YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ


Bugün hükümette olan AKP bir 28 Şubat ürünü. 1997 yılının 28 Şubatında askeri vesayet rejiminin organı MGK bir tür “post modern darbe” yapmış ve Erbakan hükümeti düşürülmüştü. Bundan sonra Necmettin Erbakan’ın yolu bir kere daha cezaevinden geçmiş ve sonunda siyasi hayatı bitirilmişti. Onunla birlikte Milli Görüş hareketi de tasfiye edilmişti. Bu tasfiyede 2001 yılında Erbakan’a “son ve öldürücü” darbeyi, Saadet Partisi Kongresinde Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener indirmiş, partiyi bölmüş ve AKP’yi kurmuştu.
Şimdi, Amed’in Hazro (Hezro) İlçesinde Erbakan gibi, bir 28 Şubat mağduru belediye eşbaşkanlığına aday: Güler Özavcı.
Güler Özavcı örtülü. 28 Şubat günlerini anlatıyor. Selçuk Üniversitesi Meslek Eğitim Fakültesi çocuk gelişimi ve eğitimi bölümünde okuyormuş. O zaman da örtülüymüş. Ve başörtüsü hakkını savunduğu için üst üste iki defa okuldan uzaklaştırma cezası almış. O nedenle eğitimini gecikerek tamamlayabilmiş. Kısaca o, bir “insan hakları” savaşçısı.
“İHD üyesi miydin?” diye soruyoruz.  “Hayır” diyor, Mazlum Der’le birlikte insan hakları ihlallerine karşı mücadeleye atılmış ve böylece Kürt Özgürlük Hareketini tanımış. Kadının başörtüsüne uzanan “erkek eline” karşı yürütülen mücadele sırasında şunu görmüş: Kendisine “İslamcı” diyenlerin “kadın sorunu” ile ilgileri yalnızca “başörtüsüyle” sınırlı iken, BDP’nin ve PKK’nin “kadın özgürlükçü” ilkesel bir programa sahip olduğunu anlamış.

Çeşitlilik içinde birleştirecek
“Eşbaşkanlık sistemini” de, bu hareketin kadın sorunundaki ilkesel programının kanıtı olarak görüyor. Yani Güler Özavcı’nın kendisi Kürt Özgürlük Hareketinin kadın sorunundaki programının samimiyetini kanıtlıyor. Özavcı’ya AKP’li rakibinin “adını” soruyoruz. Gülüyor. Sonra “biraz da ‘erkeğin adı yok’ olsun der gibi, “hatırlamadığını” söylüyor.
Amed Hazro’da Güler Özavcı ile birlikte “kadının adı var.” Belli ki Belediye’nin başına geçince, kadınların toplumsal hayattaki rolünün artışına katkısı olacak. Onun dikkati, biraz da mesleğinin icabı olarak, “kadınlara ve çocuklara” dönük.
Dindar bir insan olarak Güler Özavcı, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın “Demokratik Ulus” teorisine büyük önem veriyor. Bütün etnisitelerden, dillerden, kültürlerden ve görüşlerden kadınları da bağrında “çeşitlilik içinde birleştirecek” olan Demokratik Ulus’u, İslam’ın va’z ettiği bir paradigma olarak görüyor. “Hz. Muhammed (SAV) Medine Sözleşmesinde demokratik ulusu haber verdi”. Onun anlatımlarından anlıyoruz ki, “Demokratik ulus ittifakı”, “Hilful Fudul İttifakı”nın günümüzde yaşayan biçimi...
Güler Özavcı aynı zamanda İslam Konferansı hazırlıklarını yürüten komitenin de üyesi. Konferansın bazı zorluklar nedeniyle geciktiğini söylüyor. Onun öngörüsüne göre, Konferans Nisan ayında toplanabilecek.

