Diyasporada yaşayan Kürtlerin, Almanya’daki en az 20 yıllık örgütsel yapılarının üst ismi Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu’nuydu (YEK-KOM). Yeni yaşam paradigması gereği YEK-KOM; 21 Haziran 2014’te gerçekleştirdiği 20. olağan kongresinde köklü değişikliklere gitti. Buna göre YEK-KOM adını, “Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (Navenda Civaka Demokratîk a Kurdên li Elmanyayê-NAV-DEM)” olarak değiştirdi. NAV-DEM, Almanya dernekleri yasasına göre kurulmuş ve resmi tüzel kişiliğiyle faaliyet göstermektedir. Bu örgütsel çatının bünyesinde; 72 Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM) meclisi (dernek), 90 spor klübü, 15 kadın meclisi, 41 inanç kurumu (cami, dergah, dernek) olmak üzere toplamda 223 kurum yer almaktadır. Dolayısıyla;
Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) adı, sözkonusu bu Kürt bileşenlerinin bir üst kimliğine işaret etmektedir. Bütün kurumlar, eşbaşkanlık sistemiye, kendi bünyesinde özerk ve çeşitli yönetsel kurullarıyla, tabandan tavana doğru faaliyet yürütmektedirler.
20-21 Haziran 2015 tarihinde Dortmund’da bir araya gelen NAV-DEM‘in bileşen delegeleri, NAV-DEM‘in 2. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Yoğun tartışmaların yaşandığı kongrede, sorunların çözümü noktasında üretilen düşüncelerle bazı ortak kararlar da alındı. NAV-DEM‘in yönetim kurumlarının seçildiği kongrede, üç ayrı sandık kuruldu. Eşbaşkanlığa, Yüksel Koç ve Fatoş Göksungur seçildi. Disiplin, denetleme ve yürütme meclis üyeleri de ayrı ayrı seçildi. Aynı zamanda 20 Haziran 2015 Cumartesi günü, Fransa’daki Kürt Konseyi (CDK-F), 2. Kongresini 162 delegenin katılımıyla gerçekleştirdi. Eşbaşkanlığa Rüstem Ozay ve Sevgi Elmas seçildiler. Yeri gelmişken seçilmiş tüm yönetici kadroların başarılı işlere imza atacaklarını umuyor ve diliyoruz!
Hiç kuşku yok ki bu tür çağdaş örgütlenmeler, toplumsal gelişimde büyük bir öneme haizdir. Bundan dolayıdır ki, Kürtlerin tarihsel geçmişleri iyi incelendiğinde bu tür toplumsal örgütlenmelerle karşılaşılacaktır. Mesela Kürtlerin tarihteki en köklü örgütlenmeleri, dinsel-inançsal bazda kendisini göstermektedir. Müslüman (Sünni) Kürtler daha çok medreselerle, Batıni Aleviler ve Êzîdîler ise ocaklar, dergahlar çerçevesinde örgütlenmişlerdir. Bu toplumsal mekanlar, birer okul statüsünde faaliyetlerde bulunmuşlardır. Nitekim bu mekanlarda çağının büyük alimleri, şeyhleri, pirleri, mürşidleri, mele ve seydaları yetişmiştir. Öyle ki, Kürdistan’daki medreselere, başta Türkler olmak üzere Arap aileleri bile kendi çocuklarını yollamış ve bunlar; Kürt melelerinden, seydalarından eğitim almışlardır. Örneğin bunların en bilinenlerinden birisi de Ağrı ve Muş medreselerinde eğitim gören Turan Dursun’dur (1934-1990).
Bilindiği gibi Kürtlere ait bu köklü kurumlar Şeyh Sait (1865-1925) başkaldırısı bahane edilerek, 1925 tarihinde “Atatürk devrimleri” çercevesinde “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” yürürlüğe konuldu. Esas itibariyle bu kanunla devletin üst aklı, Kürtlerin arkaik toplumsal örgütlülüğünü hedeflemişti. Zira söz konusu kanunun bu temel maddesi, her şeyi anlatmaya yetmekteydi. Kanunda; “Bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir… Alelümum tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik vb. gibi ünvan ve sıfatların istimaliyle bu ünvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur (yasaktır). Kürtlerin köklü kurumları sadece kapatılmamış, saygın şahsiyet ünvanları dahi yasaklanmıştı. Bu yasak, Kürtlerin eğitim ve öğretimine getirilen planlı özel bir yasaktı. Nitekim Kürt eğitim sistemi çökertilmiş, toplumsal hafıza dağıtılmış ve Kürtlerin tarihsel bellekleri adeta silinmişti.
Tekrar başa dönecek olursak; özellikle Almanya ve Fransa’daki Kürtlerin örgütlü yapıları içinde yer alan bütün camiler, dergahler, dernekler vs. birer okul statüsünde kullanılmalıdır. Bu alanlardaki faaliyetlerin, temelde eğitim merkezli yeni bir dizayna ihtiyacı vardır. Camiler, dergahlar, dernekler sadece birkaç kişinin bir araya geldiği, çay içip anıların yad edildiği, kahvaltıların yapıldığı sıradan lokallere çevrilmemelidir! Bu toplum merkezlerinde oluşturulacak eğitimci heyetleriyle, Kürtlerin tarihsel kadim geçmişleri ve yakın tarihleri aktüalize edilerek, bilimsel metodlarla ders proğramı (müfredat) haline getirilmelidir. Dolayısıyla Kürtlerin dağılım coğrafyası, geçirdikleri inançsal dönemeçleri, dilleri, edebiyatları, savaşları-barışları, aşiretleri, büyük şahsiyetleri ve burada daha sayamadığımız birçok sorunsal alana dair toplumsal içtimai gelişimlerin, belli peryodik aşamalarla ele alınıp işlenmesi gerekmektedir. Bu dersler, her yaş grubu için ayrı ayrı planlanmalı ve uygulamalı olarak hayata geçirilmelidir. 21. yüzyılda diasporada, büyük emeklerle vücuda getirilen camiler, dergahlar, dernekler birer egitim merkezlerine dönüştürülmediği müddetce, toplumsal başarıya ulaşılamayacağı bilinmelidir! Toplumsal başarının temeli, toplumsal eğitim ve öğretimle ancak mümkündür. Bu yeni süreçte NAV-DEM ve CDK-F bileşenleri, kendi çalışma proğramlarının ilk sırasını, kurumlarında başlatacakları eğitim ve öğretim programlarına rezerve etmelidirler. Kaldı ki yeni yaşam paradigmasının ruhu da, zaten bu eksende yürümektedir.