
Türkiye, demokratikleşme ve başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunları çözmemede ısrar ederken, Kürdistan halkı yerel demokrasisini ve öz yönetimini yaratarak Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünü açmaktadır. Bu açıdan Kürdistan'ın birçok yerinde halkın öz yönetimini ilanı Türkiye'yi demokratikleştirme hamlesi olarak da görülmelidir.
Dünyada artık farklı kimliklerin haklarının tanınmadığı ve kendi öz yönetimlerine kavuşmadığı ülkelere demokratik denilmiyor. Farklı kimliklerin olduğu ülkelerde demokratik olmanın koşulu bu kimliklerin özerkliğini tanımaktan geçmektedir. Bu açıdan Kürtler ve tüm Kürdistanlıklar demokratikleşmenin gereğini yapıyor; devletten beklemeden bizzat kendi demokratik yaşamlarını kendileri kuruyorlar. Kuşkusuz Türkiye'de demokratik zihniyet olsaydı uzlaşma içinde Kürtlerin yerel demokrasisi tanınırdı. Aslında Türkiye defalarca bu imkanı yakalamış, ama kullanamamıştır. Kürt Halk Önderinin başlattığı çözüm süreci bunun içindi. Ancak AKP hükümeti çözüm sürecine girmemiş; süreci oyalama ve zaman kazanma fırsatı olarak kullanmıştır. Kürt Halk Önderi Dolmabahçe mutabakatı ile AKP'yi çözüm sürecine sokmuş, ama Tayyip Erdoğan Dolmabahçe mutabakatını reddederek Kürt sorununda çözüm ve demokratikleşme zihniyetinde olmadığını ortaya koymuştur. Nitekim 7 Haziran seçimlerinden Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü mesajı çıktığı halde, AKP daha ilk günden seçim sonuçlarını kabul etmeyerek otoriter hegemonik başkanlık sistemi peşine düşmüştür. Bunun için de gerilim ve çatışma yaratmıştır.
İşte Kürt halkı Türkiye'yi demokratikleştirme iradesi koyma yerine, Kürt halkının iradesini kırma ve savaş dayatma ortaya konulunca kendi öz yönetimini gerçekleştirme kararına varmıştır. Her gün tutuklama ve katletmelerin gerçekleştiği, Kürdistan'da keyfi kararların alınıp zorla uygulandığı bir ortamda Kürt halkı kendi öz yönetimini kurmak zorunda kalmıştır. Bu, ne ayrı bir devlet kurmadır, ne de Türkiye'den kopmadır. Aksine, yerel demokrasi temelinde Türkiye ile daha güçlü biçimde birleşme ve ortak yaşamı kurma iradesidir. Devlet saldırmadığı, Kürdistan halkının kendi özgür ve demokratik yaşamını inşa etmesine ve öz yönetimini oluşturmasına karışmadığı takdirde herhangi bir çatışma yaşanmaz. Çünkü halkın kendini yönetme dışında başka bir amacı yoktur. Devlet yanında kendi demokrasisini inşa etmektedir. Buna devlet artı demokrasi de denilmektedir. Ancak tek millet, tek devlet diyerek Kürt halkının kendi kendini yönetmesine karşı çıkılırsa, tabii ki halk da öz yönetimlerini savunmak zorunda kalır. Nitekim AKP hükümeti yerel demokrasiyi kurma çabalarını çarpıtarak “Devlet içinde devlet kurma” olarak değerlendirip saldırmaktadır.
Tüm Kürdistan sahiplenmeli
Bu saldırı karşısında Kürt halkı tabii ki özyönetim kurulan yerleri yalnız bırakmamalı; ayağa kalkarak, serhıldanları yükselterek yerel demokratik hamleleri desteklemeli ve savunmalıdır. Kürdistanlılar nerede olursa olsunlar bu devrimci hamlenin yanında olduklarını göstermelidirler. Kendi kendini yönetme kararı alan il, ilçe ve mahalleler yalnız bırakılmamalıdır. Çünkü bu hamle sadece o il ve ilçeleri değil, tüm Kürdistan'ı ve Türkiye'yi ilgilendirmektedir. Bu öz yönetim ilanları tüm Kürdistan'ı demokratik öz yönetime kavuşturma mücadelesidir. Bu nedenle tüm Kürdistan halkı ayağa kalkmalı ve sahiplenmelidir.
