Siyaset, toplumun ortak iş yapma kültüründen kaynağını alan bir özgürlük sanatıdır. Siyasetçi ise bu sanatın icracısıdır.
Tarihin çarpıtılmasında egemenlerin rolü nedeniyle öne çıkarılan siyasetçi portreleri hep devletçi kişilikler olmuştur. Devletli uygarlığın tarif ettiği siyasetçi esasen bir idarecidir. Ulus-devlet aşamasında bu idareci karakter kendisini Makyavelcilik şeklinde somutlaştırmıştır. Makyavelcilik, amaç için her yolu mubah görmektir. Ulus-devlet tanrısal bir kimlik şeklinde yüceltildiği için tanrı yolunda her türlü yöntem meşru sayılmıştır. Ulus-devletin zafer sembolü olan Napolyon’a “yeryüzünde yürüyen tanrı” denilmesi bu yeni kimliğin niteliğini yeterince açıklamaktadır. Eskinin maskeli kralları yerlerini toplum içine karışan krallara bırakmıştır. Toplum içine karışan kral, insan aklını şaşırtan, belleksizleştiren sistemin sihirbazlık yönünü anlatmaktadır.
Kapitalizm bir akıl şaşırtma ve belleksizleştirme sistemidir. Yaratılan yeni kral tiplemesinin hayranlık uyandırması için türlü yöntemler geliştirmişlerdir. Yeni kral bisikletiyle caddelerde dolaşabilmektedir. Ne büyük sadelik ve demokratlık!
Her yeni ideolojik inşa, yeni kimlikler ve portreler yaratır. ABD’nin bağımsızlıktan hemen sonra Fransa’ya gönderdiği ilk elçisi, yeni kimliğin nasıl modalaştırdığına bir örnektir. Bugün ABD dolarının üstünde resmi basılı olan Benjamin Franklin elçi olarak Paris’e gittiğinde kılık kıyafetiyle jet sosyete arasında alay konusu olur. Köylü kılıklı, taşralı vb. yakıştırmalar yaparlar. Fakat savunduğu “demokrasi” fikri sayesinde kısa sürede tutulur. Fransız devriminin ön günleridir, Fransız İngiliz rekabeti zirvededir. Bu koşullarda B. Franklin moda haline gelir. Berberler Franklinvari saç keser, baston topuzlarına Franklin resmi basılır, terziler Franklin elbisesi diker. O siyah takım elbise ki, günümüzde bile devlet resmiyetinde giyilen Fraktır.
Paris’te esen rüzgar ABD’den gelmiştir. ABD malzeme sunarken, Paris siyasi çıkarlara göre bu malzemeyi modalaştırır. Popüler kültürün hakimiyet çağı başlamaktadır. Portrelerin öneminin farkına varılmıştır ve ihtiyaçlara göre bolca imal edilecektir.

Demagoji ve popüler kültür


Popüler kültür sahte portreler üretir. Cahili entelektüel, diktatörü demokrat gösterebilir. Kendisini halktan biri olarak gösterme becerisi sayesinde demagoji hakikatin yerine geçirilir. Öyle yaşam öyküleri anlatılır ki, halk kendisini onunla özdeşleştirebilsin. “Vay be bu da bizden biriymiş” diyebilsin ve onun gibi olma hayallerini kursun. Şöhret kültürünün özeti budur.
Popüler imalat konusu, ideolojik kimlik ve ona uygun bir tarih kurgulamayı kapsamaktadır. En eski örneklerine Yahudilikte bolca rastlanmaktadır. Tanrısıyla güreşen Yahudi imajı ya da Davut’un Süleyman’ın krallıkları ve anlamları küçümsenmeyecek örneklerdir.
Davut’un anlamı: Savaş komutanı!
Süleyman’ın anlamı: Barış adamı!
Davut’un dönemi adı gibi baştanbaşa savaşlarla dolu, Süleyman’ın döneminde ise adı gibi barış hakimdir!
Ne kadar çok tarih, ne kadar çok portre imal edilirse o kadar çok iktidar imal edilir. Ne üretildiğinden çok nasıl sunulduğu önemlidir. İsimler, semboller, ritüeller, öyküler en önemli sunum araçlarıdır.
Popüler kültür bir sunum, gösteri, şov kültürüdür ve sanal kültürle zirvesine ulaşmıştır. Hiçbir hakikat değeri yokken kendisini toplumsal talep olarak sunabilir. Toplumun istemlerinin, özlemlerinin yerine geçebilir. Başarısı, toplumu inandırdığı ölçüdedir. Bu yüzden fikirler, projeler önemsenmez, kimin ne dediğiyle, ne giydiğiyle, nasıl sunduğuyla ilgilenilir. Bu tipoloji için denilebilir ki pazarın en yağcı tüccarıdır. Onun için siyaset sadece kandırma ve inandırma işi haline gelmiştir. Demagoji kavramı bu işin esas adıdır.
Demagoji “halkı kendine çekmek” anlamına gelmektedir. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi ise demagoji halkın kandırılarak yönetilmesi olmaktadır. Bu nedenle devlet ve iktidar temsilcisi, bir siyasetçi değil bir demagogdur.

