
Çok önemli bir seçimi geride bıraktık. Yerel yönetimler demokratik toplum olmanın çok önemli bir parçası. Dolayısıyla demokrasinin gelişmesi açısından yerel yönetim seçimleri de büyük önem taşıyor. Kürtler bu fırsatı önemli ölçüde kullanmış bulunuyor. Fakat Türkiye toplumu genel planda bu fırsatı iyi kullanamadı.
Gerçi mevcut haliyle yerel yönetimleri demokratik toplumun bir parçası olarak görmek çok zor. Çünkü demokratik özyönetim olma karakteri yok. Böyle bir yönetim olmaktan çok devlet iktidarının bir parçası olarak rol oynuyor. Topluma dayanması gereken belediye yönetimleri iktidarın bir parçası oluyor.
30 Mart’ta seçilmiş olan belediye başkanlarının önünde böyle iki yol bulunuyor: Demokratik toplumun bir parçası mı olunacak, yoksa devlet iktidarının uzantısı haline mi gelinecek? BDP’den seçilen belediye başkanlıkları ile diğer partilerden seçilen belediye başkanlıkları arasında işte böyle temel bir farklılık var.
Devlet iktidarının uzantısı olan belediyelerin neler yaptığı iyi biliniyor. Buralara argo deyimle arpalık deniyor. Her türlü hile, yolsuzluk, hırsızlık, sömürü, çıkarcılık, kayırmacılık buralarda yaşanıyor. Demokrasinin bir parçası olması gereken yerler baskı ve sömürünün derinleştiği bir alan haline geliyor. Doğanın yıkımı ve toplumun aldatılması da işin cabası.
Kuşkusuz demokratik siyasetin belediyeleri böyle olmayacak. Onlar her şeyden önce topluma dayanacak ve her şeyi kitlelerin kararı ve gücüyle yapacak. Toplumun demokratik özyönetimi olarak rol oynayacak. Demokratik özerkliğin gerçekleştirilmesinde görev üslenecek. Kısaca demokratik toplum olmanın önemli bir parçası haline gelecek.
Ancak böyle bir rol sahibi olacak belediyelere sahip alanların sayısı çok az. Onlar da esas olarak Kürtlerin yaşadığı alanlar. Diğer alanlarda çoğunlukla AKP adayları belediye başkanı yapıldı. Şimdi ne yapacak AKP’li belediye başkanları? Kuşkusuz doğayı tahrip etmekten başlayıp zenginlere hizmet eden çalışmalar yapacak. AKP iktidarının sadık bir uzantısı olacak.
Bu nedenle AKP’ye oy vermiş olanlar çok yakında pişman olacaklar. Sadece AKP’ye oy verenler mi? Kuşkusuz hayır! CHP ve MHP’ye oy verenler de benzer bir durumu yaşayacak. Yani ha AKP’lilere oy vermiş, ha karşıtı gibi görünen düzen partilerine! Bunlar arasında ciddi bir farklılığın olmadığını pek yakında seçilen belediye başkanlarının icraatı ortaya çıkınca herkes görecek.
Geriye demokratik toplum olmak kalıyor. Bu özelliğe sahip olan ve bu temelde demokratik adayları belediye başkanı seçmiş bulunan alanlar demokratik özyönetim çalışmalarını hızla geliştirecekler. Toplum yaşamının bütün alanlarında demokratikleşme geliştirilerek demokratik toplum inşasını gerçekleştirecekler.
Bu durum sadece belediye başkanlıklarına dayanarak mı gerçekleştirilebilir? Kuşkusuz hayır! Belediye başkanlıkları bu konuda sadece bir güçlendirici etkendir. Yoksa ne demokrasinin temel aracı, ne de toplumsallığın! Yani demokratik toplum inşasını sadece belediye başkanlıkları üzerinden değil, demokratik konfederalizmin farklı araçlarını kullanarak da inşa etmek hem mümkündür, hem de gerekli.
Dolayısıyla demokratik yönetimin geliştirilmesi için gereken önemli bir araç seçimini yaptık. Sonuçta kazanıldı veya kaybedildi. Kuşkusuz kazananlar demokratik toplum inşasında bu aracı etkili bir biçimde kullanacaklar. Demokratik özyönetimlerin geliştirilmesine bu araç önemli bir katkı yapacak.
Fakat her şey bu araca sahip olmak da değil. Yani demokratik toplum inşası sadece belediyelere dayanılarak gerçekleştirilebilir diye bir kural kesinlikle yok. Belediyelere dayanılmadan da demokratik toplum inşası gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla 30 Mart seçimleri ardından her alanda demokratik toplum örgütlülüğünü geliştirmek için seferberlik düzeyinde çalışmak gerekiyor.
Kısaca demokrasi hareketini örgütleme ve demokrasi mücadelesini geliştirme süreci sona ermedi. Tersine ortaya çıkan seçim sonuçları bu süreci daha da derinleştirerek devam ettirmek gerektiğini ortaya çıkardı. Çünkü devletçi adaylara daha çok oy verilmesi gösterdi ki, aslında demokratik toplum gerçeği, yani toplumun politik ve ahlaki dokusu iyice zayıflatılmış. Bu da demokratik toplum örgütlülüğünün ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Bu konuda kuşkusuz dayanılacak önemli gelişmeler ve değerler var. Özellikle de Kürt toplumunda özgürlük mücadelesinin yarattığı çok önemli gelişmeler söz konusu. Her şeyden önce ulaşılan güçlü bir özgürlük ve demokrasi bilinci var. Yine yaratılan büyük bir cesaret ve fedakarlık söz konusu. Daha da önemlisi kadın özgürlüğünde ulaşılan tarihi düzeyin varlığı.
Bu sonuncusu, yani özgürlükte ulaşılan yüksek düzey temelinde kadın potansiyelinin harekete geçirilmesi demokratik toplum inşasında çok önemli bir gücün açığa çıkarılmasını ifade ediyor. Bu sadece demokrasi gücünün aritmetik artmasını değil, kadın renginin katılmasıyla demokratik toplumun özgürlüğünün derinleşmesini ortaya koyuyor.
Toplum yaşamının her alanında kadının kendi rengi ve iradesiyle katılım göstermesi gerçek bir demokratik topluma ulaşmanın önünü açmış bulunuyor. En son parti yönetimlerinde ve belediyelerde eş başkanlık sisteminin uygulanmaya konmuş olması özgür ve demokratik toplum örgütlülüğünü yaratmanın en büyük güce ulaşmış olmasını ifade ediyor.
İşte yerel yönetim seçimleri ardından içine girilmesi gereken demokratik toplum inşası böylesi çok önemli gelişmelere dayanıyor. Dolayısıyla bu birikim kullanılarak demokratik toplum örgütlülüğünü seferberlik düzeyinde geliştirmek gerekiyor. Bu, aynı zamanda demokratik siyasetin de mevcut zayıflığını aşarak kendini çok güçlü bir örgütlülüğe kavuşturması anlamına geliyor. Bu nedenle demokratik toplum örgütlülüğünde en büyük görev demokratik siyasete düşüyor.
Görülüyor ki, seçim ardından demokratik güçler gündemsiz, görevsiz ve plansız değildir. Dolayısıyla başkalarının gündemine takılarak kendi çizgisini kaybetmemelidir. Yine seçim bitti diye demokratik toplumu örgütleme görevini unutmamalıdır. Tersine bir an bile duraksamadan demokratik toplumu her alanda adım adım örgütleme ve savunma görevini yürütmelidir.
Özellikle AKP’nin inisiyatifi elinde tutmak amaçlı gündem belirleme ve herkesi yönlendirme oyunlarına karşı uyanık olunmalıdır. Çeşitli demogojik tartışmalar ve cumhurbaşkanlığı seçimi gibi halklara hizmet etmeyen gündemlerden uzak durulmalıdır. Demokratik güçler halklara hizmet eden kendi gündemlerini oluşturmayı ve yürütmeyi her zaman başarmalıdır.