Gelin, sağcılığı solculuğu, faşistliği komünistliği, Kürtlüğü, Türklüğü ve daha birbiriyle zıt her bir şeyi geçici olarak bir yana bırakalım ve “bu ülkede yaşayan herkesin “ortak menfaati” nedir sorusunu yanıtlayalım. 

Şu anda TBMM’de var olan 550 vekilin kendilerini değil, onların temsil ettiği (baraj yüzünden dışarıda kalanları da buna ekleyerek) tüm seçmenlerin, işçi ile kapitalistin, şehirli ile köylünün, Fırat’ın Batısı ile Doğusunun, Alevi ile Sünninin, Hıristiyan ile Müslümanın, Türk ile Türk olmayanların “ortak menfaati” var mıdır, varsa nedir?

Hemen en baştan başlayalım:

Örneğin, Leyla Zana gibi, “hepimiz Türkiyeliyiz” dersek, bu “ortak menfati” ifade etmez mi? Türkiyeli’nin içinde Türkler Türk olarak, Kürtler Kürt olarak, Çerkezler Çerkez olarak ve herkes kendisi olarak kaldığına göre, “Türkiyeli” kavramı, bütün “etnik kimliklerin” “ortak menfaatini” ifade eder.

Ne Türk ulusu, ne Kürt ulusu ne de başka bir etnik temele dayanan ulus.

Ortak menfaat, herkesin kendi kimliği, dili, inancı, dini ve mezhebi ve kültürüyle içinde yer alacağı “demokratik Türkiye ulusundadır.”

Ama birimiz çıkar “Türkiye Türklerindir” derse, diğeri de “Kürdistan da Kürtlerindir” demeye başlarsa, bu durumda Türklerle Kürtlerin “ortak menfaatinden” söz edilebilir mi?

Daha büyük bir “program hedefini” ele alalım:

Bu da “Ortak vatan” ile Türkiye’nin sınırlarını da aşan “Konfederal Ortadoğu Ortak Evi” hedefleridir.

Türkiye Cumhuriyetinde “merkeziyetçi devlet” Fırat’ın Batısı ile Doğusunun “ortak menfaatini” temsil ediyor mu? Etmediği kırk yıldır süren savaştan belli. Fırat’ın Doğusu “merkeziyetçi bürokratik devlete” karşı.

Kürdistan’ın kendi “merkeziyetçi bürokratik devletini” kurması, yani Türkiye’nin bölünmesi ise Fırat’ın Batısının “dehşete kapıldığı“ bir sonuç. Demek ki, “hem merkeziyetçi devlet”, hem de “devletin bölünmesi” Türkiye’nin iki yakasının da “ortak menfaati” değil. O halde “ortak menfaat” nerede?

Ortak menfaat, “özerk demokratik bölgelerin birliğinden oluşan, aynı zamanda demokratik ulusun çeşitlilik içinde bölünmez birliğine dayanan, toprağı bütün, sınırları dokunulmaz, ortak bayrağı, ortak diliyle Ortak Vatan’da”.

Şunu da soralım: Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkesin “ortak menfaati”, Türkiye’nin “tüm Kürdistan parçaları üzerinde askeri ve ekonomik hakimiyetinde” mi? Belli ki bu yıkıcı savaşlara neden olur ve bu da “ortak menfaate” zarar verir. Buna karşılık, Türkiye Kürdistan’ının ayrılarak, Kürtlerin “Büyük Kürdistan’da birleşmesi” Türkiye’de yaşayan herkesin “ortak menfaatine” midir? Değildir. Böyle bir gelişme de yıkıcı savaşlara yol açarak, hem Türkiye’ye, hem de kurulursa Büyük Kürdistan’a ağır felaketler getirir.

O halde “Ortak Menfaat” nerededir?

Ortak menfaat, perspektifinde tüm Ortadoğu’yu kucaklayacak olan ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye ile Kürdistan’ın tüm parçaları arasındaki sınırların “silikleşmesiyle” başlayacak olan “demokratik entegrasyon”, “sermayenin ve emeğin serbestçe dolandığı ortak pazar” ve Demokratik Cumhuriyetlerin konfederal birliğinden oluşan “Ortadoğu Ortak Evi”nin inşa sürecindedir. Böyle bir ortam aynı anda hem emeğin, hem de sermayenin, gelecekte bunlar arasındaki savaş hangi boyutları alacak olursa olsun, “ortak menfaatinedir. Bu model, hem sermayenin Avrupa Birliği içindeki sermayeyle ortaklığı açısından, hem de tüm Ortadoğu emek güçleriyle Avrupa emek güçlerinin birliği açısından “ortak menfaatleri” temsil eder.

İşte bu program Öcalan’ın teorik temellerini hazırladığı programdır ve yalnız Türkiye’de yaşayan hepimizin değil, Ortadoğu’da şimdi birbirini boğazlayan herkesin ortak menfaatini temsil etmektedir:

Silah ve tüm kaynaklara tek başına egemen olmak isteyen petrol tekelleri ve ırkçı, dinci halk düşmanları dışında…

Seçim kampanyasında Kürdistan Özgürlük Hareketi ve onun müttefikleri kendi programını anlatma fırsatı bulamadı. Şimdi bu programla Türkiyelileşmek, bölgeselleşmek ve evrenselleşmek yolunda savaşa rağmen yürümek mümkündür.