Toplumların başından beri temel bazı öncelikli ihtiyaçları vardır. Bunlar toplumun her an, tüm varlığında olmazsa olmaz faaliyetleridir. Ekonomi, toplumlar için her zaman için önemli bir yer edinmiştir. Yaşam ihtiyacı olarak ele alınan ekonominin kökleri daha çok derinlere gider. Bu nedenle kominal dayanışmacı ekonominin gelişim seyrinin bilince çıkarılıp, değerlendirilmesi gerekir. Kominal ekonomi nedir? Ekonominin kendisi toplumda nasıl yansıma bulmuştur? Toplumsallık üzerinde etkisi nedir? Bu soruların cevapları günümüz ekonomi anlayışı içerisinde belli bir bilinçle gelişirken, diğer yandan toplum kendi demokratik, kominal ekonomi nüvelerini, uygulama biçimlerini yaşamında, köylerinde, doğa ve toplumla ilişkilerinde devam ettirmektedir. Ekonomiyi tartışırken tarihçesine gitmek ve oradan günümüze getirmek en anlamlı yaklaşım olacaktır. Bugün egemen kapitalist modernitenin her şeyi köksüz ya da günü birlik yapma, unutturma çabaları, ya da kendisiyle başlatıp değerlendirmesi tamamen kar ve rant zihniyetinden kaynağını almaktadır. Doğal ekonomi, insanın var oluşuyla ortaya çıkmış bir olgudur. Bu nedenle toplumsallığını görmezden gelemeyiz. Diğer canlıların kendi yaşamlarını sağlamak üzerinden ihtiyaçlarını karşılamaları ekonomi olarak ele alınamaz. Doğasal ihtiyaçlarını kendi döngüsü içerisinde karşılama denilebilir buna. Ekonomi daha çok sosyolojik bir olgudur. Toplumların kendi bilinç ve örgütlenmeleriyle açığa çıkan insanlık açısından ilk toplumsallaşma adımlarıyla içe içe doğmuştur. Bu nedenle ekonomiyi tüm toplumsal olguların başında ele almak önemlidir.
Kendi toplumsal gelişim evrelerini bilmeyen toplumlar her zaman örgütsüz kalma ve günübirlik yaşamayla yüz yüze kalırlar. Bu nedenle bugün günümüz toplumlarına baktığımızda ulus devletçi sistemler her şeyi kısa tarihleriyle izah ederler. Ondan öncesi ve ötesi yoktur. Tarihlerin sığlaştırılarak ele alınması, nesiller için daraltılmış bakış açısı ile özünden uzak bir yaşam biçimini açığa çıkarıyor. O nedenle tarihini bilmek, tarihiyle iç-içe yaşamak bilinçli demokratik toplumların işidir. Bugün Kürdistan'da yürütülen özgürlük mücadelesi de tüm bunların bilince çıkması ve yeniden tarihiyle yüz yüze gelme mücadelesidir. Bugünde bin yıllar öncesini aramak, anda tarihi yakalamak ya da tarihte kendini görmek ve yaşamak doğru, demokratik bir bilinçle gelişir. Ortadoğu'da gelişecek bir aydınlanma ve toplumsal bilinç de özgürlük mücadeleleriyle sağlanır. Dayanışmacı ekonomiye eğilmek, doğru anlamak kapitalist modernite tezlerinin dışına çıkarak düşünebilmekten geçer. Bu nedenle kendini bilmek, toplumsal tarihini de bilmek demektir.

Toplumların ekonomisi nasıl gelişti?

Peki nasıl oldu da tüm insanlar ekonomik yaşamı geliştirecek, yaşamını devam ettirecek duruma geldi. İlk grup, ilk kavim ve kabile olarak yaşayan toplumlar ve ondan öncesi nasıl oldu da bu kadar şeyi günümüze kadar taşıdılar, tüm dünyaya öğrettiler, kutsadılar, emeği insanla özdeşleştirdiler.
İnsanlık gelişiminin en önemli boyutu kendisini örgütlemek, grup oluşturmak, savunmasını, yaşam ihtiyaçlarını karşılayarak, bunun üzerinden bilgi ve birikim oluşturmak olmuştur. Toplumsallaşma süreçleri insanlığın en temel olgularındandır. Çevresini bir araya getirmeyen, bunun üzerinden bir pratik üretime geçmeyen canlılar gelişememiştir. Yani toplumsallığını düşünce ve icatlarla, üretimle geliştiremeyenler kendilerini de koruyamamışlarıdır. Genelde insanın dışındaki tüm canlılar bu biçimde, kendi evrimlerini sınırlı geliştirmişlerdir. İnsanın kendi bilincini açığa çıkarması, toplumsallıkla gelişmiştir. İnsanın kendisinde yarattığı dil, beden, düşünsel gelişim toplumsallaşmanın temelini oluşturmuştur. Düşünsel gelişim teknik gelişimle birlikte niteliksel büyümeyi sağlamıştır. Bu durumda toplumsal devrimin nüveleri atılmış olmaktadır. Tek tek yaşamanın dışına çıkılmış, güvenlik, beslenme, düşünce, çevreyle yani doğayla ilişkisini düzenlemeye kadar götürmüştür. Tüm bunların içe içe gelişimi topluluk halinde yaşamanın bilincine varma, kavramayı getirmiştir.
Afrika’nın doğu bölgelerinde yaşayan, yaklaşık olarak üç yüz bin yıl öncesine dayanan insan grupları daha sonra Toros ve Zağros dağlarının eteklerine kadar gelmişlerdir. Son buzul çağın ortadan kalkmasıyla tarım öncesine kadar yine grup örgütlenmeleriyle birliklerini sağlamışlardır. En son on iki bin yıl öncesinden başlayarak, Mezopotamya'da topluluklar olarak tarım ve toplayıcılık, avcılıkla kendini örgütleyen bir sosyal yaşam düzenine geçerler.

Yerleşik yaşama geçiş ve ekonomi

Tarım köy toplumu olarak örgütlenen yaşam tarzı son beş bin yıllık dönemde merkezi demokratik uygarlık dönemi olarak gelişir. Tarım devrimi insanlık toplumunda en belirgin nitelik kazanan süreç olmuştur. O güne kadar gruplar biçiminde sınırlı ve düzensiz örgütlenen insanlar artık tarım ve köy etrafında toplanırlar. Tarımın gelişimi insanların salt kendilerini ayakta tutma yönlü beslenmesini aşan bir sürece girilmesini sağlamıştır. Sadece beslenme ve korunma durumunu aşarak dil, kültür, savunma, din, giyim, en belirgin olanı da yerleşik yaşama geçmişlerdir. Maddi süreçlerden artık manevi süreçlere, niceliksel süreçlerden nitelikli süreçlere geçiş sağlanmıştır.
Doğa koşullarının uygun olması toplumda her gün çoğalmayı ve bunun karşısında ciddi bir örgütlenmeyi açığa çıkarmıştır. Mezopotamya topraklarının verimli, sulak olması, toplumsal gelişimde çok yönlülüğü açığa çıkarmıştır. Ekim hayvancılık, çiftçi, çobanlığı ortaya çıkarmıştır. İnsanlar artık toplumsal gelişimlere yön vermeye başlarlar. Bugün ilkel insan olarak tabir edilen toplum tüm varlığın ilk elden gelişimini sağlamaktaydı. İlk, orijinal gelişim kadının eliyle gelişmiştir. Ekonomi yani yaşamın temel yasası o günden, ilk örgütleme ve çevresini buna katmayla başlamıştır. Doğadan yararlanma ve üretimi karşılıklı geliştirme kadının klan toplumu için geliştirdiği devrimsel gelişimin önemli bir yapısı olmaktadır.
Ana kadının ekonomiye öncülük yapması doğa ve çocuklarıyla gelişen ilişkisiyle başlayıp, bir sonraki aşama olan toplumsallığa evirilmesinden gelmektedir. Emeğini toplumun hizmetine sunması, etrafında değerler bütünü oluşmasını sağlamıştır. Emeğini klan, kabile ve aşireti için geliştirmiştir. Karşılığı yoktur  (günümüzdeki ücret karşılığı, işçi olgusu yoktur) yarattığı değerlerin emekle gelişimi ve bunun da toplumu ayakta tuttuğu, manevi bir güce dönüştürdüğü gerçeği neolitik kadın devriminde görmek zor değildir. Ana toplumunda değer paylaşımla büyür. Emekle ve bilinçle örgütlediği toplumda etkin olması ve değer görmesi bu nedenledir. Tüm etkenlerin bir arada ve toplum için kullanıma açılması ciddi bir refah düzeyi de ortaya çıkarmıştır. Üretim, bilinç, bilgi, toplamında emek ekonomiyi açığa çıkarmıştır. Bu nedenle ekonomi yaşamın en önemli ve örgütlü yanını ifade eder. Bugün ekonomisi olmayan toplumların en örgütsüz toplum olmaları gerçeği boşuna değildir. Tüm bu gerçeğin en önemli bir diğer boyutu ise ekonominin doğayla ilişkisinin sağlamasıdır. O nedenle doğa kadın için canlı olan, karşılıklı saygı ve ilişkiyi gerektiren bir durumu ifade eder. Toplumsallığındaki bütünlük doğayla da tamamlanır. Esas olan ihtiyaçtır, ihtiyacın dışında bir şeyi kullanma, üretme söz konusu değildir. Doğaya yaklaşım ve bunun üzerinden ekonomisini geliştirmek artık ahlaki bir temel alır. Toplumsal ahlak kurallarının en belirgin olanlarından biri de doğaya saygı ve kendi çıkarı için asla ona zarar vermemektir.
Kadın ana toplumunda, tüm ekonomik faaliyetler toplumsal yaşamın akışı içerisinde kendi mecrasında ilerler. Ahlaki ve politik olan ön plandadır. Bu nedenle doğal toplum ekonomisi ahlaki ve politik toplumun en temel yaklaşımını açığa çıkarır demek yanlış olmayacaktır.