Bir erkek egemenlik mağduru

Karaz (Kocaköy) Belediyesi Eşbaşkan adayı Berivan Elif Kılıç’la, “Eşbaşkanların Eğitim Semineri”ne verilen arada buluştuk. Yüzünde hala “eşbaşkan adaylığına getirilmesinin” şaşkınlığı var.  “Ben BDP’yle üç ay önce tanıştım” diyor.
BDP’yi, ondört yıl süren “erkek şiddetine” karşı yürüttüğü mücadelenin sonucunda elde ettiği bilinç sayesinde bulmuş. BDP’nin kadına yaklaşımı, onun yaşadıklarıyla bire bir uygun düşmüş. Tanışır tanışmaz da BDP’li kadınların ve sonra da tüm örgütün sıcak desteğini kazanmış.
“Bana Belediye Encümenliğine aday ol dedikleri zaman Encümen’in ne olduğunu bile bilmiyordum” diyor. Hele “eşbaşkanlık” dediklerinde iyice şaşırmış. Sormuş: “Neden beni aday gösteriyorsunuz?” “Bana ‘çünkü sen dürüstsün’ dediler...”
Biz de BDP’lilere sorduk. “Henüz üç ay önce BDP üyesi olan bir insanı neye dayanarak aday yaptınız?” Parti, Berivan Elif Kılıç’ın tüm hayatını değerlendirmiş. Onun 14 yaşında, yani çocuk yaşta evlenmesini, evlendikten sonra hayatının zindana dönüşünü, amansız bir erkek şiddetine karşı isyanını, tam 14 yıl bu şiddete karşı yürüttüğü savaşı, bu şiddet ortamında kendisini geliştirmek için su içer gibi okuduğu kitapları, özgürlüğe kanat açarken, yeniden eğitime başlamasını, şimdi liseyi açık öğretimle bitirdikten sonra, önüne “Sosyoloji ya da Psikoloji” yüksek eğitim hedefini koymasını, birisi sağlık sorunu olan iki çocuğuyla ayakta dimdik duruşunu, yani kadının varolma, özgürleşme sürecinde Berivan’ın tüm yaşamını değerlendirmişler...
Bir BDP’li bize, “o üç aylık değil, ondört yıllık BDP üyesidir. O, Öcalan’ın kadın kurtuluşuyla ilgili tüm yaklaşımını kendi pratik yaşamında en iyi şekilde öğrenmiş...” dediği zaman, o BDP’liye hak verdik...

Hedef yüzde 90

Lice dönüşü Karaz (Kocaköy) sapağında diğer Eşbaşkan Adayı ile ayaküstü bir araya geliyoruz. Bir köye toplantıya gidiyorlar ilçe başkanı ve diğer BDP’lilerle birlikte. Kocaköy’de 20 yıl imamlık yapan ve buradan emekli olan Affüllah Kar da kısa sohbetimizde Hazro adayı gibi, Medine sözleşmesi ve Hilful-Fudul ile demokratik ulus teorisi arasındaki ilişkiden söz ediyor. Kocaköy’de BDP’nin oyu yüzde 82, hedefleri ise yüzde 90’ı aşmak. Tutmayalım o halde biz sizi deyip yola revan oluyoruz.

Havayı tümden BDP yaptı

BDP’li Erxenî (Ergani) Belediye Eşbaşkan adayları Aygün Taşkın ve Ramazan Kartalmış‘la, Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde karşılaşıyoruz. Hemen oracıkta bir masada seçimleri konuşuyoruz. “Asimilasyon Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesiyle yenildi ama bunun yarattığı tahribat hemen ortadan kalkmıyor” diyerek Ergani’nin özgün yanlarından söz eden Eşbaşkanlar, Diyarbakır’ın diğer ilçelerinden farklı olarak Ergani’de pazar dilinin hala Türkçe olmasını buna kanıt olarak gösteriyorlar. PKK Lideri Öcalan’ın inisiyatifi ile başlayan, demokratik çözüm ve barış sürecinin Ergani’deki havayı tümden BDP lehine değiştirdiğini ve sorumluluklarının bin kat daha arttığının farkında olduklarının altını çiziyor Eşbaşkanlar.
Halkın katılımına dayalı bir belediyecilik anlayışı konusunda hassas olduklarını dile getiren Eşbaşkanlar, “Şu an halk meclislerini istediğimiz düzeyde değil. Ama bunun çalışması en öncelikli işlerimiz arasında” diyorlar. KCK adı altında yapılan siyasi soykırım operasyonları Ergani’yi de vurmuş. Halkın söz ve karar sahibi olduğu meclislere yönelik tutuklama furyası buraların zayıflamasına neden olmuş. Eşbaşkanlar yeni kuracakları meclislerde, sadece BDP’ye sempati duyanların değil, etnisitesi, siyasi tercihi, dili, dini, cinsiyeti ne olursa olsun herkesin yer alabilmesi için özel bir çalışma yürüteceklerini ısrarla vurguluyor. Kadınlara, gençlere yönelik birçok projeleri var Eşbaşkanların. Tarım arazileri çok ama hala meyve ve sebze Antalya’dan geliyor. Buna son verecek projelerinden söz ediyorlar. Zengin tarihi ve kültürel mekanlar tamamen atıl, bunları turizme açacaklarını anlatıyorlar. Kısa sohbetimiz projelerini somutlaştırmak için yapılan toplantı vaktinin gelmesiyle bitiyor. Eşbaşkanlar ayrılırken, Ergani’nin şimdiden BDP dediğini, kendilerinin de buna layık olmaya çalışacaklarını söyleyerek işlerinin başına gidiyor.

