Erdoğan’ın ileri demokrasisini anlamışız. Son yirmi gündeki tutumuyla ileri demokrasinin ne olduğunu Türkiye halkı da öğrendi. Kürtler bu ileri demokrasinin ne olduğunu iyi öğrenmişti. Kürdistan sokakları Hitler’in gaz odaları haline getirilmişti. Sadece gaz bombalarıyla bir buçuk yaşındaki çocuktan altmış beş yaşındaki kadına kadar birçok Kürt öldürüldü. AKP Hükümeti döneminde de miting ve gösterilerde yüzlerce Kürt insanı katledildi. Yine sınırlarda yüzden fazla insan kaçakçı diye vuruldu. Roboskî’de ise içinde PKK’li var diye 35 Kürt genci ve çocuğu bilerek katledildi. Roboskî aslında Türk devletinin zihniyetini açıkça gözler önüne sermiştir. İnsanların yaşamının hiçbir değeri yoktur. İçinde bir PKK’li varsa yüzlerce topluluk rahatlıkla imha edilebilir! Gezi Parkı için her gün içinizde illegal örgütler var, marjinaller var, provokatörler var denilerek oradaki tüm topluluğa saldırmanın meşruiyeti oluşturulmaya çalışılmıştır. Roboskî’nin içinde PKK’li olduğu belirtilip bu katliamı meşrulaştırıp normalleştirmeleri gibi!
Türkiye demokratikleşmeden halk ve topluma bakış değişmez. Ancak demokratikleşen ülkelerde insanların ve toplumların değeri olur. Demokrasi kavramının anlamı halkın kendi kendini yönetmesidir. Böyle tanımlandığı için demokratik olduğunu söyleyen ülkelerde insan ve toplum değer görür. Demokrasilerde iktidarlar ve hükümetler değil; halk, toplum ve insanlar değerlidir.
AKP artık Avrupa ülkelerinin terk ettiği demokrasi anlayışının daha gerisini Türkiye’ye dayatıyor. Kaldı ki artık halklar ve toplumlar Avrupa’nın demokrasi anlayışını da kabul etmiyor. O demokrasiler de hala halkın değil, egemenlerin güç ve iktidar olduğunu biliyor. Sadece topluma despot ülkelerden farklı olarak kısmi bir sosyal, ekonomik ve kültürel rahatlama sağlanıyor. Daha doğrusu bilim ve tekniğin gelişmesi nedeniyle ortaya çıkan imkanlarla daha rahat sömürmek ve hakim olmak; egemenliklerine meşruiyet sağlamak için biraz nefes almaları sağlanıyor. Sivil toplum örgütlenmeleriyle kendini ifade etme fırsatı vererek, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü biraz geniş tutarak kendini ayakta tutuyor.
Şimdi bu demokrasi anlayışına karşı bile toplumlar ve halklar ayağa kalkarken Erdoğan’ın siyaset anlayışı nasıl kabul edilir? Türkiye Cumhuriyeti döneminde de hakim olan bu despotik zihniyet anlayışı nasıl kabul edilir?
Gezi Parkı direnişi nedeniyle en fazla tartışılması ve sorgulanması gereken Türkiye’deki bu yönetim anlayışıdır; demokrasi ve özgürlük yaklaşımıdır. Kuşkusuz Gezi Parkı direnişi bu konuda bir dönüm noktası olacaktır. Türkiye’deki iktidar ve demokrasi anlayışı bu direniş sırasında önemli düzeyde sorgulandı; daha da sorgulanacak. Bu gerçeklik Türkiye’de yeni bir siyaset anlayışını yaratmada önemli bir rol oynayacaktır.
Artık üstten buyuran siyaset anlayışı yerine, toplumun tabandan örgütlenmesine dayalı demokratik siyaset anlayışının geliştirilmesi konusunda bir eğilim Türkiye’de gelişecektir. Zaten Kürt Halk Önderi tabandan örgütlenmeye dayanan, tabanın ve tüm örgütlü kesimlerin iradesini esas alan demokratik konfederalizm kurumlaşmasını ve buna dayalı olan kendi kendini yönetme anlayışını Kürdistan’da hakim kılmaya çalışmaktadır. Buna radikal demokrasi, toplumsal demokrasi ya da doğrudan demokrasi de denilmektedir. Kürt Halk Önderinin demokrasi anlayışının ne kadar değerli ve anlamlı olduğu Gezi Parkı direnişi süresince daha iyi anlaşılmıştır. Eğer Gezi Parkı direnişinden bu sonuç çıkarılırsa doğru bir sonuç çıkarılmış olur. Gezi Parkı direnişi birincisi; demokrasi güçlerinin ortak hareket etmesinin önemini, ikincisiyse; devrimcilerin, demokratların hangi demokrasi anlayışına sahip olması gerektiğini ortaya koymuştur. Binlerce yıllık despotik anlayışın teşhir edilmesi ve bu iki sonuç Gezi Parkı direnişinin kazanımı olarak görülmelidir. Zaten Türkiye’de tüm sorunların kaynağı mevcut yönetim zihniyetidir. Tüm sorunların çözümünün reçetesi ise radikal demokrasi, toplumsal demokrasidir. Bu da kendi kendini yönetme, toplumun kendi işleri hakkında kendisinin karar vermesi ve uygulamasıdır.