Emeğe ve doğaya
saygıyla gelişen ekonomi
Doğal toplum yaşamında ve süreçlerinde her şey ortak karar ve yaklaşımla belirlenmektedir. Belirlenen ortaklık üzerinden yaşamlarını örgütleyip, yönetmektedirler. Topluluğun yaşamsal ihtiyaçları kara dayanmamaktadır. Üretim sınırı bellidir yani ihtiyaç kadar üretilir. Ahlaki olan bu yaklaşım ortaklık ile emeğe, doğaya saygıdan kaynağını alır. Her şey toplum tarafından belirlenir. Köyün ya da kabilenin insanları ortak bir yaklaşımla ekonomik çalışmalara yeteneği ve imkanı oranında katılırlar. Meclisler ve kominler bu nedenle çok eskiye dayanan halkın örgütlenme birimleridir. Ekonomiyi yaşamın her alanına indirgeyen topluluk bu anlamda hiçbir şekilde işsiz de sayılmaz. İşçi olmadığı gibi işsizlik de yoktur. İnsanların yaşamda bir biçimde kendisini kattığı doğal toplumda emek yaşamın en anlamlı yanı olduğundan kutsanmıştır. Sadece toplamak, ekin ekmek değil yaşamın gerçeği, bunun yanı sıra muazzam bir üretim çeşitliliğini de sağlarlar. Toplumun tümü söz hakkına sahip olduğu için buna ''demokratik bir üretim ve örgütlenme'' demek yerinde olur. İhtiyacı kadar üretim olduğu için mülkiyete de izin vermez. Bu durumda, mülkiyet yoluyla rant geliştirme, biriktirme, tekelleştirme, insanlar üzerinde baskıya dönüştürme de gelişmez.
Ekonominin tekelleşmemesinin, bir elde birikmemesinin temel bir nedeni de kadın ve erkeğin ekonomide birlikteliğinin gelişmiş olmasıdır. Toplumun ihtiyacının karşılanması için bireylerin ekonomiye, üretime katılımı cins üzerinden gelişmemiştir. Yetenek ve ihtiyaca göre katılma esas olmuştur. Topluma karşı iki cins de sorumludur. Cinsiyetçilik olgusu gelişmemiştir. İnsan olmak, toplumsal işlevler içerisinde olmak, birey olarak güçlü katılım sağlamak insan olgusunu ahlaki yapı olarak açığa çıkarıyor. Açığa çıkan sorunları aşmada ve üretimin aktivitesini geliştirmede kadınlar öncülük yapmaktadır. Kadınların öncülüğü insana karşı bir egemenlik olarak gelişmemiştir. Ekonomideki katılım toplumsal yaşama katılımının etkinliğinden de gelmektedir. Kadının doğal katılımı ve bunun sonuçlarını köy halkıyla paylaşmıştır.