
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Türkiye'nin yerinden yönetim modeline ihtiyacı olduğunu belirterek, "Gerçek anlamda özerkliğin hayata geçirilmesi için bizim mevcut idari yapılanma dışında başka bir sivil sosyal alana ihtiyacımız var. Kent meclisleri, işçi meclisleri, kadın meclisleri, köy komünleri, yani toplumsal katmanın her alanı kendi içinde örgütlülük düzeyini kurarak yönetimde rolünü oynaması gerekir"dedi.
25-26 Mayıs tarihlerinde Ankara'da yapılan "Demokrasi ve Barış Konferansı"na katılan konferans bileşenleri, aradan geçen süre zarfında yaşananları tartışmak amacıyla, "Yerel Demokrasi, Yerinden ve Yerelden Yönetim" gündemleriyle HDK öncülüğünde Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi'nde bir araya geldi. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, HDP Danışma Kurulu üyesi ve SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Yazar-şair Murathan Mungan, Gazeteci-yazar Ayhan Bilgen, HDP PM üyesi Prof. Dr. Gencay Gürsoy ve çok sayıda yazar, akademisyen, HDP PM ve HDK Genel Meclis üyesinin katıldığı toplantıda salona, "Sokaklardan kentlere biz yöneteceğiz" pankartı asıldı. Konferans'ta HDP PM üyesi Gencay Gürsoy, HDP Genel Meclis üyesi Mehmet Tarhan ve HDP MYK üyesi Melis Tantan tarafından oluşturulan divanın ardından açılış konuşmasını Yazar-Şair Murathan Mungan yaptı.
'Geç kalmamak lazım'
Mayıs ayından bugüne 'çözüm ve barış' sürecinde neler yaşandığını ve yerinden yönetim ile ilgili konular hakkında değerlendirmelerle açılış konuşmasını yapan Mungan, "Benim için önemli olan tarihe geç kalmamak, Türkiye Cumhuriyeti tarihi geç kalma tarihidir. İnsan kayıplarının, zaman kayıplarının tarihidir" dedi. Mungan, 1976 yılında Birikim Dergisi'nde yazdığı bir şiirinde, "Kürdistan" kelimesini kullandığını hatırlatarak, "Ancak bu ülkenin Başbakanı daha yeni Kürdistan kelimesini kullanıyor. Eğer o dönemde bir Başbakan bu kelimeyi kullansaydı belki bu kadar insan kaybı yaşanmazdı" diye konuştu. Başbakan Erdoğan'ın organizasyonu ile Amed'deki buluşmayı hatırlatan Mungan, "Eğer o gün Abdullah Öcalan'ı Diyarbakır'da konuşturabilseydiniz asıl o zaman demokrasiden bahsetmiş olurdunuz" dedi. Kadın mücadelesine de değinen Mungan, "Son dönem tüm politik mücadelelerde yer alan kadınları, Kürdistan'daki çocuk gelinlere karşı mücadele eden kadınlardan bugün entelektüelleşmiş Kürt siyasetinde yer alan kadınları selamlıyorum" diye konuştu.
'Süreç istismar ediliyor'
Mungan'ın açılış konuşmasının ardından HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel söz aldı. Tüzel, Gezi direnişinin AKP gibi bir "koalisyon" içerisindeki çatlakları da ortaya çıkardığın söyledi. Öcalan tarafından başlatılan sürecin hükümetçe istismar edilmeye çalışıldığını belirten Tüzel, hükümetin çözüm sürecinde ne Akil İnsanlar Heyeti raporlarını ne de BDP'nin sunduğu önerileri dikkate almadığını söyledi. Tüzel, "Paris'teki katliam, Gezi'deki katliamlar, Lice'de Medeni Yıldırım'ın katledilmesi, Yüksekova'da üç kardeşimizin katledilmesi, Roboski'de iki yıldır faillerin ortaya çıkarılmaması, Rojava'nın tehlike olarak görülmesi, Rojava sınırına duvarın örülmesi ve daha bir çok olay gösteriyor ki AKP kendi hesapları ile yol alıyor" ifadesini kulandı.
