‘Kendimizden yola çıkarak devlet dışında bir ulus tanımı oluşturmak bizim bu yüzyılda varolma gerçeğimizdir” diyen PKK Yürütme Konseyi Üyesi Dilzar Dîlok, “Ortak dil olması şartı homojenleştiren bir şarttır. Farklı dili konuşan, farklı etnik kökenden olan toplumların ortak amaçlar çerçevesinde yaşama kararlılığı demokratik ulusu oluşturur” vurgusu yapıyor.

Bugün Kürdistan ve Türkiye halkları demokratik ulus anlayışında birleşebileceğini dile getiren Partiya Karkerên Kurdîstan (PKK) Yürütme Konseyi Üyesi Dîlok,, ulus devlet ve demokratik ulus arasındaki farkları, ulus devletin yol açtığı kriz durumunu ve toplumu tükeniş noktasına getiren gerçeğine yönelik olarak önemli değerlendirmelerde bulundu.
“Soykırımların tarihine baktığımızda, ulus devlet yapılanmalarının gelişim ya da güçlenme tarihini görürüz” diyen Dilzar Dîlok, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyanın yaşadığı sorunlara kaçınılmaz çözüm seçeneği olarak demokratik ulusun inşasını ortaya koydu.

Öncelikle ulus devlet yapılanması ile iktidar bağını sormak istiyorum. Kürt Halk Önderi Öcalan, iktidarın ulus devlete dönüşümünün kapitalizmin temeli olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ulus devlet yapılanması üzerinden kapitalizmin yükselişi için neler söyleyebilirsiniz?
İnsan olarak kendi türümüzün ulaşmış olduğu gelişim düzeyine rağmen insanlığın içinde bulunduğu sömürünün, insanlıktan uzaklaşmaların, adaletsizliklerin, her tür uçurumların olması bugün hakim uygarlıktan, özelde de kapitalist moderniteden kaynaklanmaktadır. Kapitalist modernite, tüm hiyerarşik devletçi anlayışların en azgınlaştırılmış formunu yaşamaktadır. Bunu yapabilmesi endüstriyalizmle, kapitalizmle ve ulus devlet formuyla mümkün olmaktadır. Ulus devlet, kapitalizmin ve endüstriyalizmin yaşam mekanı bulabilmesinin temel fırsatını yaratan bir yapılanmadır. Kapitalizmin uygulanma alanıdır. Endüstriyalizmin uygulanma alanıdır. Ulus devlet olmadan bunca sömürü, bunca ölüm, bunca adaletsizlik ve bunca katliam olmazdı.  Hepsini ve hepsiyle beraber soykırımlar sistemini yaratan form, ulus devlet formudur. Soykırımların tarihine baktığımızda, ulus devlet yapılanmalarının gelişim ya da güçlenme tarihini görürüz. Çünkü ulus devlet iktidarının olduğu yerde ölme ve öldürme vardır. Ölme ve öldürme yoksa ulus devlet yok demektir.  
Tarihte iktidarın oluşumundan itibaren uygarlık güçlerinin temel gelecek perspektifi iktidarın nasıl korunacağına, iktidarın güvenliğinin nasıl oluşturulacağına, iktidara yönelik saldırıların nasıl önleneceğine ve iktidarın nimetlerinden nasıl daha fazla faydalanacağına ilişkin olmuştur. İktidar tüm toplumsal, siyasal ve tarihsel gelişimi de kendi gelişimi doğrultusunda belirlemeye çalışmıştır. Bu çabalar öylesine bir çaba değildir. Bugünkü zihniyetle ele alıp bir gücün kendini koruma durumu olarak ifadelendirilemeyecek kadar farklı bir durumu anlatır. Büyük nehirsel akış dediğimiz demokratik uygarlık akışından bir sapmayı anlatır iktidarın tarihi. Ve iktidarın çeşitli dönemlere göre kendini şekillendirmesi de bu sapmayı saptığı yönden sürdürmenin iddiasını anlatmaktadır. Kapitalizmle direkt bağlantısı pazar alanları oluşturmak ve bu alanları başka pazarlara kapatmak olarak özetlenebilir. Bugünkü kapitalist yayılmanın ulus devlet sınırlarını zorladığı, sınır ötesi kapitalist uzanışın gelişimine baktığımızda bunu daha iyi anlayabiliriz.

