
Bugün kapitalizmin ısrarla altını kaşıdığı ve çokça şey devşirdiği popüler kültürün kaşıması ile bir şeye inanmak demode gösteriliyor. Önemli olan inanmış gibi yapmaktır. Sistem de bunu talep ediyor. Bu onun işine her şeyden çok yarıyor. Bir kitabı gerçekten okumak değil, okumuş gibi yapmak ya da özetini bilmek o sayfalarla hemhal olmaya, ona zaman vermeye tercih ediliyor. Bu anlayış, bin bir yöntem ile değiştirilen ve başta medya olmak üzere akla hayale gelmeyecek onlarca araç yardımı ile de dönüştürülen toplumsallık ile ilgili.
İçinden geçtiğimiz çağ ve bu çağın maruz kaldığı dikta yönetimler, yükselen vahşet politikaları, savaşlar bizlere sürekli buyruklarda bulunur. AKP dönemi de tipik bir ‘buyruk’ ve enformasyon aktarım dönemidir. Kullanılan dil her zaman akışkan, iki gün sonraya evirilebilecek mahiyette ve post-modern dönemin ruhuna sirayet eden ‘belirsizlik’ mefhumu etrafında dolanmayı arzu belleyen bir tarz. Kendi söylediklerine inanmayan hükümet, buyrukta bulunduğu kitleye de inanmak değil, sadece “mış gibi” davranmalarını istiyor, istedi hep.
Örneğin AKP, hücresel mekanlar yaratmak yerine mekanın toptan hücreleştirilmesini talep eder. Kapalı mekanlar yerine özgür mekanları hedefleyerek orayı kamplaştırır, faaliyetlerini şifrelemek yerine kodlara çevirir ve bunu organik göstermez. Zamanı kendi programı çerçevesinde kullanır, o anlamda 'baskın'lık onun için en temel savaş mekanizmalarından biridir. Zamanı kontrol ettiğini düşünmek, dikta yapıların yakından ilgilendiği bir şey. Tanrısallık ve güç zehirlenmesi için birebirdir. Elindeki güçleri dağıtma potansiyeli ile de ötekiler için gerçek bir dağıtımcıdır. Çokça gündem olan ve her fırsatta ifade ettikleri “otoyol” sıradan bir imge değil. Çünkü “denetim, disiplin değildir. Otoyollar yaparak insanları bir yere kapatmıyorsunuz, ama denetim yollarını çoğaltıyorsunuz. İnsanlar otoyollarda sonsuza kadar “serbestçe” dolaşırlarken kapatılmış olmuyorlar, ama kusursuz şekilde denetleniyorlar. İşte geleceğimiz bu.”
Bu nitelikleri ile denetim uğruna, düzeni düzensizliğin üzerine dayatarak, düzensizi düzenliden yalıtarak düzen sağlamaya çalışan, bastırılması gerekeni, denetlenemeyeni sonunda azat etmiş, böylece daha fazla ve yoğun bir denetim ve egemenliğe olanak tanımış olacaktır. Bunun dışında bugünün “modern” dünyası artık işleri evlere çekiyor. Fabrikaya gerek yok diyor. Okulları yakından kökten ortadan da kaldırabilir. Kişiselleştirilmiş çiplerle eğitim vermeyi planlıyor. Nano Learning denilen teknolojinin boyutları bu anlamda sınırları zorlamakta.
Hukuk alanından da örnek verebiliriz. Denetim toplumu, Kafka’nın “Dava” romanından fırlamış gibidir. Çok iyi bir örnektir aslında. Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanın artık neredeyse kurtulması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür. Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır. Kitabın protagonist(başat) karakteri olan Joseph K. banka şefidir, başarılı ve sıradan bir yaşam sürmektedir. Bir pansiyonda yaşayan ve kimseyle herhangi bir sorun yaşamayan biridir. Bir sabah ansızın onu tutuklarlar. Zaten romanın ilk cümlesi "herhalde biri Josef K'ya bir iftira atmıştı. Çünkü hiçbir kötü şey yapmamasına rağmen tutuklanmıştı” ile başlar. Fakat niye alındığını bilmemektedir. Daha sonra bunun peşine düşer, ilk başta sıradan önemsiz ir yanlış anlamadır der. Fakat peşine düşmekten de kendini alamaz. Ve deştikçe kafesten kafese düşer. Hiçbir cevap yoktur. Kafka bir nevi hukukun aldığı en korkunç biçimi tasvir etmiştir. Deleuze bunu şöyle belirtir:
“Disiplin toplumlarının “görünüşte beraat”i (iki hapis arasındaki hal), ve denetim toplumlarının “sınırsız erteleme”si (sürekli değişim halinde). Bu ikisi, birbirinden çok farklı hukuki yaşam tarzlarıdır ve eğer hukukumuzun bizzat kendisi kriz içindeyse, tereddüt halindeyse bunun nedeni bir tarzı bırakıp ötekine dahil olmaya gitmemizdir”
Şuan ülkede hukuk tam belirsizlik ve erteleme halinde. (Hakkını yemeyelim, Kürtlere karşı çok hızlı ve zerre erteleme yapmaz) Bir koz alanına çevrilerek halkı muazzam bir kargaşa içine atarak korkutmaktadır. Herkes içeri alınıyor ve çoğu neden alındığını bilmiyor. Bu denetim toplumu gerçeğidir.