'Hayallerimizi bırakamayız'
HDP Eşbaşkanı Sabahat Tuncel ise yerel seçimler öncesi düzenledikleri bu toplantının önemli olduğunu söyledi. Öcalan'ın mesajının siyaseti şekillendireceğini, Gezi ile birlikte de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağını kaydeden Tuncel, "Biz bu hayalimizi başkalarına bırakamayız. Bizim biran önce mücadelemizi büyütmemiz gerekiyor. Eski tarz ve üslup ile Türkiye'de siyaset yürütülemez. Eğer buna cevap verirsek kaybetmeyeceğiz. İktidar adım atacaksa bizim mücadele ve ısrarımız sonucunda atacaktır" diye konuştu. Kürt tarafının başlatılan süreç kapsamında gerekli adımları attığına vurgu yapan Tuncel, "Paris katliamı açığa çıkartılmadı. Yüksekova'da 3 kişi katledildi. Ortada bir provokasyon varsa bu AKP'nin adım atmaması ile orta çıktı. Balbay'ı bile bıraktılar ama bizim vekilleri bırakma konusunda hala 'gerekçeli karar' diyorlar. Hukuksal hiçbir zemin hazırlanmış değil. Barış bizim için hayatidir" dedi.
'Hiyerarşiyi kabul etmez'
Tuncel'in ardından söz alan gazeteci-yazar Ayhan Bilgen ise yerelleşme ve yerinden yönetim konularına değindiği kısa konuşmasında , "Yerelleşme, bozulma ve yeniden kurulmadır. Örgütlenme biçiminde yerelleşme hiyerarşiyi kabul etmez. Toplumun her kesimindeki insanla güven ilişkisini kurmayı gerektirir" dedi. Ardından söz hakkı verilen katılımcılar yerel yönetimler konusunda kısaca görüşlerini bildirdi.
Yönetim sorunu
Konferansın öğleden sonraki bölümünde BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak söz aldı. Demokrasi ve barış sorunun kesiştiği noktada yönetim sorunun olduğunu ifade eden Kışanak, "Türkiye'de aslında yaşadığımız sorunların temelinde, demokrasi, barış sorunu var. Bunlar çözülmeden başka sorunlar çözülmeden bir şey çözülmez diyoruz. Ama aslında bunların kesiştiği nokta yönetim sorunudur" dedi. Türkiye'de yönetim anlayışının gasp etme anlayışı üzerine kurulduğuna vurgu yapan Kışanak, "Merkezi devlet yapılanması, hem yerel yönetim, hem hukuk siyaseti, hem seçim yasası, nereden bakarsak bakalım katılımı sınırlamak, güçlü olanın mutlakıyetine, hizmet üzerine, gasp etme üzerine kurgulanmıştır, şekillenmiştir. Kürt sorunu da buradan çıktı. Kürtler yönetime katılabilseydi. Bu devasa Kürt sorunu ile karşı karşıya kalmazdık" diye konuştu.
'Güçlü bir sese ihtiyaç var'
Her yurttaşın yönetime katılma hakkını aktif olarak kullanması gerektiğini kaydeden Kışanak, "Her yurttaş, her kültürel yapı, halk, sosyal grup, 'ben yönetime katılma hakkımı kullanmak istiyorum' iddiası ile ortaya çıkarsa sorunlarımızı çözebiliriz. Artık güçlü bir sese ihtiyaç vardır" dedi. Kışanak, 'yerel yönetimler' ile özerkliği birlikte kullandıklarında, "bölünme korkusu" olarak anlaşıldığına dikkat çekerek, şöyle devam etti: "Aslında yerelin isteklerini ve imkanlarını içeriyor mu içermiyor mu şeklindeki soruların cevabını alabilmek için yerel yönetimleri özerk hale getirmek gerekir. 1921 Anayasası'nda vilayetlerin özerkliği varmış. Özerklik meselesinden neden bu kadar korkulur? Bu soru çok önemli bir soru ve yeterince tartışılmıyor, özerklik kelimesine karşı duyulan ittifak var. Özerkliğe karşı ittifak edenler aslında en gerici, en çağdışı ve barışı katledenlerle ittifak ediyor demektir. Biz yönetme anlayışını halka devredersek bu ülkenin bütün sorunları çözülecektir. Korkularla uğraşmak yerine herkesin özerk yerel yönetim için çaba harcamalıdır."
