Kürdistan’da ve Türkiye’de beklenen 16 Nisan “referandumu” gerçekleşti. Günlerdir de ortaya çıkan referandumun sonuçları tartışılıyor. Öyle anlaşılıyor ki, bir süre daha tartışmaya da devam edecek.

16 Nisan “referandumunun” sonuçlarının  bu şekilde daha da tartışılacak olmasını, olması gereken olarak ta kabul etmek gerekmektedir. Çünkü ortaya çıkan bu sonuçlar sadece siyasetçilerin değil, bu coğrafyada yaşayan herkesin geleceğini ilgilendirmektedir.

Ancak burada dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gereken; sadece 16 Nisan “referandumunun” sonuçları değildir. Asıl olarak ortaya çıkan sonuçların doğru algılanması ve bunun gereklerinin yerine getirilmesidir.

Bugüne kadar da Türkiye ve Bakuré Kurdistan coğrafyası üzerinde birçok seçim ve referandum gerçekleştirildi. Onlar üzerinde de çokça tartışmalar yapılmıştı. Kuşkusuz yürütülen bu tartışmalar ve  içerisinde dile getirilen görüşler, yapılan değerlendirmeler önemliydi. Gelinen aşamada ise bunların yetmediğini bir kez daha açığa çıktı. 

Artık sorunları analiz etmek ve ardından da bunları geniş bir şekilde değerlendirmeler haline getirerek paylaşmak, yeterli olmamaktadır. Elbette bunlarda önemlidir ve hiç bir şekilde 16 Nisan “referandumu” üzerine yapılacak olan analizler, değerlendirmeler önemini kaybetmemiştir ve yapılabildiği kadar yapılmalıdır. Doğru algı ve çözüm içinde bunlar gereklidir.  Fakat ortada duran bir gerçeklik vardır.  O da, yapılan bu analiz ve değerlendirmelerle sınırlı kalınmamasıdır.  

16 Nisan’ın ardından başlayan dönemin ve yaşanacak olanların doğru anlaşılması ve bunun neyi götüreceği ve nelere mal olabileceği gerçekliği de böyle bir yaklaşım içerisinde olmayı gerekli kılmaktadır.

Eğer bu gerçekleştirilemezse, 16 Nisan “referandumu” sonrası yürütülen tartışmalar ve yapılan değerlendirmelerin, daha önce gerçekleşmiş olan seçim ve referandumlardan sonra yapılmış olanlardan hiç bir farkı kalmayacaktır. Bunlarda öncekiler gibi, sonrasında bir kenara kalacak, yaşanması muhtemel olanlara alışılacak ve böylece  fiilen kabul edilmiş hale gelmiş olacaktır.

16 Nisan “referandumu” sonrası farklı kişi ve siyasal çevrelerden yapılan açıklamalar, bu sefer bunun böyle olmayacağı yönünde umutlar yaratmaktadır. Yapılan değerlendirme ve açıklamalarda yer alan daha cesaretli belirleme ve kullanılan sözcüklerde böyle bir kanaat uyandırmaktadır. 

Yapılan bu değerlendirme ve açıklamalarda (henüz şu ana kadar resmi gazetede ilanı gerçekleşmemiş olsa da), açıklanan sonucun kabul edilmeyeceği ve halkın kendi iradesine sahip çıkması gerektiği dile getirilmektedir. Gösterilen bu duyarlılık önemli ve dikkate alınması gerekmektedir.

Fakat bunun da yeterli olmadığı açıktır. Burada önemli olan gösterilen bu duyarlılığın gereklerini yerine getirilmesi ve yapılan açıklamanın ardından sokakların, kürsülerin terk edilmeyerek, söylenen sözlerin takipçisi olmaktadır. Erdoğan- Bahçeli diktatörlüğünün kendilerini meşrulaştırmasına ve dokunulmaz hale getirmesine imkan tanımamaktır.

Öyle anlaşılıyor ki, bunun koşulları da oluşmuştur. Bir nevi “bıçak kemiğe dayanmıştır.” Ondan öteside bulunmamaktadır. Kürdistan ve Türkiye halkları büyük bir öz veri ile bedeller ödemeyi de göze alarak sandıkların başına gitmiş ve kendi iradesini ortaya koymuştur. Ortaya konan bu irade ise çok açık bir şekilde Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğüne karşı “Hayır” biçiminde somutlaşmıştır. 16 Nisan “referandumunda” ortaya çıkan gerçek sonuç budur. Erdoğan- Bahçeli diktatörlüğünün “kazandık”, “atı alan Üsküdar’ı geçti” demesine rağmen yenilmiş oluğu gerçekliğidir.

7 Haziran genel seçimlerinde de Kürdistan ve Türkiye halkları çok net bir şekilde kendi iradelerini ortaya koymuş ve Erdoğan- Bahçeli diktatörlüğünün iktidarına son vermiş ve onları koltuğun alaşağı etmişlerdi. Ancak, halkların açığa çıkan bu iradesi 24 Temmuz 2015 Erdoğan-Bahçeli darbesi ile yok sayılmıştı. Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğün halklara yönelik gerçekleştirdiği bu darbe karşısında Kürdistan’da halkın kendi iradesine sahip çıkma temelinde başlatmış olduğu direnişte fiziki soykırıma varan büyük bir katliamla karşılaşmış ve Kürdistan şehirleri tüm dünya insanlığının gözleri önünde yerle bir edilmişti.

Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün 24 Temmuz’da başlattığı bu sömürgeci soykırım saldırılarının hiç bir şekilde sonuç vermedi. Sömürgeci soykırım saldırıları ile ektiği rüzgar 16 Nisan “referandumunda” kendine karşı bir fırtınaya dönüştü. Bununla da kalmadı etkisini Türkiye metropolleri başta olmak üzere çevre illerde gösterdi. Kürdistan ve Türkiye halklarını sandıkta buluşturdu.

Artık Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğü kendini güvende gördüğü metropoller ve kentlerde bile rahat değiller. Buralarda yaşayan geniş toplumsal kesimlerde onlara karşı tavır almışlardır.

Asıl olarak ta görülmesi gereken, oluşan böylesi koşullarda Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğüne karşı Kürdistan ve Türkiye halklarının barış, özgürlük ve demokrasi için, birlikte kardeşçe yaşayabilmek için birlikte mücadele ve ortaklaşmasını sağlamaktır.

16 Nisan 2017 “referandumunda” bunun koşullarının var olduğu açığa çıkmıştır. Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün kendi etraflarında bir araya getirilmiş olan savaşla, kanla beslenen bir avuç “mutlu” azınlığın, insanlık, doğa, kadın, gençlik, emek  düşmanı rantçının çıkarını temsil ettiği bir kez daha tescillenmiştir. 

Önemli olanda bu gerçekliğin görülerek, bunun gereklerinin yerine getirilmesidir. Demokrasi, özgürlük, barış, adalet, eşitlik, kardeşlik vb. kriterler temelinde en geniş bir zemine dayanan demokratik toplum hareketini ve güç birliğini geliştirebilmektir. Ve bunu gerçekleştirmek için de bu doğrultuda bugüne kadar atılmış olan adımları ve içerisine girilen arayışları daha güçlü hale getirmektir.

Yeni 24 Temmuzlara geçit vermemekte bunu gerekli kılmaktadır.