Hilful Fudul İttifakı nedir

Güler Özavcı’nın sözünü ettiği “Hilful Fudul”un tarihi çok ilginç. “580’li yıllarda Arap kabileleri arasında süregelen savaşlar sonucunda ortaya çıkan kargaşa ortamında, ‘can ve mal güvenliğinin sağlanması, zayıf ve güçsüzlerin korunması, zulmün önlenmesi’ gibi amaçlarla, toplumda sözü geçen kişilerin önderliğinde kurulan ve Muhammed’in de bir ara toplantılarına katıldığı barış cemiyeti. ‘Erdemliler ittifakı’, sadece tarihsel bir kurum değil, aynı zamanda, farklı dünya görüşlerine sahip olsalar da, temel ahlakî ilkelerde anlaşan insanların zulmü engellemek için uzlaşmalarının bir toplumsal zorunluluk olduğunun ifadesi olarak değerlendirilmektedir.”

Seçimler ve şehitlere saygı

Biz bu minval üzere konuşurken, bir ara Zühal Odabaşı’na soruyoruz: “Biz sizin aile hakkında pek şey duyduk, bize biraz anlatır mısın?”
Milyonlarca şehit ailesinden biriyiz diyor Odabaşı... Görüyoruz. Şehit aileleri kendilerinden söz etmekten pek hoşlanmıyorlar. Ama bir seçim eşiğindeyiz ve halk adayları hakkında öznel bilgileri de öğrenmek istiyor. ışte eşbaşkanın ağzından zar zor aldığımız bilgiler.
Babası ve kızkardeşi 1993 yılında, kirli savaşın en kanlı döneminde bir gün oturmuş ve gerillaya katılma kararı vermişler. Baba kız dağın yolunu tutmuşlar. Baba Necip Odabaşı ve kızı Tellan Odabaşı, beş ay arayla şehit düşmüşler. Bir kızkardeşi de halen cezaevinde.
Zühal Odabaşı’nın babası Necip Odabaşı, Diyarbakır zindanında Kemal Pir, Mazlum Doğan, Necmi Önerlerle birlikte, onların şehadetlerine de tanık olarak 10 yıl yatmış.
Öyle görünüyor ki, bu seçimlerde Amed halkı birçok seçim bölgesinde, yalnız BDP programına ve Öcalan’ın çizgisine oy vermekle kalmayacak, aynı zamanda bu mücadelede şehit düşmüş yurtseverlerine şerefli anısını da, bu şehitlerin yakınlarının şahsında saygıyla selamlamış olacak.
Bu da “şehit yakını” olup, göreve gelecek olanlara, başkalarından yüz kat daha fazla sorumluluk yükleyecek... Herkes bu sorumluluğu taşımaya ve şehitlere layık olmaya hazır olmalı.