Günün demagogu Erdoğan

Bir zamanlar demagoji ustalığına Süleyman Demirel örnek gösterilirdi, şimdilerde Tayip Erdoğan bu unvanı devralmıştır. Çıraklık döneminde Deniz Baykal ile atışırken, çocukluk yıllarında nasıl yoksulluk çektiğini ve çalıştığını anlatırdı. Ayakkabı boyacısı, simit satıcısı Erdoğan imajı halkı kendine çekmenin temel öyküleriydi. Ustalık dönemi dediği şey öykülerin yerine devlet zorbalığını ve diktatörlüğünü geçirmesidir. Adı kimyasal silahlarla, katliamlarla, kadın ve çocukların ölüm fermanını vermekle ve tutuklamalarla anılacak olan bir başbakan, usta sıfatını hak etmez. Usta, emeğin ve alın terinin yoğunlaşmış ifadesiyle bu saygıyı hak edene denir.
Ve iktidarın çok yüzlülüğüne karşı tarihin derinliklerinden ruhani bir ses yükselir, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!
Tarihin hakikat portrelerinde Zerdüştler, Babekler, Kemal Pirler, Beritanlar ve tüm hakikat savaşçılarının bileşkesi olan Önder Öcalan vardır. Dünyayı verseler özgürlüğe değişmeyecek olan bu hakikat temsilcilerine bakarak Demokratik ulusun siyasetçi kimliği tarif edilebilir.
Demokratik ulusun temsilcileri direnişin, emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin temsilcileridirler. Sözlerinde, davranışlarında, eylemlerinde Demokratik ulusu yaşatır ve temsil ederler. Toplumsal sözleşmenin, toplumun kararlarının siyasi temsilini ve uygulayıcılığını yaparlar.
Demokratik ulus siyasetçisi, toplumsal kültürü ve bilinci en gelişkin insandır. Ulus devlete ve onun yaratıcısı olan kapitalizme karşı tutarlı bir duruşun sahibidir. Kapitalizmi zihniyet ve yaşam pratiğinde red etmiştir. Bireyci, aileci, maddiyatçı özelliklerden kendisini arındırmıştır. Modernist zihniyet ve yaşam kalıplarını yıkarak farkını belirgin düzeyde yaratmıştır.
Demokratik ulusçuluğun siyaset tarzı demokratik zihniyete ve onun çoğulcu kültürüne dayanır. Toplum ve birey paradoksunu optimal dengeyle aşan kişilik, farklılık ve birlik dengesini de sağlayıp hem çoğulculuk, hem kolektiflik ilkesini kendinde yaratabilir.