İnsanı insanın kurdu yaptı
İktidarın tarihsel gelişimi içinde en fazla toplumları parçalayan, toplumsal bütünlüğe en fazla zarar veren, en fazla insanlığı insanlık değerlerinden uzaklaştıran dönem ve yapılanma ulus devlet iktidarının oluşturulduğu ve meşrulaştırıldığı zamandır. Ulus devlet iktidarını, tüm ulusun kanına iktidarın bulaştırılmaya çalışıldığı bir tahakküm dönemi olarak da adlandırabiliriz. Son dört yüzyıllık, özelde de son iki yüzyıllık tarihin, insanlık tarihinin en insanlık dışı dönemine denk düştüğünü hiçbir güç inkar edemez. Milyonlarca yıllık insanlık tarihindeki ölümlere bedel ölümlerin bu son iki yüzyılda gerçekleşmesi normal görebileceğimiz bir durum değildir. Son iki yüzyıldır insanlık ailesine dayatılan ulus devlet eksenli iktidar anlayışının insanlık hanesinden eksilttiği değerleri anlamak bugün ulus devlet anlayışını doğru çözümlemek için şarttır. Sosyal bilimlerin bu son yüzyıla dair adlandırmalarına dahi baktığımızda bunu görmek mümkündür. Tanrının öldüğü, buna bağlı olarak insanın da öldüğü dönem işte bu dönemdir. Mezbaha sisteminin insanlığa yaşatıldığı işte bu çağdır.

Ulus devlet yapılanmasının günümüz dünyasında yol açtığı sorunlar nelerdir?

Bugünün dünyasında ulus devlet yapılanmasının yol açtığı sorunlar işte bu tanrısızlıktır. Tanrının ölmesi sorundur insanlık için. İnanç dünyasının ulus devlet sınırları içinde ekilmiş bir kapitalist zihniyetin baskısı altında eriyip gitmesi bir sorundur. İnsanın insanın kurdu olması sorundur işte. Ulus devletin yarattığı bir sorundur. Neden insan insanın kurdudur? Çünkü insanlık değerleri birey çıkarlarının arkasında kaybolacak kadar değer yitimine uğratılmıştır. Çünkü insanlık kendi canını korumanın kendi türünün kurdu olmaktan geçtiğine inandırılacak kadar kendisi olmaktan çıkmıştır. Soykırıma uğrasın veya uğramasın, insanlığın hafızasına soykırım gibi bir kötülük kazınmışsa, -ki bu ulus devlet formu içinde gerçekleşiyor- o insanlık sorunlu olur. O insanlık, kendi türüne sorun olur.
Mezbaha sistemi denmesi boşuna değil. Bugün dahi baktığımızda ulus devletler somutunda Ortadoğu’da dökülen kanlar mezbaha sistemini de geçecek düzeyde değil midir? Öyledir tabii ki. Mezbaha sistemi artık insanlığın yaşadığı durum karşısında masum sayılmasa da hafif kalacak bir düzeydedir. Bugün dünyanın bunca gelişmişlik düzeyine rağmen, teknik yarışa rağmen mezbaha mantığını da geride bırakan bir kasap zihniyetine teslim olması, ulus devlet anlayışının insanlık hafızasında yarattığı yıpranmadan kaynaklıdır. Çoğu insan, ulus devlet mantığı dışında bir varolmayı düşünememektedir. Ulus devletsizliği yok olmak olarak düşünmektedir. Ne kadar çok ulus devletin varsa o kadar çok varsın yanılgısı Arapları Ortadoğu’da kan gölünün temel nesnesi haline getirmiştir. Ama aşılamamakta, her geçen gün bu form içinde sıkışmışlık derinleşmektedir.

Kapitalizme hizmet eden form...

