HDP İstanbul İl Kongresi başarıyla sonuçlandı. Sonuç tek cümleyle şöyle: İstanbul İli, HDP'nin tüm bileşenleri, partinin tüm üyeleriyle yüzde on barajını aşmaya hazır.
HDP barajı aştığı zaman AKP en az otuz-kırk vekillik kaybedecek, o kadar vekillik HDP'ye eklenecek. Bu durumda AKP, anayasayı tek başına değiştirme imkanını kaybedecek ve meclisteki sandalye sayısı da, oy oranı da düşecek ve belki de, tek başına hükümet kuramaz hale gelecek.
"Çok zor" diyebilirsiniz. Ben de size, "bu işin kolay olanını bana bir söylesenize" derim.
Örneğin, 12 yıldır yerinde sayan bir CHP'nin, bir kaç ay içinde birden bire oylarını AKP'yi azınlıkta bırakacak kadar arttırabilmesinin "kolay" tarafı var mı?
 Uluslararası komplonun etkisi altında ve PKK'de bölünme potansiyelinin büyüdüğü koşullarda girilen 2002 seçimlerini saymazsak, 12 yıllık AKP iktıdarı döneminde, Erdoğan grubunu durdurmak amacıyla denenmeyen tek yol, HDP'yle seçime girip, barajı aşma yoludur.
Bunun dışında her yol denenmiştir.
Örneğin Alevilerin büyük bir bölümü, 12 yıldır sürekli CHP'ye oy vermiş ve bu 12 yıl boyunca Alevilerin oyu, eğer amaç, yirmi yirmibeş CHP'liyi vekil yapmak değil de, AKP'nin "sünni-milliyetçi" gidişini durdurmak ise hep boşa gitmiştir. Alevilerin oyu boşa gittiği için de AKP almış başını gitmiştir. Alevinin ağzına bir parmak bal çalmaya hazırlanan hükümetin yarattığı "sünni milliyetçi" ortam, yarın var olan Cem Evlerini güvenilir sığınak olmaktan çıkartmaya adaydır. Kobanê'de Şia'ya karşı DAİŞ'çilik, Türkiye'de Aleviliğe karşı Hizbullahçılığa dönüşmek üzeredir.
Aslında "sahillerin laikleri" de tam 12 yıldır oylarının karşılığını alamamıştır. Bütün çabalamalarına rağmen işler, "kadının annelik dışında başka kariyeri olmamalı"ya kadar varmıştır. Daha "kadınlık kimliğini" edinmemiş minicik çocukların başını ilk öğretim çağında örtmekten tutun da, ana  okulu bebelerine "Diyanet'in yemek yeminlerini" ezberletmeye, erkeklerin kadın spikere bakması günahtır zırvasından, çalışan kadının "fuhuşa hazırlık yaptığı" fetvasına kadar akıl almaz işler ortaya çıkmıştır.
Ya şu hazin "kalpaklı" ulusalcıya ne demeli?.. O, olayların çığırından çıkmak üzere olduğunu, AKP'yi durdurmak mümkün olmadığı durumda, işte asıl o zaman Türkiye'nin bölünmekten ve Amerikancı cuntaların elinde mahvolmaktan kurtulamayacağını, ordudan artık BAAS'çılığa medet olmadığını, "kapitalist modernite içinde kendisi de modern olan ordunun", darbe yaparsa, bunu tıpkı Mısır'da olduğu gibi ABD adına yapacağını, aslında bütün darbeler tarihinin de böyle olduğunu bir türlü anlayamıyor, dönüp dolaşıp CHP kağnısında patinaj yapıyor...
Ve gelelim şu son 12 yılın asıl "kahramanına"... Yani "ılımlı Müslüman"a... Eğer o, Erdoğan'ı durduramazsa, Suriye'de "ılımlı Müslüman"ın başına ne gelmişse onun da başına geleceğinden artık emin olmalı. Tesettürlü ama makyajlı, çember sakallı ama üstü başı markalı, cipte dolanan, Dubai'de dinlenen İslamcı "elit" bana sorarsanız, "tir tir titremeli". Bunların etkileri altında sıradan her Müslüman gibi dininde, ibadetinde olan "samimi Müslüman" ise evlatlarının geleceği için geceleri uyku bile uyumamalı.
Tehlikeyi söyleyeyim:
Bu Erdoğan ve grubu, Suriye'de "sizin gibilerle" işe başladı. Önce ÖSO filan dedi. Sonra El Kaideci El Nusra'ya, oradan da "kelle kesen" DAİŞ'e kadar uzandı. Türkiye'de de sizinle başlamıştı... Milli Görüşçü gömleğini çıkartmıştı. Önce bu gömleği yeniden giydi, sonra "ılımlı Cemaati" yere serdi, ardından ve şu sırada Kürdistan'da, sizlerin "Hizbulvahşet" adını verdiğiniz kontraları yeniden canlandırma yoluna yöneldi. Bu işin sonunda her şeyinizi kaybetme, çocuklarınızı da El Kaide'ye asker etme ihtimali var.
O halde tüm Türkiye'nin çıkarı, bir avuç oligarşik elit dışında, AKP'nin durdurulmasında.
Kim durdurabilir? Denene denene eskiyen mi? Yoksa hiç denenmeyen mi?
Denenmeyeni dene ki, oyun boşa gitmesin...