Çok dilli belediye: Sur

Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, bu dönem Antep Belediye Eşbaşkanlığına aday oldu. Onun yerine Sur Belediye Eşbaşkanlığı için, Seyit Narin ve Fatma Şık Barut öteki adaylarla yarışacak.
Amed İl Binası’nda Seyit Narin’e rastlıyoruz. Narin, BDP’nin Sur Belediyesinde çok büyük bir kazanım elde ettiğini söylüyor. Çok dilli Belediyecilik” konseptini onlar da sürdürecekler.
Kürt Halk Önderi Öcalan, Kürdistan’da mücadele edenlere sürekli şunu hatırlattı: “Hükümetlerle her türlü konuda müzakere yapmak başka şey, ama her şeyi devletten beklemek başka şey... Devletten beklemeyin, kendiniz yapın...”
Kürtçenin Kürdistan’da “resmi dil” olmasını hükümetten ya da devletten beklemek yerine, Sur Halkı, birçok yerde olduğu gibi, Belediyenin “çok dilli” olması yönünde adımlar atarak, bu hedefine adım adım yürümeye başladı.
Sur halkına hizmetin başlıca hedeflerinden birisi de, AKP’nin “TOKİ eliyle yürüttüğü kapitalist-modernist kentleşme” anlayışına alternatif yaratmak. Kirli savaş döneminde köylerinden zorla göçettirilen aileler, Sur ilçesinde çarpık yapılaşmanın kurbanları olmuştu. Şimdi de “TOKİ’cilik” onları “ikinci göçe” mecbur etti. 1200 aile bu nedenle, sözde “modern” evlere yerleştirilmek üzere göç ettirildi.
Eşbaşkanlar, Sur’un tarihi dokusuna uygun olarak Diyarbakır “taşından yeni evler” konseptini hayata geçirecekler. İnsanlar yerleştikleri yerlerden bir kere daha göç ettirilmeden, “demokratik modernist bir anlayışla” yeni yerleşim çevrelerine kavuşturulacak.

Kaplıca suyunun esrarı

Bu seçimlerde en büyük sürpriz muhtemelen Çermik’te gerçekleşecek. Bu sonuca, Çermik’in iki eşbaşkan adayıyla konuştuktan sonra varıyoruz. Çermik, Çüngüş’le birlikte BDP’nin kazanamadığı iki ilçe... Zühal Odabaşı ile Cemal Aydın’ı Çermik’te ararken Amed’de bulduk.
Cemal Aydın konusuna hakim bir siyasetçi. O, bize Çermik’te bugüne kadar yapılamayanı yapacağına dair ikna edici bir projeden söz etti. Meğer Çermik, dünyanın başta gelen kaplıcalarından birine sahipmiş. Kükürtlü ve şifalı sularıyla bu kaplıcalar aslında büyük bir zenginlik. Şimdi yeni yerel yönetimler yasasına dayanarak, Kaplıcalarla ilgili bugüne kadar yapılamayan her şeyi yapmak mümkün. Çermik belediyesinin BDP tarafından kazanılması demek, Büyük Şehir’in imkanlarının Çermik’in zenginliğiyle birleşmesi demek. Cemal Aydın partisini ve Büyük Şehir’i bu konuda “ikna edebileceğini” kuvvetle düşünüyor. “Çermik için Büyük Şehir bütçesinden Çermik’e pozitif ayrımcılık isteyeceğiz” diyor. Ve seçimin kazanıldığı günden sonra, Çermik kaplıcaları modern tesislere kavuşacak ve Çermik’e refah, burasının büyük bir turizm beldesi haline gelmesiyle birlikte gelecek. Binlerce insan iş ve aş imkanı elde edecek...
Ve çok garip bir gerçek daha var: Bu kaplıcaların suyu öyle bir suymuş ki, kolunuzdaki altın bileziklerin sahte mi, yoksa hakiki mi olduğunu ortaya çıkarıyormuş. Bir keresinde kolları altın bileziklerle dolu bir kadın kaplıca suyuna girip çıkmış, bir de bakmış ki, kolundaki bilezikler simsiyah... altınlar sahteymiş, kadını dolandırmışlar...
Halk diyormuş ki, bu seçimde halk AKP’yi kaplıca suyuna sokacak ve AK Parti sudan KARA Parti olarak çıkacak...

HAZIRLAYAN: VEYSİ SARISÖZEN / OÐUZ ENDER BİRİNCİ