Yine ulus devlet formunun homojenleştirme anlayışının toplumu ne kadar yıprattığı, evrensel gelişim seyrini geriye çektiği ve soykırımların zeminin hazırladığı da bilinmektedir. Bugün tek dil, tek bayrak sloganı kitleleri nasıl da sürüleştirerek iradesizleştirerek yönlendirmekte, gütmektedir. İnsanları Foucoult’un dile getirdiği hanelere hapsetmenin temeli ulus devletle oluşturulmuştur. Toplumu potansiyel suçlular olarak gören, suça teşvik eden, açlık, işsizlik yaratarak suç durumları yaratan kapitalizme en fazla hizmet eden form ulus devlet formudur. Vatana ihanetten, devlete ihanete kadar suçlar silsilesi uzundur ulus devletlerde. Suç ve suçlu yaratmanın gideceği yer hapishane sisteminin işlevselleştirilmesi yoluyla toplumun terbiye edilmeye çalışılmasıdır. Hapishanelerin temel amacı suçluları değil suçluların varlığının bilinciyle yaşayan insanları sömürmek ve gütmektir. Yine ulus devlet sınırları içinde gerçekleştirilen soykırımların sonuçlarından biri de tımarhanelerdir. Bugün Dêrsim Katliamı‘ndan geriye kalanlar için Elazığ’da yapılan tımarhane, yine Bakırköy’deki tımarhane sistemin öldüremediklerini yutmaya çalıştığı, enzimlemeye çalıştığı yok etme mekanlarıdır.
Bir bütün bu sorunlar zaten insanın ölümünü ilan etmektedirler ki çağın filozofları bunu haykırmakta haksız değiller. Ulus devletin yarattığı sorunlar kutsal vatanı koruma adına yapılan savaşlar, kesilen ormanlar, ekolojik katliamlar, tek tipleştirme yoluyla katledilen kültürler derken anlatılacak sorun sayısı ve düzeyi oldukça fazladır tabii.

Ulus devlet modeli üzerinden tarihsel toplum gerçeğine dayanarak sosyalizm ya da demokratik özgürlükçü başka bir devlet modelinin inşası söz konusu olabilir mi?
Sosyalist bir devlet mümkün olsaydı Sovyetler bunu ispatlardı. Ömrü bir yüzyıl dahi olmayan bir yapılanmanın mümkün olmadığını Rusya’nın bugünkü durumu da kanıtlamaktadır. Özünde bu mesele devlet yapılanmasının sosyalizm, demokrasi ya da özgürlükçülük kavramlarıyla bağdaşmamasıyla ilintilidir.
Hiçbir devlet biçimi demokratik olamaz. Demokrasinin varlığı devletin yokluğuyla doğru orantılıdır. Tarihsel toplum gerçeği ahlaki ve politik bir oluşumdur. Ahlak ve politik toplum gerçeğinin olduğu yerde devlet olamaz. Devletin kendisi kökeninde ahlaksızlığın olduğu bir sistemin hakimiyeti demektir. Devletin kendisi politikanın yok olduğu, halkları, toplumları irade etme, hatta toplumu sürüleştirerek gütme mantığının olduğu bir iktidar demektir. Devlet demek hele hele ulus devlet formundan söz etmek, özgürlüklerin kesinlikle azami düzeyde yok edildiği bir iktidardan söz etmek demektir. Ulus devlet varsa hakim ulus dışında hiçbir etnisitenin varlığından söz edilemez. Ulus devlet bu etnisiteler üzerinde tanrısal bir yok ol hükmünü farz kılmaktır. Çok renkliliğin, çok sesliliğin ve çok anlamlılığın ölümü demektir. Her şeyin tek rengin, tek sesin ve tek anlamın, aslında anlamsızlığın girdabında yutulmasıdır ulus devlet. Bunlar varken özgürlükten söz etmek mümkün mü?

Model değişse de özü değişmez
İleri demokrasi uyguladığını iddia eden Türkiye gibi bir ülkede her gün ulus devletin, kutsal vatanın sınırına çarpan Rojavalı ya da Rojhilatlı insanlar katledilmektedir. Dokunanı yakmaktadır ulus devlet bu anlamda. Yine Kuzey Kürdistan halkı her gün ölümlerden geçirilmektedir. Bununla birlikte ulus devlet sınırları içindeki Ermenilerin durumu da aynı şekildedir. Türkiye’deki kendi varlığını ve kendiliğini anlamlı yaşamak isteyen Ermenileri bekleyen kader ne yazık ki ölüm olmuştur. Yane bu soruya ilişkin şöyle de diyebiliriz: devletin modeli ne kadar değişirse değişsin özü değişmez. 


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik çözüm temelinde demokratik ulusun gerçekleşebileceğini ifade edebilmektedir. Demokratik ulusu nasıl bir tanıma yerleştiriyorsunuz? Unsurları nelerdir?
Bu çağın insanları olarak yaşadığımız sorunların kökeninde gördüğümüz ulus devlet yapılanması karşısında insanca yaşamanın tek alternatifidir demokratik ulus. Önderliğimiz demokratik ulus anlayışını Demokratik Uygarlık Manifestosu adlı 5 ciltlik savunmalarında tanımlamıştır. Temelinde Kürdistan toplumunun kendini özgür Kürt bireyleri olarak gerçekleştirmesinin tek ve kaçınılmaz zihniyet yapılanmasıdır demokratik ulus. Bununla birlikte özellikle belirtmemiz gereken temel özellik de demokratik ulusun ucu açık bir tanımlama olmasıdır.

