Bakur Kürtlerinin, Rojava’daki gibi varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlamaya sonuna kadar hem ihtiyacı hem de hakkı vardır. Çünkü Türkiye’deki siyasi yönetimin baskıcı, otoriter, totaliter, katliamcı tarzı Baas rejimini solladı. Erdoğan diktatörlüğü Esed’i çoktan aştı. Bu bakımdan Bakur Kürtlerinin yerel yönetimlere dayalı demokratik özerklik mücadelesi haklıdır, meşrudur. Mücadelede yasallık aranırsa bu yanlış olur. Çünkü merkezi tekçi otoriter devletin yasa ve kanunları anti halkçıdır, anti demokratiktir, toplum karşıtıdır. Halkın demokratik komünal yaşam kültürünü engellemek, parçalamak için inşa edilmiştir. Bu gün de zor kullanılarak dikte ediliyor.
Bunun karşısında Kürt halkı, kendi demokratik özerk yasalarını ve icraya dayalı kurumlaşmalarını hızla geliştirmeye başladı, çeşitli yerlerde ilanlar yaptı, yapıyor. Bu ne demektir? Bu, artık kendi yerel örgütlenmelerini ve toplumsal kurumlaşmalarını her yerde ve her alanda geliştirmektir. Kendi yaşamını başka güçlerin insafına bırakmadan, kendi öz iradesiyle örgütlemek ve yürütmektir. Şimdiye kadar devletten beklediklerini kendi öz gücüyle yapmasıdır. Aslında devletin toplumdan, halktan çaldığı insiyatifi toplumun, halkın yeniden devralmasıdır. Kendi kendini yönetmek ve yürütmek, kendi kendini yaşatmak, geçindirmek ve kendi kendini savunmak böyle olur. Gerçek halk yönetimi, gerçek demokrasi de böyle gelişir.
Bunun için başta Kürt halkı olmak üzere, Türkiye’de yaşayan halkların kolektif, yaratıcı, kardeşlik sinerjisi ile yüklü pratik akıl ve zekasını hızla devreye sokması lazım. Şimdiye kadar yapılmamış şeylerin, bundan sonra da hiç yapılmayacağı anlamına gelmez. Tersine halkların demokratik ve özgür yaşama dair gerekli olan her şeyi yapmaya yetecek kadar yeteneği ve tarihsel tecrübesi vardır. Egemen merkezi tekçi devletler, kendilerini ayakta tutmak için halkları adeta "aptal yığınlar" yerine koyarak, tarihteki beceri, deneyim, akıl ve zekalarına yabancılaştırmak için büyük bir çaba harcamışlar. Bunun için gerçek dışı resmi tarih tezleri inşa etmişler. Halkların kollektif akıl ve demokratik güçleriyle, kardeşlik kültürüyle tarihte neler yarattıklarını, egemenlerin tarih tezleriyle adeta unutturmuşlar. Bu kollektif akla ve toplumsal zekaya hızla dönmek lazım.
Kürtler ne istiyor diye soruyorlar ya. İşte Kürtler bunu istiyor. İnsan gibi yaşamak istiyor. Çocuklarını insan gibi yetiştirmek istiyor. Halk olarak kendi öz kimliğiyle tanınmak ve anılmak istiyor. Geçmişte adeta konuşmaktan utandırıldığı dilini ve kültürünü onurluca ve özgürce yaşamak ve yaşatmak istiyor. Onurlu bir barış ve kardeşlik istiyor. Kendi yaşamını yönetmek ve ortak demokratik yönetimlerde yer almak istiyor. Kürt halkı bunun için Kobanê’de, Girê Sipî’de direndi. Kürt halkı bunun için Şengal’de direniyor. Silopî’de, Hezex’te, Farqîn’de, Sur’da, Lîcê’de, Gimgim’da, Şemzînan’da, Gever’de, Giyadîn’de ve en son Cizîr’de aynı nedenlerden dolayı kıran kırana direndi, direniyor.
Demokratik Özerkliğin devletle ilişki düzeyi vardır. Bunların kanun düzenlenmesi lazım. Merkezi tekçi otoriter devlet sistemi bunu kabul etmeye yanaşmıyor. Başta Cizîr olmak üzere tüm Kürdistan’da şu anda sınırsız bir faşizm uyguluyor. Her gün katliam yapıyor. İnsani norm adına bir şey bırakmadı. Yirminin üzerinde sivili yaşlıyı, genci, on yaşındaki çocuğu, otuz beş günlük bebeği gerçek mermilerle katletti. Cizîrli anaları, günlerce bebek ve çocuk cenazelerini buzlarla ovarak korumak zorunda bıraktı. Gebe kadınları ev ortamında doğurmak zorunda bıraktı. Bebeleri günlerce mamasız, ilaçsız, insanları aç susuz bıraktı. Cizîr şahsında Kürt halkını, 7 Haziran’daki siyasi tercihinden dolayı cezalandırdı. Cizîr halkına günlerce yapılan "teslim ol" çağrılarına halk, direnişle cevap verdiği ve teslim olmadığı için bunları yaptı. Ancak halkın onuru ve cesareti, satın alınamayacak değerlerdendir. Bunu unuttu.
Türkiye’nin demokratikleşmesine de yol açacak olan Demokratik Özerklik çözümünü, merkezi otoriter rejimin eninde sonunda kabul etmek dışında bir çaresi kalmamıştır. Demokratik Özerklik çözümü, Kürtlerin kendi özerklik sınırları içinde devletle beraber yürümek istemesinin adıdır. Devlet artı demokrasi çözümüdür. Devlet zaten dev (!) gibi yerinde duruyor. Olmayan ise demokrasidir. Demokratik özerklik çözümü, hiç olmayan demokrasinin inşasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesinin biricik yolu da Kürtlerin nezdinde, demokratik özerklik çözümüne sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yüzden de tüm Türkiye, Kürdistan’da yerel halk yönetimlerinin ilanıyla başlayan Demokratik Özerklik hamlesini, bir diğer adıyla Demokratik Türkiye hamlesini canla başla sahiplenmelidir. Bu çözüm, yüzlerce yıllık tarihsel arka planı olan Kürt-Türk kardeşliğini güncellemektedir. Kimse bundan korkmamalıdır. Bundan korkanlar, devleti ve toplumu faşizmin kanunlarına göre yönetenlerdir. Bundan korkanlar, devleti kendi gladyosuyla faşizanca yöneten diktatör Erdoğan ve ona müritlik yapan partisi AKP’dir. Halkların demokratik iradesinin birleşmesi karşısında ise ne diktatörlük, ne müritlik, ne sömürgecilik, ne de faşizm ayakta duracak güçte değildir. Yeter ki halklar, faşizan merkeziyetçi, tekçi devlet otoritesi karşısında kendi demokratik gücünün ve otoritesinin farkında olsunlar.