Kapitalist çağın geçerli ulus formu olarak kutsanmış olan ulus devlet formu, dünyaya hakimiyetini hala korumaktadır. Ulus devlet formunun kadın yaklaşımı, ikinci cins konumunu aşmayan, kadın aleyhine cinsiyetçiliği zirveye çıkaran boyutlardadır. Tecavüzü bir hakimiyet kültürü ve bir iktidarlaşma kültürü olarak kadını her an kendi iktidar hesaplarına kurban etmektedir. Kadınla beraber toplumun diğer "öteki"lerini de iktidarına kurban etmektedir. Günümüzde toplumla iyice arası açılmış olan doğayı da iktidar ve sermaye tekeline kurban etmeyi büyük bir aymazlıkla sürdürmektedir.
Çağımıza egemen olan ulus devlet canavarı, yaklaşık 155 yıl önce, Ortaçağın cadı avlarını aratmayacak tarzda, oldukça vahşi bir biçimde, modern(!) dünyanın merkezi olarak bilinen New York’da Coton fabrikasında, hak ettikleri emeğin karşılığını yeterince almak ve insanca çalışma koşullarını sağlamak için direnişte bulunan 129 işçi kadını diri diri yaktı.
Bir buçuk asrı aşan günümüz dünyasına bakıyoruz, aynı ulus devlet canavarının kadına yaklaşımında ciddi bir konum değişikliğini göremiyoruz. Belki bugün bir fabrikada 129 kadını birden yakmıyor ama her gün yüzlerce kadını dünya çapında katlettiği inkar edilemez bir gerçek. Yani ulus devlet canavarı, kadını kendi sermaye ve iktidar tekeline her gün kurban etmeyi hala sınırsızca sürdürmektedir. Kadının bedenini sokakta bulunmuş bedava bir mal, mülk, maddi zevk eşyası gibi kullanmaktadır. Kadın bedeni, kapitalist çağın ulus devlet canavarı tarafından en fazla satılan "eşya"sı olmaktadır. Kadını, bedenden ibaret bir varlık olarak görmektedir. Kadınlık, anlamını yitirmiş, istenilen biçimlere sokulan, mal gibi alınıp satılan, dövülen, sövülen, her an evlilik içi veya evlilik dışı sokakta, çarşıda, pazarda, iş yerinde, fuhuş merkezlerinde, pornografi ve reklam sektörlerinde taciz ve tecavüzle yüz yüze bırakılan, adeta ayaktaki ölü beden haline getirilmiştir.
Bu canavarı zayıflatmanın, kapitalist sermaye ve iktidar tekelini küçültmenin ve kadınlar için kurtuluş ışığı olmanın tek yolu, devrimci bir mücadeleden geçmektedir. Kadın kurtuluş mücadelesinin devrimci yanı, kadın özgürlüğü ve iradeleşmesi önündeki engelleri aştırmak, ortadan kaldırmak, kadın özgürlüğü önündeki bu engeller kaldırıldıkça, toplumdaki diğer "öteki"lerin özgürlüğü önündeki engellerin de ciddi bir toplumsal mücadeleyle ortadan kaldırılması olmaktadır. Bu anlamda kadın kurtuluş mücadelesi, bir toplumsal özgürlük mücadelesidir. Kadın özgürlüğüne öncelik vermeyen bir toplumsal mücadele, gerçek bir toplumsal özgürlükle sonuçlanmaz. Bunu tarih birçok devrim deneyiminde ıspatladı. Bu açıdan gerçek bir toplumsal özgürlük, kadın özgürlüğüne dayanmak zorundadır.
Kürtlerin şu anda Kuzey Kürdistan ve Rojava Kürdistan’ında ön gördüğü Demokratik Ulus formu, ulus devlet canavarına karşı ciddi bir demokratik ve özgürlükçü alternatif olarak yükselmektedir. Demokratik Ulus formunun yükselmesi aynı zamanda yeni demokratik çağın da yükselmesine ön ayak olmaktadır. Demokratik Ulus, demokratik çağın ulus modelidir, ulus formudur. Tekçi ulus devlet iktidarına karşı çok kültürlülüğe, farklılıkların birlikteliğine dayanır. Demokratik toplumun tüm kesimlerini kapsamasının yanı sıra, farklı etnik kökenlere, farklı inançlara, farklı görüşlere de açık zengin bir bünyeye sahiptir. Çeşitliliğinden özgürlük akması beklenmektedir.
Bu anlamda Kürtlerin inşa etmekte olduğu Demokratik Ulus formu, kadına dayalı, kadın eksenli bir toplumsal sistem olmaktadır. Ahlaki ve politik rengini özgür kadın doğasından almaktadır. Çünkü toplumsal doğa, kadın eksenli özgür yaşam kültürünün kaynağından beslenmiş ve gelişmiştir. Kadın doğası, özgür toplum doğasının beslenme kaynağıdır. Bu anlamda kadının yabancılaştırıldığı öz doğasına yeniden kavuşması ve toplumun da her gün katledilen bu doğasal kaynaktan beslenip kaybetmekle yüz yüze bırakıldığı doğasını yeniden yakalaması, Demokratik Ulus ile mümkündür.
Ahlaki politik toplumun konfederal örgütlenme kimliği olan Demokratik Ulusun gelişmesi, kadının ataerkil uygarlık tekeline her gün kurban edilmesini sınırlandırılabilir. Kürt kadınları buna inanmaktadır. Tüm kadınların da inanması beklenir. Çünkü Demokratik Ulusun konfederal örgüsü içerisinde kadınlara şimdiden eş düzeyde özgürlük alanları açılmıştır. Bu kapsamda, özgürlükçü Kürt kadınları "Özgür Kadınla Demokratik Ulusa" diyerek, 8 Mart’ta yürüyor. Kadınlara ait tek bir gün anlayışından kurtulmanın ve tüm günleri özgürlükçü kadınların günleri yapmanın toplumsal formu olmasından ötürü; hangi etnik kökenden, hangi inançtan, hangi kültürden olursa olsun tüm kadınlar, Kürt kadınlarıyla demokratik birlik içinde "Özgür Kadınla Demokratik Ulusa!" yürüyüşüne katılmaya çağrılıyor. Özgür eş yaşamı ilmek ilmek örmeye çağrılıyor.
Demokratik ve özgürlükçü alternatif
Kürt kadınları, bu yılki 8 Mart’ı "Özgür Kadınla Demokratik Ulusa" şiarı altında yükselttikleri bir inşa kampanyası ile karşılıyorlar.