Kapsayıcı bir dil gerekli


Toplumun çoğul karakteri, kolektif tarz için engel değil, aksine onu zenginleştiren bir özelliktir. Bireyin gücü bu kolektiflik içinde artarken, “ben” değil “biz” zihniyeti sayesinde toplumun çoğul kimliğine özgürlük alanı sağlayabilir. Dilinden sürekli beni düşürmeyenler ulus devletin konuşturduğu kişiliklerdir. Devletçi olsun, devlet karşıtı görünsün fark etmez, ben üslubu popüler kültürün etkisiyle tribünlere oynayan iktidarcı kişiliğin üslubudur. Farklılıklara tahammülü yoktur ama kendini farklı kılmanın arayışından usanmaz.
Farklılıklara saygı demokratik siyasetin en temel özelliğidir. Bunu liberalizmin toplumu parçalayan, dağıtan bireyci özelliğiyle karıştırmamak gerekir. Demokratik ulus anlayışı, tüm toplumsal farklılıkların kendini özgürce ifade edebildiği, birlik zeminini yaratmayı esas alır. Birliğe hizmet etmeyen dil ve davranışı red eder, bu temelde dil ve davranışta şiddet, tekillik ve cinsiyetçilik içeren öğelerin arındırılması gerekir. Örneğin farklı dillerin özgürlüğü savunulurken “iki dillilik” yerine “çok dillilik” demek daha doğru bir ifadelendirme olur. Sadece bir iki dile, etnisiteye, inanca vurgu yapmak yerine, tümünü kapsayacak bir dilin geliştirilmesi demokrasinin gereğidir.
Dildeki eril karakterin sorgulanması, arındırılması Kadın Özgürlük çizgisinin esas alınması demokratik uluslaşmanın vazgeçilmez bir ilkesidir. Yine, endüstriyalizme karşı tavır almak, doğaya saygılı ekolojik bir tutumun sahibi olmak vazgeçilmezdir.
Dil ve davranış zihniyeti yansıtır. Demokratik ulus zihniyetini taşımayanlar sorumsuzca sözlerle, davranışlarla, hatta sadece giyim kuşamıyla gündeme gelirler. İktidar taklitçiliğiyle ona benzeşir ve halktan koparlar.
Demokratik uluslaşma tüm toplumsal kesimlerin ortak kimliğinin inşa edilmesi ise en yerelden çalışmaya başlamak ve halkla ilişkilerinde etle tırnak gibi olmak kadronun temel ölçüsü olmak zorundadır. Demokratik komünal kültürün canlandırılması adına halkın içinde, kasabada, köyde komün çalışması yapmaktan daha değerli bir çaba düşünülemez. Yine coğrafyamızın zengin kültürünün canlanmasından daha büyük bir mutluluk olamaz. Alevinin, Ezidinin, Süryaninin, Ermeninin kendi inanç ve kültürünü dilde, davranışta güçlü yansıtması ve savunması gerekir. Siyaset kadrosunun tekdüze, renksiz bir duruş sergilemesi demokratik uluslaşmayla bağdaşmaz. Ruhta, fikirde ortaklık ve karar birliği, kültürde çeşitlilik esas alındığında bunun siyasete yansıması güçlü olacak ve toplumsal sorunların çözüm adresi haline gelecektir.

Toplumu savunmak şart


Yereli ve doğrudan halkı esas almayan bir kadronun demokratik kültürle ilgisi olamaz. Yerelin genelle ve demokratik ulusun da evrenselle bağını kurmak gerekir. Bu sayede devletçi, milliyetçi etkilerle mücadele edilebilir. Demokratik siyaset, tüm siyasi, ideolojik, ekonomik, kültürel ve militarist saldırıya karşı kendini, toplumunu savunmayı şart kılar. Savunması olmayan bir toplum demokratik olamaz.
Demokratik siyaset kadrosu toplumu savunurken kendisini de basit bir hedef haline getirmez. Toplumun temsilcisiyse ona göre de ağırlığı ve örgütlülüğü olmalıdır. Bunu yaparken devlet protokollerini çağrıştıran korunma yöntemlerine başvurmak sağlıklı olmadığı gibi, toplumdan kopukluğu da getirir. Toplumsal örgütlenme en büyük savunma tedbiridir. Ayrıca, gözaltılar, tutuklamalar ve envai türden saldırılardan korkmak bir yana bunları onurla karşılar ve tarihin özgürlük sayfalarını yazmanın gereği sayar.
Demokratik siyaset kadrosu gücünü halktan alır. Gücünü aldığı kaynağı sadakat gereği halktan kopuk yaşamaz. Yaşam standartları halkın yaşam standartlarının üstünde olamaz. Gençler başta olmak üzere topluma örnek olacağını bilmek zorundadır. Olumlu, olumsuz etkiler, izler bırakacağını unutmadan demokratik komünal kültürün yansıtıcısı olmaya gayret göstermelidir. “Giydiğim, yediğim, içtiğim” kimseyi ilgilendirmez, “halkın içinde bu kadar yoğun bulunmaya ne gerek var”, “personelimle yüzgöz olmam”, “ben bildiğimi okurum” vb. söz ve tutumlarla gündeme gelen kişinin siyaset kadrosu olmak bir yana, halk düşmanı olarak görülmesi ve tavır alınması toplumsal ahlak ve özgürlük ilkesinin gereğidir. Demokratik siyaset kadrosu kendini halkın üstünde görmez. Onun acılarını, özlemlerini duyumsadığı ölçüde halklaşır.