Kürdistan'daki bu demokrasi hamlesi Türkiye'yi de demokratikleştirme hamlesidir. Bu açıdan Türkiye demokrasi güçleri bu durumda seyirci olmamalı; bu demokratik yönetimlere sahiplenmelidir. Yerel demokrasi kurmak her şehrin ve ilçenin hakkıdır. Türkiye demokratikleşmiyorsa; toplumun demokratik iradesi ve talepleri bastırılmak isteniyorsa, yerel demokrasiyi inşa etme ve demokratik özerkliği kurmak en meşru haktır. Bir zamanlar Fatsa kendi kendini yönetiyordu. Bu model, halkın kendi kendini yönetmesi olan yerel demokrasiye örnek gösterilmektedir. Kürdistan halkı şimdi yerel demokrasisini ve öz yönetimini yaygınlaştırmaktadır. Gerçek demokrasi de, radikal demokrasi de, devrimci demokrasi de budur. Eğer gerçek demokrasiyi savunuyorsak Kürt halkının bu adımına hiç kimse karşı çıkamaz. Aksine her demokrat bu yerel demokrasi hamlesinin, demokratik özerkliğin tüm Türkiye'de yaygınlaştırılmasını ister. Çünkü bu yönetim öz yönetim anlayışı hem Türkiye'nin demokratikleşmesi, hem de demokrasi temelinde birliğinin güçlenmesi anlamına gelir.
Gerçek demokrasiyle taçlandırılmalı
Tüm Türkiye halkı ve demokrasi güçleri, Kürdistan'daki bu özyönetim hamlesine destek vermelidir. Her yerde ayağa kalkarak Türkiye'de on yıllardır süren demokratik devrimi gerçek demokrasiyle taçlandırmalıdırlar. Hatta Kürdistan'a giderek Türk devletinin öz yönetimine saldırması karşısında canlı kalkan olmalıdırlar.
Türkiye'de kimliği, varlığı ve özyönetimi inkar edilen tüm halkların öz yönetimini ilan etme hakkı vardır. Hiç kimse Kürtlerin özy önetim hakkı olmadığını iddia edemez. Aslında Kürtlerin öz yönetim hamlesi gecikmiş bir hamledir. Kürt halkı, demokratik siyasal yöntemlerle bu hakkının tanınacağını bekledi; ama olmayınca ve saldırıya uğrayınca öz yönetimini ilan etti.
Kürt halkı içinde de en fazla öz yönetim kurma hakkına Dersim halkı sahiptir. Öz yönetim olmadan Kırmançki ve Alevi kimliğiyle kendi demokratik yaşamını oluşturamaz. Bu açıdan belki de ilk önce kurulması gereken özerk bölge Dersim Kırmançki Özerk Bölgesi olmalıdır. Dersim Kırmançki Özerk Bölgesi kurma hakkı tarihsel ve siyasal olarak zorunlu hale gelmiştir. Dersim’de Kırmançki ve Alevi kimliğinin korunması, yaşaması ve geliştirilmesi için de böyle bir özyönetim, kendi kendini yönetme gereklidir. Kuşkusuz karar ve irade Dersim halkına aittir. Bunun yerini ve zamanını belirleyecek olanlar Dersim halkıdır. Ancak Türk devletinin Kürt kimliğini, Kırmançki dilini, kültürünü ve Alevi kimliğini kabul etmediği durumda Dersim Kurmançki Özerk Bölge kurma iradesi en meşru haktır. Böyle bir özerk Dersim’in de gerçekleşeceğine inanıyoruz. O zaman Seyit Rıza ve tüm Dersim şehitlerinin ruhu huzura kavuşacaktır. Dersim o zaman yaşadığı travmayı tümden atlatıp tarihine yaraşır bir Dersim gerçeği ortaya çıkarılacaktır.