Özerk yönetim anlayışı yeni keşfedilmiş bir yönetim modeli değildir. Farklılıklarına rağmen Yunan site yönetim kültüründen, sosyalist sistem içerisindeki özerk yönetim modellerine kadar çeşitli ülkelerde denemeleri olmuştur. Her yerde ve zamanda aynı verimi vermese de, büyük ülke ve toplumlarda demokratik özerkliğin daha fazla gündemleşeceği ortadadır.
Türkiye gibi birden fazla etnik kimlik ve inancın yaşadığı, adeta kimlikler parçası görünümündeki ülkelerde tekçi mantıkla, tek merkezden yönetmek tarih boyunca sorun teşkil etmiş, var olan zenginliklerin harmanlaşmasının önüne geçmiştir. Zenginlik yerine adeta acı, yıkım ve gözyaşı kadere dönüşmüştür. Bu anlamda Kürt hareketinin Demokratik Özerklik projesini, Türkiye’nin geleceği açısından önemsenmeli ve hayata geçirilmesi noktasında tartışmalı,çalışılmalıdır.
Yerinden yönetim, yaygınlaştırılmış demokrasi ve yerel özgünlük ve özgürlüklerin harmonisi olarak düşünülebilecek Demokratik Özerklik, bu coğrafyadaki kimliklerinde yabancısı olmadığı bir yaşam biçimi ve yönetsel deneyimdir. Türkiye coğrafyasında yaşayan kimliklerin tarihine ve bu topraklar üzerindeki yönetsel deneyimlere bakıldığında, bu görülecektir. Aşiretler federasyonundan, imparatorluk aşamasına kadar geçen süreçler, aslında; hem gevşek federasyon hem de kısmi olarak özerk yönetim biçimlerini içerirdi. Merkezi iktidarlar, sadece vergi, asker vb. ihtiyaçları karşılamış; inanç, dil ve kimlik sorunlarını gündemleştirmemiştir. Cumhuriyet dönemine kadar bunun; öyle ya da böyle, bu şekilde geliştiği söylenebilir.
Örneğin; Osmanlılarda Kürdistan bölgesi, diyarı Rum vb. isimlerle, kısmen özerk denilebilecek bir modelle işletilmiştir. Bu durum Kurtuluş Savaşı sürecinde de kısmen ruhen varlığını korumuş ve meclis halkların meclisi olarak adlandırılmıştır. Lozan Antlaşması’ndan sonra ise tercihler bilinçli-bilinçsiz değişmeye başlamış ve tekçi zihniyet adeta kabus gibi halkların üzerine çökmüştür. Bunun için de, bu topraklar demokratik özerkliği kısa sürede benimseyecek ve içselleştirecek bir potansiyeldedir. Proje Kürt hareketinden sunulmuş olsa da, bu realite göz ardı edilmemelidir.
Aleviler demokratik özerkliğe en rahat uyum sağlayacak kesimdir. Tarihsel birikimleri, sosyal yaşam biçimleri, felsefi yatkınlığı; Alevileri demokratik özerkliğin en önemli parçası haline getirebilir.
Aleviler komünal yaşam biçimini, tarihsel süreç içerisinde yaşatmışlardır. Özellikle kır Aleviliğinde, yaşam biçimi komünaldir. Ortakçı kültür ile yaşam sürdürülmüş ve sorunlar yine bu komünal yaşam biçimin bir nevi toplumsal sorgulama mahkemesi konumundaki inançsal ritüeli olan cemlerle çözülmüştür,toplum dar anlamda kendi kendini yönetmiştir.
Cemler toplumsal bir sorgu, planlama, paylaşım ve yaptırım merkezidir. Cem de dara kalkan can, bir nevi özeleştirisini verir, varsa suçu-kabahati, ceme katılanlarla birlikte değerlendirilir. Toplumsal ortaklığa aykırı yaşayan, bu ortaklık kültürünü bozan, toplumsal kurallara ve ahlaka karşı çıkan herkes cemlerde dara çekilir. Cemler demokrasinin işletildiği geniş halk meclisleridir. Bu halk meclisleri tartışma ve sorunların çözümü olduğu kadar, ortaklaşmanın da pekiştiği meclislerdir.Demokratik özerk sistem içerisinde halk meclislerinin protipi sayılabilecek cemler yaşanılmış deneyimlerdir.
Komünal yaşayan Alevilerin toplumsal felsefesinin özü insana dayanır. Demokratik Özerklikte olduğu gibi, Alevilikte de temel, ‘insan’dır. İnsanı esas alan sistemlerin, toplum için en faydalı yönetim modelini geliştirme, zenginlikleri demokrasi kültürü ve hoşgörü ile geliştireceği aşikardır.
Aleviliği örnek versek de coğrafyamızdaki tüm inançların toplumsal dayanışma, paylaşım ve hoşgörü kültürü ile yoğrulduğunu biliyoruz. Tarihsel kültürün zenginliğinin günümüz değerleri ile buluşturarak en zengin birliktelik yakalanabilecektir.
Coğrafyamızda bulunan inançlar Demokratik Özerklik içerisinde kendini yaşayabilme ve ibadetini özgürce yapma, inancını yaşatma imkanı bulacaktır. Demokratik Özerklikte her bölgenin içerisinde bulunan tüm renklerin koruncağı ve yaşatılacağı düşünülürse, özerkliğin önemi daha fazla ortaya çıkacaktır.
Tekçi zihniyetin sömürü ve inkar çarklarından bunalmış inançlar, özgürleşecektir. Bu anlamda; Dersim’de Kızılbaş Alevilik kendini örgütler ve korurken, sünni inanca mensup insanlarımız da aynı rahatlığın içerisinde olacaktır. Dersim’de Kızılbaş Aleviliğin özgünlüğü ve özgürlüğü Mardin’de Süryanilerin, Viranşehir ve Batman’da Ezidilerin şahsında düşünülecektir. Samandağ’da bir avuç köy olarak kalmış olan Ermeniler ve Hıristiyanlar aynı özgürlüğe sahip olacaktır. Tüm bu azınlık inançları ve inkar edilen Alevilik, Ezidilik, Süryanilik gibi inançlar, oluşacak özerk bölgeler içerisinde kendini yönetme ve yaşatma şansına sahip olacak, yaşadığı topraklarda söz sahibi olacaktır..
dogru_ergin@hotmail.com