererek yararlı hale getirmek de mimarinin işidir. Yararlılık kiminin elinde bir endüstriye dönüşür; kimileri ise doğayla uyumun sanatıyla yaratır bunu.
Çağlara, toplumlara, kültürlere, nüfus, coğrafya ve iklim şartlarına bağlı olarak mimari anlayış ve tarzları değişkenlik gösterir. Ancak tüm çağlarda mimariye damgasını vuran egemen bir anlayışın olduğu belirtilebilir. Mimari çoğu zaman egemen anlayışın sembolü olmuştur. Buna karşın her alanda alternatif olma iddiasını taşıyan Demokratik Uygarlık güçlerinin mimari alanında da farkını yaratması gerekir.
Derdimiz, insan ve toplum yaşamını etkilediği kadar diğer canlılar ve doğa üzerinde de ciddi etkileri olan mimari konusunda demokratik ekolojik yaklaşımın nasıl olabileceğine dair ilgi oluşturma amaçlı bir tartışma yürütmektir. Zahmetli, kapsamlı ve detaylı araştırmalara ve yeni tasarılara ön ayak olmak için bir kıvılcım diyelim!

Bir şeyler yanlış gidiyor!

İnsanlık tarihinde ilk mimarinin ortaya çıkışı, en sade haliyle barınma ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Yerleşik yaşama geçen toplumların kurdukları köyler, ilk mimari örnekleri olarak anılabilir. Ana kadın etrafında geliştirilen ortak yaşama dayalı köy mimarisi incelendiğinde toplumsal kültürün birebir yansıması görülebilir. Kullanılan malzemeyi doğal koşullar belirlerken, yapı biçimini ise toplumsal yaşam anlayışı belirlemiştir.
Topraktan yapılan evlerin tümü birbirine bitişiktir ve iç geçitlerle birbirine bağlıdır. Ana kadının toplumsal ev düzenine karşı bir darbe sürecini geliştiren erkek şamanlar, ilk kez bitişik ortak evlerden ayrı olarak kulübe düzenini geliştirmiştir. Köyün toplu yerleşim alanından ayrı olarak kurulan kulübe, adeta kadın düzenine karşı komplo ve darbe sürecinin hazırlığının yapıldığı merkez rolünü oynamıştır.
Artan nüfus, üretim ve toplumsal ihtiyaçlar temelinde kent kuruluşları gerçekleştiğinde mimariyi yine ihtiyaçlar belirlemiştir. Fakat sınıflaşma olgusuna bağlı olarak üst tabaka kendi mimarisini farklı kılmış ve zamanla egemenliğinin tesisi ve sembolü haline getirmiştir. Zigguratlar bunun en çarpıcı örneğidir. Günümüzün plazalarında da aynı anlayış kendini tekrarlamaktadır.
Toplumda artan sınıflaşmaya bağlı olarak mimariyi belirleyen temel unsur, barınma ihtiyacının ötesine taşmış; güvenlik, hakimiyet, dini inanç, sembolizm, estetik, endüstri, kar ve nihayet lüks konfora varan çeşitli unsurlar devreye girmiştir.
İnsan ve yaşadığı mesken arasındaki bağ sosyolojiden felsefeye, psikolojiden tıpa kadar çeşitli disiplinlerin araştırma sahasına girmiştir. İnsanlar yaşadıkları coğrafyaya benzerler. Dağ, çöl, nehir, deniz insanları için genelleme yapılabilecek kadar farklı karakteristik özellikler tarif edilmiştir. İklime göre tarifler de sıcak, soğuk, ılıman, kurak ya da yağışlı bölgelere göre yapılmıştır. “Kulübede yaşayan insanla sarayda yaşayanın aynı şekilde düşünemeyeceği”, sınıf tahlilleri ve felsefi tartışmaların konusu olmuştur. Köy, kent, metropol yaşamının insan ve toplum üzerindeki etkileri, geçmişten güncele süregelen bir tartışmadır. Gündüz Vassaf “Cehenneme Övgü” kitabında yaşadığımız mekanların psikolojik etkilerine dikkat çekmişti. Masanın, sandalyenin durduğu yerden kapı ve pencereye kadar her şey, insan ruhuna biçim verebiliyor. Ev içindeki düzen dediğimiz şey, hiç farkında olmadan esaret düzenine dönüşebiliyor. İç mimari tartışmaları böylece estetiği çok aşan bir düzleme oturuyor.
Amed’in kara taşlarındaki keder-kader ile insanının özdeşleştirilmesi, edebiyata bolca konu olmuştur. “Sessizliği surlardan öğrendim” diye başlayan sabrın ve direnişin şiirleri, mimari için ilham kaynağı olamaz mı? “”Kırklar Dağı’nın düzü” imara açılırken halkın kutsalına dokunulduğu hesaba katılmış mıdır? Kutu kutu üst üste konan evlere onay verilirken ekolojik kaygı güdülmüş müdür? Bodrum, Marmaris gibi tatil beldelerinde kıyı kanunları uygulanırken ve örneğin evlerin beyaza boyanması şart koşulurken acaba Nusaybin’in, Bismil’in, Iğdır’ın, Batman’ın kriterleri nelerdi? Şu kadar yeşil alan ve şu kadar kat sınırı belirlemek yeterli midir? Ya tarih, ya kültür, ya estetik, doğa ve toplumsal yaşam kaygıları ne kadar devrededir?
Uzun savaş yıllarında sürgünler ve zorunlu göçlerle kentlerde yığılma yaşanmışken, coğrafyamız yakılıp yıkılmışken, kalanı da barajlar ve HES’lerle yok edilmek istenirken mimari tavrımız ve mimari ataklığımız nedir?
Güney’de Federe Hükümet’in planlaması dillere destan olmuş, “Burayı Dubai’ye çevireceğiz” diyorlar. Dubai ile Kürdistan’ın ne alakası var? Bolca inşaat yapmak, gökdelenler dikmek hangi özgürlüğü güvenceye alır? Hangi kültüre hizmet eder?
Özgürlük ile mimarinin ilişkisi nedir? Özgür olmayanın mimarisi olur mu? Kapitalist-sömürgeci zincirlerden kurtulmuş, özgür bir mimari nasıl olmalıdır? Mimari anlayışımız nedir? Yeni paradigmanın mimarisi üzerine kafa yorulmuş mudur? Bir Kürt mimarisi yok mudur? Bu mimari yeni paradigmayla yeniden yorumlanamaz mı? Paradigmasal olarak evrensel mimari kriterleri belirlenemez mi?
Sorular çoğaltılabilir. Esaslı yanıtların ise mimarlar, sanat tarihçileri, diğer uzmanlar ve alan sorumlularından gelmesi gerekir. Bizim meramımız, sadece bir şeylerin yanlış gittiğine ve bir ihtiyaca dikkat çekmektir.

