Bu dönemi başlatan tarihi ve güncel, siyasi ve sosyal temeller vardır. Her şeyden önce Kürt Özgürlük Hareketi’nin yürüttüğü kırk yıllık mücadele insanlık tarihinin en büyük siyasal, sosyal, kültürel devrimini Kürdistan’da gerçekleştirmiştir. Bu büyük devrimlerle Kürdistan’da bir demokratik ulus gerçeği ve demokratik toplum gücü ortaya çıkmıştır. Bu gerçeklik Kürtlerde kendine büyük güvenme duygusu yaratmıştır. Çünkü güçlü demokratik toplum gerçeğiyle Kürtler birçok zorluğun ve sorunun üstesinden gelecek güce ulaşmışlardır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1973 Newrozu’nda başlattığı özgürlükçü ulusal demokratik yürüyüş büyük zorlukları aşa aşa bugünlere gelmiş, tarihin en bilgeleşmiş, derinleşmiş Önderlik gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Büyük zorluklar içinde çelikleşen halk gerçeğiyle birlikte bilgeleşmiş, düşünce yapısı derinleşmiş bir siyasi liderlik Kürt Özgürlük Mücadelesini çok güçlü kılan temel etken olarak bugün tarih sahnesindeki yerini almıştır.
Kırk yıllık mücadele Türkiye’de neyin yanlış, neyin eksik, neyin doğru olduğunu ortaya çıkarmıştır. Türkiye gerçeğini objektif olarak ortaya koymuş, demokratik özgürlükçü Türkiye’nin nasıl olması gerektiğini de aydınlatmıştır. Bu da başta Türk-Kürt ilişkileri olmak üzere tüm Türkiye halklarını içine alacak yeni bir demokratik Türkiye toplumunu ve bu temelde Türkiye demokratik ulusunun şekillenmesine zemin sunmaktadır. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi bu çerçevede imkan dahiline girmiştir.
Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve demokrasi güçlerini ezerek klasik inkar ve imhacı, tek tipçi ulus-devlet gerçeğini hakim kılmak ve sürdürmek istemiştir. Ancak Kürt Halk Önderinin öncülük ettiği Kürt Özgürlük Hareketi bu politikayı kırmış ve başarısız kılmıştır. Türkiye’nin eski ulus-devlet ve ulus zihniyetiyle yürüyemeyeceğini, geleceği ancak yeni bir Türkiye ile kazanabileceği anlaşılmıştır. Türkiye toplumu da eski zihniyet ve siyasal yapılanma gerçeğiyle Türkiye’nin geleceğe umutla bakmayacağını yılların acı deneyimiyle öğrenmiştir.
Özellikle 2012 yılında Türk devletinin her türlü askeri ve siyasi saldırılarının boşa çıkarılması, hatta ordunun gerilla karşısında en fazla çaresiz kaldığı bir yıl yaşaması, siyasi soykırım operasyonlarının halkın örgütlenmesi ve mücadelesini durduramaması, zindan direnişleri AKP ve Türk devletini yeni bir kararla karşı karşıya bırakmıştır.
Kuşkusuz bölgedeki gelişmeler de Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezerek siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikasını eski düzeyde sürdürmesini zorlayan bir etken olarak kendini göstermiştir. Rojava Kürdistan halk devrimi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürdistan’ın tüm parçalarında etkili hale gelmesi, bölge siyasi denkleminde Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasi ağırlığını arttırması Türkiye’deki siyasal gelişmeleri de çok etkilemiştir. İşte bu ortamda AKP Hükümeti yeniden İmralı’ya heyetler göndererek Kürt Halk Önderiyle görüşmeler başlatmıştır.
Kürt Halk Önderi AKP Hükümetinin 2012 yılında yaşadığı sıkıntıların bir demokratik çözüm sürecine imkan verdiğini, önderlik ettiği kırk yıllık mücadelenin mevcut ortamda demokratik çözümü gerçekleştirecek imkanlara sahip olduğunu görerek bu görüşmeleri Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da yeni bir dönem başlatacak biçimde ele almıştır. Bu temelde Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayan projesini kamuoyuna sunmuştur. Bu demokratikleşme çağrısı başta Kürtler olmak üzere Türkiye kamuoyu ve halklar açısından da olumlu karşılanmıştır. Kürt Halk Önderinin Ortadoğu’da yeni çağ başlatma mesajı toplumsal desteğine kavuşmuştur. Bu da başarılı olma şansını arttırmaktadır.
