Toplum, insanlığın ilk kültürel yaratımıdır. Toplumsallaşma analitik akılla gelişmemekle birlikte, duygusal zeka sonucu gelişir. İlk başlarda her ne kadar toplumsallaşma mecburiyetten gelişmiş ise de, bu zamanla analitik aklın gelişimine sebep olmuştur. Şüphesiz toplumlar bireylerden oluşur. Ama şu da bir gerçektir ki, toplumsallaşmayan bireyler, yani toplumdan tamamen kendini soyutlayan bireyler toplum dışı kalırlar ve o toplumun bütün kültürel yaratımlarından mahrum kalırlar. Bu minvalde Bilge’nin, “tek bir insanın, yapayalnız bir ormanda büyümesi” örneği çok öğreticidir. İnsan bireyinin gelişiminde toplum ne denli geliştiriciyse, tam tersi bir durum ise o denli gerileticidir.

Toplumun bireyle, bilgiyle, bilimle, bilmeyle, sanat ve estetikle, yine algı ve yaşamla bağlantısı iyi analiz edilmedikçe, egemen sistemlerin toplumsallığa bu denli pervasız saldırıları anlaşılamaz. Genelde bilimin, özelde toplum biliminin kriz yaşadığı biliniyor. Bu krizin kaynağı 5 bin yıllık merkezi uygarlık sistemi ve son 400 yıla damgasını vuran kapitalist çağdır. Burada sorulması gereken can alıcı soru bilimin neden kriz içerisinde olduğudur. Öncüye göre bilimsel yöntemi yeniden ve derinlikli düşünmek gerekir. Çünkü doğruya ulaşmak için kullanılan günümüz bilimsel yöntemi özne ve nesne ayrımına dayanmaktadır.
Bu ayrım, bireyi ve bireyin egolarını merkeze yerleştirmekte, doğruya ulaşmasını engellemektedir. Bu verili durumda, bilimin iktidarlaşmasına, ahlaktan yoksunlaşmasına ve en büyük sınıfsal bölünme aracı haline gelmesine sebep olmaktadır. Böylesine bir paradoksun aşılabilmesi mutlak ve olmazsa olmazdır. Yani iktidarlaşmış bilim yerine, tamamen toplumun hizmetine sunulması ve toplumun çıkarları noktasında kullanılırsa bu paradoks ortadan kaldırılabilir. Aksi taktirde, ne hakikate ulaşabiliriz ne de ahlaki-politik bir toplum inşasında başarılı olunabilir.
İşte bütün bu sorunların panzehiri demokratik modernitedir. Demokratik modernite, günümüzde yaşanılan bunalım sürecinden tek çıkış yoludur. Ne bireyi topluma ne de doğayı birey ve topluma kurban etmeyen, tam aksine birbirini besleyen ve yaşatan bir çıkıştır. Son 200 yıldır devlet leviathanının, endüstriyalizmin, azami kârın vs. toplumun değerlerini ne kadar zorladığına ve yok ettiğine tanığız. Atom bombasının yapılması, militarizmin hiç olmadığı kadar geliştirilmesi, ozon tabakasının delinmesi, doğanın katledilmesi, bu egemen zihniyetin doğurduğu sonuçlardan sadece birkaç tanesi. Bütün bu olup bitenlerden de görmekteyiz ki, yeni bir zihniyet değişim ve dönüşümüne ihtiyaç vardır. Bu yüzden verili sisteme karşı her zamankinden daha fazla mücadele etme gereksinimi kendini hissettirmektedir.

Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi