Demokratik Modernite’nin, Kapitalist Modernite’den kopuş noktası Ekonomi Politiği olacaktır. Ancak bundan söz ederken bütün olarak bunu vulgar-kaba bir iktisadi bir bakış açısı olarak yorumlamayın. Hatta tam tersi olarak Demokratik Modernite sadece vulgar bir şekilde iktisadi düşünmeye karşı değil, iktisadi düşünce biçimine de karşıdır. Başka türlü anlatırsak, yaygın ve baskın düşünce biçimi ‘bundan ne kadar kar ederiz abi’ bakışının tam tersidir. Kapitalizmin iliklerimize kadar işleyen, zenginlerin leş gibi para kokan ve züğürdün çenesini yoran servetleri yerine, doğanın, insanın merkez olarak bile değil, doğrudan kendisinin olduğu bir bakışın doğayı, kimliği, mekanı yeniden inşa etmesidir. Bu yüzden gerçekten demokratiktir ve bu yüzden gerçekten devrimcidir.

Beyaz çocuklarıyla birlikte yerli çocukları yarışıyordu. Bir engelin önüne geldiklerinde, yerliler durdular ve arkadan gelenleri beklediler. Onların engeli aşmalarına yardım etmek için bekliyorlardı. Çok iyi bildikleri şu vardı; eğer onlara yardım etmez ve onlar engelleri aşamazlarsa, bir başka engeli, onlar olmaksızın geçemeyebilirlerdi.
Gaz odalarına tıkılmış insanlara gaz verildiğinde, gaz önce aşağı çöküyordu. İnsanlar çıplaktı. Onlara sadece yıkanacakları, dezenfekte edilecekleri söylenmişti. Daha önce hepsinin öldürüldükleri söylentileri kulaklarına gelmişti. İnanmamışlardı. Sessizce gaz yükseliyordu. Sonra birkaç çığlık yükseldi. İnsanlar kendilerini yukarı doğru çıkarmaya çalışıyordu. Çıplak bir odaydı. Çıplak oda da çıplak insanlardı. Sadece birbirlerinin üstüne tırmanabilirlerdi. İlk düşenin üstüne çıktılar. Biraz daha az gaz var gibiydi. Sonra diğerlerinin üstüne… Gittikçe daha yükseldi, ayakların altındakiler. Onlar çıplak gövdeler, bacaklar ve başların üstüne çıkarak sağ kaldılar. 10 saniye kadar fazla yaşadılar.
Hangisini tercih ediyorsunuz? Birlikte dayanışarak engelleri geçmeyi mi? Yoksa kardeşlerinizin bedenleri üzerinde 10 saniye daha fazla yaşamayı mı?
Demokratik Modernite’nin Ekonomi Politiği bu nedenle ‘iktisadi’ değildir. Mesela kent topraklarını eğer müteahhitlere verirseniz. Onlar oraya yüksek binalar, finans ve alış veriş merkezleri, onlara ulaşan daha doğrusu trafikten bir türlü ulaşamayan yollar yaparlarsa ortaya çıkan rakamlar ne kadar göz boyayıcıdır. Gelişen ekonominin, büyüyen ülkenin ve dünya zengin sıralamasında ne biliyim 17. sıradan 12. sıraya yükselen, Kürt ya da Türk zenginin ekonomi sayfalarında boy boy poz vermelerini, aynı zamanda aynı gazetenin magazin eklerinde, eşlerinin, çocuklarının ben de neymişim aptal bakışlı fotoğraflarını seyredeceksiniz. Ancak Demokratik Modernite de kent topraklarını demokratize ederseniz, kent topraklarını hızlı bir şekilde evsizlere yani kadınlara dağıtırsanız hiçbir zengininiz o listede olmayacaktır ama hepinizin evi olacaktır.  
Bunun zaten ilk kısmını iyi biliyorsunuz. Yaşadığımız bu zaten. Diğeri ise Demokratik Modernite. O zaman şimdi bir daha soruyorum; Ya ekonomi sayfalarında yükselen ekonomi haberleri, hiçbir işimize yaramayan artan döviz stokları, magazin haberlerinde Türk’ün, Kürt’ün gelini ya da herkesin en fazla günde 4-6 saat çalıştığı Ekoloji kooperatifleri, dayanışma kültürü, kimliği ve bütün evsizlere, kadınlara ev… Hala çok mu romantik?