Katılımcılığın içi boşaltıldı
Türkiye'nin yerinden yönetim modeline ihtiyaç olduğunu dile getiren Kışanak, "Yerinden yönetim modeline ihtiyaç vardır. Bununla birlikte doğrudan demokrasinin kanalını açmaya ihtiyaç vardır. Gerçek anlamda özerkliğin hayata geçirilmesi için bizim mevcut idari yapılanma dışında başka bir sivil sosyal alana ihtiyacımız var. Kent meclisleri, işçi meclisleri, kadın meclisleri, köy komünleri, yani toplumsal katmanın her alanı kendi içinde örgütlülük düzeyini kurarak yönetimde rolünü oynaması gerekir. Türkiye'de 'katılımcılık' kavramının içini boşalttılar" şeklinde konuştu.
Kürt sorunu nedeniyle
Kışanak'ın ardından söz alan Araştırmacı Bekir Ağırdır, yerinden yönetim modeline diğer siyasi yapıların Kürt sorunu nedeniyle mesafeli yaklaştıklarını söyledi. Türkiye'nin yeni bir idari tanımlamaya ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Ağırdır, "Bu meseleyi sadece Kürtlerin talebi olmaktan çıkarmalıyız. Hepimiz her yerde yerinden yönetim istemeli, söz sahibi olmalıyız. 'Anayasa'da yasama yetkisi yerel meclisler ve TBMM tarafından kullanılır' denilmeli. Kaynakları paylaşabiliyor olmalıyız. Kaynakları ve bütçe işçini Ankara'ya bırakmamalı, yerel birim meclislerinde konuşmalıyız" dedi.
Yüzde 10'u savunuyorlar
HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder konuştu. Bazı çevrelerin İstanbul yerel seçimleri için HDP'nin çıkartacağı aday noktasında "oylar bölünmesin" yaklaşımını sergilediğini belirten ve bunu eleştiren Önder, "Kim oylar bölünmesin diyorsa o yüzde 10 seçim barajını savunuyor anlamına geliyor. Bu yasağın sosyal demokratça solcuca savunulması demektir. Biz halka kendi kararlarımız ile kenti yöneteceğimizi göstermek zorundayız" dedi. Önder yerel yönetimler hakkında yaptığı konuşmasının devamında, "AKP Afet Yasası'yla kentleri afet, muhtemel afet bölgesi ve stok bölgesi olarak üçe ayırdı. Bu her kara parçasına, bunu uygulama yetkisini hükümete veriyor. CHP buna karşı çıkmadı. Kapalı kapılar ardında görüşmeler yaparak belediyelerde ihaleye fesat karıştırma suçunu 12 yıldan 2 yıla indirdiler. Yorulmuşu gidecek, dinlenmişi gelecek derken bundan bahsediyorum. Bizim 100 belediyemiz var, polis karargâh kurmuş, denetimler eksilmiyor ama bir tane yolsuzlukla ilgili açılan soruşturma yok. Yerel yönetime devrimciler gelecek. Çünkü devrimciler gösterdi, alın kentlerinizi başınıza çalın dediler bu kente 20 günlüğüne demokrasiyi getirdiler. Bu o kadar bozuk ve sağlam olduğu sanılan ipleri ancak devrimciler koparır" ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından konferans katılımcıları söz alarak görüşlerini dile getirmeye başladı. Konferansın son bölümünde ise sonuç bildirgesi hazırlandı.
DİHA/İSTANBUL