Mimari öldürülmüştür!

Öz-biçim, işlevsellik-biçimsellik ya da tarihsellik-sanatsallık tartışmaları, karmaşıklaşan kent yaşamında mimarinin çoktan aştığı sorular olmuş; mimari anlayış konfora endekslenen endüstri ve kar amacına bağlı hale getirilmiştir. Mimaride hakim anlayış artık ne geçmişe özenen nostaljik ya da sanatsal kaygılar, ne ekolojik kaygılar, ne fikirler ne de hayallerdir. Varsa yoksa konfor ve ondan nemalanmaktır.

Binalar yüceltildi insanlar böcekleştirildi

Ortaçağ’ın şatoları, zigguratlarla gökdelen plazalar arasında bir ara kademedir. Görkemli camilere karşılık görkemli kiliseler yapılmıştır. Görkemli saraylar, görkemli tiyatro-balo-konser salonlarıyla tamamlanmıştır. Görkemli parlamento binalarına karşılık görkemli askeri karargahlar inşa edilmiştir. Egemenlik yarışlarında ölmüştür mimari.
Heybetli devasa binalar, salonlar karşısında minicik kalan insanlar!
Binalar yüceltilmiş, insanlar böcekleştirilmiştir!
Mimarinin gerçek yaratıcısı kadın olduğu halde günümüz mimarisine eril bir üslup hakim kılınmıştır.
Erkek egemenliğinin ve endüstriyalizmin elinde can vermiştir mimari.
Doğa ve toplumla birlikte mimari de katledilmiştir.
Şimdi tekrar sormak gerekiyor: Mimari anlayışımız nedir?
Demokratik komünal yaşamın gerektirdiği mimari anlayış, köy ve kent planlaması nasıl olmalıdır?