Eğer Türk devleti Kürt Halk Önderinin makul çözüm önerisine karşılık verirse, demokratik siyasete dayalı halkların özgürlük zamanının şimdiden başladığını söyleyebiliriz. Devletçi baskıcı siyaset her zaman egemenleri güç yapar. Demokratik siyaset ise toplumları ve ezilenleri güç yapar. Bu açıdan yeni dönem, halkları güç yapan karakterde olacaktır. Bu nedenle Kürt Halk Önderinin manifesto niteliğindeki mesajı tüm ezilen halkları ve toplulukları heyecanlandırmıştır.
Kürt Halk Önderi bu hamleyle mücadelenin bırakılmadığını, yeni koşullarda yeni yöntemlerle süreceğini vurgulamaktadır. Bu da toplumun örgütlü gücüne dayalı demokratik siyaset olmaktadır. Demokratik siyaset zamanı derken bunu esas olarak toplumun örgütlü gücüne dayanarak kendi sorunlarını kendisi çözmesi olarak anlamak gerekmektedir.
Demokratikleşme ve demokratik siyaset hiçbir zaman egemenlerin insafına bırakılmayacak değerde önemli olgulardır. Kuşkusuz devletlerle, egemen güçlerle her zaman belli uzlaşmaya dayalı demokratik ölçüler, demokratik ortam yaratılabilir. Demokrasiyi ve demokratikleşmeyi sadece devlet yıkmaya dayalı olarak görmek yanlış bir anlayıştır. Devletlerin var olduğu ortamda da demokratikleşmeyi, demokratik toplumu geliştirmek mümkündür. Ama bunun da kendiliğinden değil, mücadeleyle olacağı açıktır.
Ne Kürt sorunu, ne demokratikleşme sadece AKP ve devletle uzlaşarak çözülür. Tabii ki görüşmeler ve uzlaşmalar olur; ancak bu süreçlerin başarısı ve demokratikleşmenin gelişmesi, derinleşmesi ve kapsamlılaşması yine de esas olarak Kürt halkının örgütlü duruşu, demokrasi güçlerinin bu sürecin aktif parçası olmasıyla mümkündür. Kürt halkının özgürlük duruşu, özgürlük ve demokrasi iradesi, demokrasi güçleriyle birlikte demokratik çözüm ve demokratikleşme konusunda taleplerini ortaya koyarak sürecin karakteri ve içeriğine yön vermesi çok önemlidir. Bu açıdan bu süreç mücadelenin bittiği değil, yeni bir mücadele döneminin başladığı bir süreçtir. Bu süreçte gevşeme, duyarsızlık, demokratik çözüm ve demokratikleşmenin kendinden geleceğini düşünmek sürecin başarısızlığını ve kaybetmesini beraberinde getirir.
Kürt Halk Önderi belirli koşulların yerine getirilmesi ve demokratik siyasetin bu süreçte öncelikli mücadele yöntemi haline gelmesi halinde halkların muazzam kazanacağına inanmaktadır. Türkiye ve Kürdistan’da kırk yıldır yürütülen özgürlük ve demokrasi mücadelesinin demokratik siyasetin hakim olduğu ortamda toplumun gücünü daha fazla açığa çıkarıp harekete geçirerek gerçek demokratikleşmenin, gerçek özgürlüğün, gerçek demokratik komünal yaşamın ve ahlaki-politik toplumun gerçekleşeceğini çok iyi görmektedir. Bu nedenle süreç başarılı yürürse Tanzimat’tan bugüne gelişen demokratik gelişmelerin katbekatının bu süreçle birlikte gerçekleşeceğini söylemektedir. Çünkü halkın gücünün en fazla ortaya çıkacağı zeminin demokratik siyaset olduğunu çok iyi bilmektedir.
Kürt Halk Önderinin projesi on yıldır ortaya koyduğu paradigma çerçevesinde ele alınırsa daha iyi anlaşılacaktır. Klasik ulusal kurtuluşçuluğun dar yaklaşımlarıyla değil, demokratik kurtuluşçuluğun topluma dayalı perspektifiyle bu yeni süreç değerlendirildiğinde bu herkesi heyecanlandıracak ve büyük kazandıran bir mücadele dönemi başlayacaktır.
Demokratik siyaset ve halkların güçlenme gerçeği
Kürt Halk Önderi 21 Mart’ta Amed Newrozu’nda Türkiye ve Ortadoğu siyasetinin yaşadığı kör düğüme kılıcı vurdu. Newroz’da okunan mesaj kördüğüme vurulan kılıç karakterindeydi. Manifesto niteliğindeki bu mesajdan sonra Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da yeni bir dönem başlamıştır.