İlkede katı, siyasette esnek...


Halklaşmayan bir kişilik ve siyaset tarzı kapitalist sömürgeci modernitenin saldırıları ve özel savaş uygulamaları karşısında başarılı olamaz. Olağan süreçleri yaşamıyoruz. Saldırı ve tehdidin büyüklüğü karşısında kadro ve halkın örgütlülüğü de büyük olmak zorundadır. Olağanüstü süreçler olağanüstü kişilik ve çalışma gerektirir. Demokratik siyaset kadrosunun hedefler ve kişilik bazında temel özellikleri sıralanırsa;
-  Özgürlük ahlakı, özgür yaşam ve özgür düşüncenin yılmaz savunucusu olmak,
-  Yaşamının her anını siyasi hedeflere göre örgütlemek, toplumu, doğayı ve insanı savunmak,
-  Ahlaki öncelikler temelinde siyasi cesarete sahip olmak,
-  İlkede katı olduğu kadar siyasette esnek olmak,
-  Bireyciliğe ve bürokratizme karşı tavır alma,
-  Emek, demokratik katılım ve kolektivizme ilkesel düzeyde yaklaşmak,
-  Tartışma konuları içeriği ve üslubunu toplumsal çıkarlara göre oluşturmak,
-  Yaşam standardı ve davranışlarında topluma örnek olmak
-  Tarih, güncellik bilincine ve toplumsal etik-estetik değerlere göre davranmak,
-  Farklılıklara saygıyı sadece hoşgörü sınırlara indirgemeyip mücadele ilkesi saymak,
-  Amacını iyi bilmek ve yetkince dillendirmek,
-  Seçenekler oluşturmak, araçlarını çoğaltmak,
-  Risk analizleri yapmak ve inisiyatif geliştirmek,
-  Sorunlar karşısında çözüm gücü olmak, çözüm olamadıklarına muhatabını, adresini gösterip takipçisi olmak,
-  Kazanımcı, kapsayıcı, paylaşımcı olmak,
lemokratik siyaset kadrosunun kişilik profiline bakıldığında bir sanatçı duyarlılığı görülür. İyi bir dinleyici, gözlemci ve yorumcudur. Eserini titizlikle inşa eder. Güçlü duygularla, empati yeteneğiyle ve problem çözücü bir akılla çekim merkezi olur.
Emekçilik, mütevazilik, fedakarlık, açıklık duygularına ve nefsine hakimiyet, yapıcılık, kararlılık, direngenlik, girişkenlik en belirgin özellikleridir. Maddiyatçı değildir manevi güce inanır. Onurunu toplumun onuruyla özdeşleştirir. Sistem karşıtlığı, alternatif düşünce ve yaşamıyla farkını sonuna kadar yaratır. O bir hakikat savaşçısıdır, toplumunun ozanıdır, bilgesidir, öncüsüdür. Onun olduğu yerde tüm demagojiler yerle bir olur, tarih ve özgürlük konuşur.
Siyaset direniş ve özgürlük demektir. Siyasetten kaçmak direnişten ve özgürlükten kaçmaktır. Siyasete yönelmek ise direniş ve özgürlük ilkeleriyle yaşamak demektir.
Kapitalizmin, popüler kültürün yozlaştırıcı etkilerine, ulus devletin tektipleştirici ve soykırımcı saldırılarına karşı demokratik siyaset kadrosu sosyalist bilinç, ahlak ve yaşamın temsilcisi olarak güneş gibi parıldar ve özgürlüğün yolunu açar.


CANFEDA DENİZ