Kısacası, ülkeyi yönetenler gibi, muhalefet ve medya, söz konusu Kürt meselesi olunca, koca bir devekuşu oluyor, başını kumun altına gömüyorlar. Etnik ve inanç ayrımı yapmayan, gadra uğrayanların imdadına koşan, idama karşı olan, kadının onurunu koruyan, eşitlikçi, çoğulcu, adil ve özgürlükçü bir İslam’ın kime ne zararı var? Tam aksine, barışı kardeşliği ve insanı merkeze koyan, bir İslami anlayış, diktatoryal, buyrukçu, despot ve ırkçı anlayışları, toplumun kaderi olmaktan çıkaracaktır.
Barışı, kardeşliği, eşit hakları önceleyen İslami bir politika, bölgeye sadece Arap baharını değil, ne kadar etnik ve inanç farklılığı var ise hepsinin barış zaferi olacaktır. Burada belki, dünyayı sömüren sermaye güçleri kaybedeceklerdir, ama mağdurlara ve mazlumlara yeniden Güneş doğacak, onların gerçek baharı olacaktır.
Bu kez, proleterya diktatörlüğü değil, halkların ve inançların kardeşliğinin demokratik öncülüğü, yeni bir tarih yazacaktır. Bunun temel motor gücü ise yüzyıldır esaret altında inim inim inleyen Kürt halkı olacaktır.
Musa’nın Firavunlara, asasıyla karşı koyup, Kızıl denizi yarıp Ortadoğu’ya ayak bastığı gibi, İbrahim’in Nemrut’a karşı sebatlı direnişi kadar derin ve yenilikçi bir çığır açılacağının işareti görülüyor.
Yüzyıllardır devam etmekte olan eli kanlı Emevi İslam anlayışı, döktüğü bunca kandan sonra, artık ömrünü doldurmuştur. Ulusçuluk gibi, tek kavim üzerine inşa edilen ve kandan beslenen Emevi İslam anlayışı, İslam toplumuna acı çektirmekten başka bir işe yaramamıştır. Tamamıyla kendini Emperyal güçlerin hizmetine sunan, güçlülerin oyuncağı olmuş, güçsüzün, mazlum ve mağdurun kanını döken, bir İslamın reddiyesi, bölgeye barış getireceği aşikardır. Medine vesikasını esas alan bir İslam, kucaklayıcı ve demokratik bir anlayışın öncüsü olması, bölgeye huzur ve barış getirecektir. Alevi felsefesinde olduğu gibi, 72 millete aynı nazarla bakan ve insanı merkeze koyan bir İslam, dünyadaki mazlum ve mağdurların ışığı ve kimsesizlerin kimi olacaktır.
Özellikle Aleviler, yüzyıldır böyle bir gelişmeyi bekledikleri gibi, bu demokratik gelişmeyi heyecanla takip etmekle kalmayacaklar, aynı şekilde bu hayırlı adıma katkı sunacakları, gösterilen ilgiden bellidir. Bu Rönasansın önderlerine ve sorumluluk alan şahsiyetlere tebriklerimi ifade etmek istiyorum. Çerçevesi çizilen böyle bir İslami anlayış, Alevi toplumun korkularını ve endişelerini ortadan kaldırmaya hizmet edeceğinden şüphem yoktur. Yüzyıllardır inkar ve imhaya maruz kalan Kürt toplumunun böylesi önemli bir gelişmeye öncülük yapmasını önemsiyor ve değerli buluyorum. Bunu Kürtlerin İslam’a dair bir Rönesansı olarak görüyorum.
Gerek Ömer Paktı (Müslümanların güçlendiği ve Hıristiyanların yenik düştüğü bir dönemde iki toplum arasında yapılan bir sözleşme(pakt)’tan küçük bir örnek vermek istiyorum: “Ölülerimizi gömerken, Müslüman mahallelerinde ve Pazar yerinde, yüksek sesle ilahilerimizi söyleyemeyeceğimizi ve yanan mumlar taşımayacağımızı... Her hangi bir antlaşma maddesini ihlal ettiğimiz takdirde ceza olarak himayenizi kaybedeceğimizi ve bize düşman ve asi muamelesi yapmakta serbest olacağınızı beyan ederiz...” Ayşe Hür-Radikal/03.11.2013) gerekse Emevi dönemiyle başlayan ayrımcı, inkarcı ve imha edici İslam anlayışı, İslam’a ve insanlığa yeterince kan kaybettirdi. Bunun artık son bulması lazım. Yerine aslına uygun bir İslam anlayışının ikame etmesi, herkesin hayrına olacaktır. Emperyalist güçlerin hüküm sürdüğü bir dünyada, bunu başaran öncü topluma ne mutlu.
Demokratik İslama doğru ve Kürtlerin rönesansı