Ulus tanımı Kürtlere uymuyor
Sosyal bilimlerin tanımladığı bir ulus tanımı vardır. 20.yüzyıl gerçeğine kadar uzanalım, sosyal bilimlerin ulaştığı en üst düzey Marksizm’dir. Marksizm’in ulus tanımı bugün özgür toplum ve özgür birey arayışını karşılayamamaktadır. Kapitalizm çözümlemelerindeki yetmezliklere paralel olarak bu yetmezlik ortaya çıkmaktadır. Kapitalizmin ekonomi olmadığını söyleyememiş olmak, kapitalizmi tarihin ilerleyişinin bir aşaması olarak görmek, bununla bağlantılı olarak ulus devlet yapılanmasını da ulaşılan bir düzey olarak görmek tabii ki ulus tanımını da bu minvalde ortaya çıkarmaktadır. Ortak bir toprak parçası üzerinde aynı dili konuşan, ortak pazarı olan, ortak savunma sistemini esas almak ulus olmak için yeterli olmadığı artık anlaşılmış bulunmaktadır. Zaten biz Kürtler bu tanımı kabul etsek kendimizi inkar etmiş oluruz. Tanım bize uymuyor. Mevcut ulus devlet sınırları Kürdistan coğrafyasını parçaladığı için aynı sınırlarda yaşamıyoruz, ortak bir pazarımız yok, ortak bir savunma sistemimiz de yok, ama biz Kürtler bir ulus olarak varız. Kendimizden yola çıkarak devlet dışında bir ulus tanımı oluşturmak bizim bu yüzyılda varolma gerçeğimizdir. Şöyle de diyebiliriz: Önder Apo ve Onun belirlemeleri, bizim varoluş biçimimizdir. Bizim demokratik ulus tanımımız bu anlamda önem kazanmaktadır. Ortak dil olması şartı homojenleştiren bir şarttır. Farklı dili konuşan, farklı etnik kökenden olan toplumların ortak amaçlar çerçevesinde yaşama kararlılığı demokratik ulusu oluşturur. Bugün Kürdistan ve Türkiye halkları demokratik ulus anlayışında birleşebilir.
Egemenleri bundan ayrı tutuyoruz tabii ki. Çünkü egemenlerin sömürü amacıyla, ahlaki ve politik yaşayan toplumların amaçları aynı olamaz. Bundan dolayı da aynı ulustan sayılamazlar. Etnik olarak aynı kökenden gelseler dahi aynı ulustan olamazlar.

Demokratik Modernitenin unsurları
Demokratik ulusun kendisi demokratik modernitenin temel unsuru olmaktadır. Bununla birlikte ekolojik endüstri ve demokratik komün ekonomisi de demokratik modernitenin unsurlarıdır. Kapitalist modernitenin üç sacayağına karşı bu üç unsur da demokratik modernitenin unsurları olmaktadır. Her üçü de büyük devrimsel mücadeleler gerektiren ve insanlığın onurlu yaşama götürecek olan unsurlardır. Özellikle Ortadoğu açısından mevcut içinde bulunduğumuz mezbaha sisteminin önünü tez elden alması anlamında demokratik uluslaşmanın rolü belirleyici olmaktadır. Bundan dolayı temel unsur diyoruz, aksi halde her bir unsur diğerisiz olamayacak kadar önemli ve tamamlayıcıdırlar.
Demokratik uluslaşmanın gerçekleşmesi için de tüm toplumsal alanlarda örgütlenmelerin geliştirilmesi zorunluluktur. Kendiliğinden ya da sadece zihniyette geliştirilecek bir durum değildir demokratik uluslaşma. İlk olarak demokratik uluslaşmayı başta Ortadoğu’nun, bağlantılı olarak da tüm dünyanın içinde bulunduğu sorunların kaçınılmaz çözüm seçeneği olduğunu bilmek ve bu çözümü aramak, yaratma çabasında olmak gerekmektedir. Bununla birlikte komün zihniyetiyle yaşamanın özgür, demokratik, ahlaki ve politik olarak yaşamanın tek şartı olduğu bilinciyle komün yaşamını esas almak ve geliştirmek gereklidir. Demokratik uluslaşmanın siyasal biçimi Demokratik Özerklik olmaktadır. Demokratik özerk yapılanmayı yeni toplum biçiminin temel yaşam tarzı olarak görmek şarttır. Yine toplumun özgürleşmesini özgür eş yaşamın gelişimine bağlamak da demokratik uluslaşmanın bir boyutu olmaktadır. Bunlarla birlikte demokratik ulusun öz savunması, hukuk yapısı, ekonomik özerkliği, diplomasisi ve sosyal yaşamıyla bir bütün olarak toplumla ilgili olan her bir alanı ilgilendirdiğini bilmek ve ona göre bütünlüklü yaşamak şarttır.  