Gezi Parkı direnişinde sosyalist güçler de önemli rol oynadılar. Özellikle Taksim ve İstanbul’un diğer alanlarındaki gösterilerde sosyalistlerin damgası vardı. Bu da zaten buradaki gösterilerin daha örgütlü ve daha demokratik karakterde olmasını sağladı. Ulusalcıların en az olduğu, etkisinin zayıf kaldığı yer Taksim ve İstanbul’un mahalleleriydi. Çukurova’da da sosyalistlerin etkisi fazlaydı. Gezi Parkı direnişiyle birlikte tüm sosyalist gruplar sosyalizmsiz demokrasinin olmayacağını bir daha gördüler. Bu açıdan Gezi Parkı sosyalistlerin demokrasi kültürünün gelişmesinde de önemli rol oynamıştır. Gezi Parkı direnişinin bir kazanımı da bu olmuştur.
Gezi Parkı direnişinde Kürt gençleri de yerini almıştır. Zaten Gezi Parkı direnişini BDP’nin de içinde yer aldığı HDK’nin temsilcilerinden Sırrı Süreyya Önderi’in kendini iş makinelerinin önüne atması başlatmıştır. Bu açıdan başından itibaren Kürtler bu direnişi desteklemiş ve içinde yer almışlardır. Ancak Kürtler içine çok fazla katılırsa daha çabuk bastırılır anlayışı Kürtlerin direniş içinde öne çıkmalarını engellemiştir. Yine bazı çevrelerde ulusalcıların katılım nedeniyle tereddütlü yaklaşımlar olmuştur. Ancak Kürtler başından itibaren bu eylemin içinde yer almışlar ve bu eylemin toplumsal meşruiyet kazanmasında önemli çaba göstermişlerdir. Doğrudan yer almaları dışında başka biçimlerde de destekleriyle bu direnişi güçlendirmişlerdir. Polis saldırısına karşı koymada en önde olmuşlardır. Bu tutumuyla Kürtlerin demokrasi ve Özgürlük Hareketi’yle Türkiye’de gelişen bu demokrasi ve Özgürlük Hareketi arasında önemli bir ilişki kurmuşlardır. Her ne kadar ulusalcılar ortak hareketin sağlanmasını yer yer sabote etmek istemişlerse de başarılı olamamışlardır.
Bundan sonra Türkiye demokrasi güçleriyle Kürtlerin demokrasi ve Özgürlük Hareketi arasındaki ilişki ve ortaklık daha fazla gelişecektir. Zaten zamanın ruhu bunu zorlamaktadır. Türkiye demokratikleşme moduna ve kulvarına girmiştir. Türkiye’nin gündemi demokratikleşmedir. Artık bu moment kullanılarak devlet ve hükümet üzerinde demokratikleşme baskısı arttırılmalıdır. Özellikle yeni bir anayasa ortaya çıkarma konusunda ortak bir platform yaratılmalı ve ortak bir mücadele geliştirilmelidir. Sadece 20-30 maddenin değişimini değil, anayasanın tümünün değişimini hedefleyen demokratik anayasa hareketi hedeflenmelidir. Bu yapıldığında toplumsal hareketin meşruiyeti ve toplumsal zemini daha da artarak başarılı olmasını sağlayacaktır.
Gezi Parkı direnişi başarılı olmuştur. Önemli olan, şimdi bu başlangıcı daha örgütlü, planlı ve programlı bir yaklaşımla demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan yaratmak için sonuca götürmektir.
Demokratik Türkiye’yi yaratmak zor olmayacaktır
Tayyip Erdoğan “Gezi Parkını boşaltmazsanız ezerim” dedi ve polisler saldırdı. Böylece kendi zihniyetini açıkça ortaya koydu. “Ben sandıktan çıktım, öyleyse herkes bana itaat etmeli” diyor. İtaatsizlik gösterenleri ise ezerek yola getiriyor. Despotlar gibi yola getirme, hizaya sokma siyasetinde ısrar ediyor. Bu, İkinci Dünya Savaşı öncesi icra edilen siyaset anlayışı bile değildir. Tüm despotların siyaseti icra etme yaklaşımını Tayyip Erdoğan her konuşmasında haykırıyor. Tüm despotların muhaliflerini dış kaynaklı olarak ilan etmesi gibi AKP Hükümeti de sokaklara çıkan insanları dış kaynaklı ve hain ilan ediyor. Böylece Türkiye halkı bin yıldır tüm iktidarların dillendirdiğini bu defa T.Erdoğan’dan dinliyor. Yani iktidar zihniyeti açısından aynı tas aynı hamam.