Demokratik-ekolojik mimari için bir deneme

Birey, toplum ve doğanın kopmaz bağları ve optimal dengesini esas alan bir anlayışla geliştirilecek mimarinin kimi temel kıstasları şöyle sıralanabilir:
1- Mimari sanatı ve biliminin,
a) Sosyal bilimlerle bağının kurulması,
b) Odalar, sendikalar, belediyeler bünyesinde mimar, şehir planlamacısı, tarihçi, sanat tarihçisi, arkeolog gibi uzmanlardan müteşekkil birimlerce incelenmesi,
2- Mimarinin yalıtık, spesifik anlayıştan kurtarılması; bina yapımı ve çevre düzenlemesine mahkum edilmemesi, tüm toplumsal bağlantıları içinde değerlendirilmesi,
3- Kültür, edebiyat, sanat, ibadet, eğitim, spor, sağlık gibi ihtiyaçların en yakın mesafede ve toplumsal bağları güçlendirecek şekilde karşılandığı kolektif imar planlarının mimarinin vazgeçilmez parçaları olarak görülmesi,
4- Ekolojik-ekonomik yaşam alanlarının oluşturulması; ayrılık ya da birliktelik için iş yeri, pazar, trafik, gürültü gibi unsurların dikkate alınması; betonlaşmaya, mekanikliğe, kaosa, kirliliğe ve güvensizlik unsurlarına karşı tedbir geliştirilmesi,
5- Tarihi-kültürel doku ile pratik ihtiyaçların; estetik ile işlevselliğin; yerel ile evrensel değerlerin buluşturulması,
6- Tüm mimari planlamalarının toplumsal cinsiyetçilik yönünden sorgulanması, cinsiyetçi yaklaşımın aşılması,
7- Değişime, yaratıcılığa açık, esnek planlanmış küçük ölçekli yaygın yerleşim planlarının esas alınması
8- Kır ve kent dengesini sağlamak üzere köy komünü planlamalarına teşvik ve öncelik verilmesi
9- Kentlerin tek merkezli halden çıkarılması, bölge planlamalarına gidilerek çoklu merkez ya da yerel yaygınlık anlayışının hakim kılınması
10- Her köyün, kasabanın ve kentin mimari kimliğinin çıkarılması; restorasyon ve yeni yapılanmalarda mimari kimliğe aykırı unsurlara geçit verilmemesi

Bir öneri

Demokratik-ekolojik paradigmanın mimarisine örnek oluşturabilecek bir yapılanma, Demokratik Toplum Kongresi bünyesinde, Amed kentinde oluşturulabilir. Bu yapılanma Demokratik Toplum Kongresi’nin ana binası ve diğer ihtiyaçlarını gözeten bir kampus şeklinde olur.
DTK için bu öneri, sadece bir çalışma mekanına kavuşmak anlamına gelmiyor. Tek bir bina değil; tarihi-kültürel motiflerle ve ekolojik anlayışla oluşturulacak bir kompleks, bir kampus öneriyoruz.
Mimari anlayışımızı yansıtacak olan DTK Yerleşkesi, Demokratik Uluslaşmanın inşasına ivme kazandıracak, halka moral olacak, heyecan yaratacak, tüm dünya nezdinde bir adres, bir kimlik ve bir duruş anlamını taşıyacaktır.

Bunca zalimane ve yoğun saldırılara karşı bir cevap olacak DTK kampusunun, niyeti iyi açıklandığı takdirde, finansmanı dahil her türlü ihtiyacını halkımızın gönüllüce üstleneceğinden ve tüm çalışmalarına seve seve katılacağından da kuşku yoktur.


CANFEDA DENİZ