Eşbaşkanlık öz yönetimin kendisidir

Demokratik ulus çözümü, nasıl bir yönetim biçimini öngörüyor? Öngörülen yönetim biçimi Kürt halkının yaşadığı özgürlük sorununa son verebilecek mi?

Demokratik ulus çözümünün öngördüğü yönetim biçimi demokratik öz yönetimdir. Demokratik öz yönetim demek, bir toplumun nasıl yaşayacağına yönelik verdiği kararları o toplumun bizzat kendisinin pratikleştirmesi demektir. İlk olarak bu yönetimlerin yabancılardan, sömürgeci ya da istilacı güçlerden değil toplumun içinden, özünden, bağrından çıkması şartı vardır. Kürtleri hakim ulusların yönetmesi demek Kürtlerin iradesiz ve özgürlükten uzak, kölece, soykırımlardan geçirile geçirile, bir ceset olarak beden güçlerinden faydalanılarak kullanılmasını anlatır. Kürtlerin başına gelen tüm felaketlerin kökeninde kendi öz yönetimlerinin olmaması vardır. Bugün kendi yönetimlerini oluşturma çabalarında Kürt toplumunun bunca saldırıya uğraması da bunu göstermektedir. Tabi bir toplum kendi kendini yönetebiliyorsa o toplum özgürleşme adımlarını atmaya başlamış demektir.
Yönetme işi evrensel düzenlilik anlamını taşır. Toplumun evrensel varoluşa kendi katılım biçimini belirlemesi, kendi payına düşen anlamı yaşama kararlılığı göstermesi o toplumun en doğal akış seyrinde olduğunu gösterir. Ve toplum bunu kendi iç dinamikleriyle gerçekleştiriyorsa özgür bir düzenlilikten söz edilebilir. Demokratik öz yönetim, halkın kendini kendi dinamiklerine dayanarak, hiçbir iç ve dış baskı olmadan yönetebilme yeterliliğini anlatır. Üstten belirlenen yönetimlerin taban denilen halkın-toplumu yönetmesi değildir. Alttan komünlerden, köy ve mahalle meclislerinden başlayarak tüm toplumun kendini yönetme eylemine katılmasıdır. Bu toplumda öz iradeyi de geliştirecek olan bir durumdur. Kendini kendisi olarak, hiçbir temsil ve aracı güç olmadan yöneten toplumlar ancak özgürleşebilirler. Ve bu toplumlar ancak ceset olmanın ötesinde anlamsal olarak da varlıklarını sürdürebilirler.

Özgür bir yurttaş bilinci kazanmak

Bugün demokratik öz yönetimin biçiminin gerçekleşmesi eşbaşkanlık sistemiyle mümkün olacaktır. Eşbaşkanlık sistemi, demokratik öz yönetim anlayışının yaşamsallaşabileceği tek tarzdır. Çünkü kadının, kadın iradesinin, kadın renginin ve kadınca bir anlayışın gelişmediği bir yönetim anlayışı hiçbir suretle demokratik olamaz. Eşbaşkanlık sistemi kadın zekasının yönetim alanında erkeği dönüştürmesinin ve toplumsal özgürlük düzeyinin yükseltilmesidir. Kürt halkının özgürleşmesinin bugünkü şartları zihniyet olarak ataerkil kültürü aşarak ana kadın kültür değerlerini tarihin köklerinden bugüne getirerek canlandırmasıyla olacaktır. Bu da eşbaşkanlık sistemiyle yaratılacak olan demokratik öz yönetimtir. Kürt toplumunun hem zihniyet boyutunda hem de sistemsel boyutta yaşadığı birçok soruna çözüm getirecek olan bir sistemdir. Anacıl özellikleri geliştirecek olan eşbaşkanlık sistemi her bireyin kendi köyünü, mahallesini, ilçesini ya da sokağını kendi evi gibi görmesini getireceğinden, her bireyin özgür bir yurttaş bilinciyle özgür ülkesini kucaklamasını da sağlayacaktır.


EKİN ADA/BEHDİNAN