Onun kılamlarında buldum Kürtlerin mertliğini, yurtseverliğini. Belkide bilincimin altında onun haykırışlarıyla feryad ettim vatansızlığa. Yok olmayla karşı karşıya olan gelenek ve göreneklerimizi onun deyişleriyle çıkmıştım uzun bir yolculuğa. Necirvanlığıyla, dengbêjliğiyle, suvariliğiyle bir Mem gibi oturuvermişti çocukluk yüreğime. Sipan Dağı’nın o serin ve bir o kadarda memdik kokan Malazgirt ovasına yayılmış haziran serinliğini andırır avazı. Öyle bir avazki Ermenistan’daki kaytan bıyıklı Seydoyê Biro’nun çığlıklarına bile merhem olacak cinsten…
O iki elini kulağına götürüp kılma başladığında bütün serceler, kewa gozel, doğada dans eden bin bir renkli kelebekler, ay çiçeği bile yüzünü ibadet edercesine güneşe değilde ona doğrulurdu. Kim bilir güneş bile ahumda seyrine çıkmak için sabırla beklerdi.
Memê Alan’ın haykırışlarını, Zinê’nin çaresizliğini, Botan Mirî’nin acımasızlığını ilkin ondan duymuş ve birgün başıma da gelebilir diye hayıflanmıştım. Kim bilir kılamlarındaki Kürdün Kürde ihaneti söylerken ne kadar derbeder olduğunu. Onu her gördüğümde bir haller olurdu bana. Bir heyecan sarardı bütün yüreğimi. Doymazdım konuşmalarına, kilamlarına. Çok özgür bir vücut yapısı vardı. Yüzü bir iyilik perisi, şahin bakışlıydı ama hüzünsüzdü. Elleri Şerefxan gibi arakadan biribirine bağlıydı, içindeki duygular Delila gibi bin bir çeşitliydi, hürdü. Çok sempatik bir boyu vardı. Ha birde derdin olduğunda gidip başını göğsüne koyabileceğin bir yüreği vardı. Korkuyu bilmezdi ve birde artist gibi bir duruşu vardı.
Cibanlı Xalid’in yaşamını, Şeyh Seîd’i ve onun silah yoldaşları bir o kadar kilamlarında gizliydi. Ben daha yıllar sonradan anladım ki dengbêj haksızlığa, çaresizliğe, eşitsizliğe tanıkmış. Yani sonradan anladım ki dengbêj welatparêzmiş. Ona hayranlığım boşuna değilmiş yani...
Yanlış anlamadınız! Onun duruşu halkına duyduğu sevgiden kaynaklıymış, yani aciz değilmiş, mertmiş, başkaldıranmış, yüreği Ararat kadar berrak, Zagros kadar öfkeliymiş. Kabulen miyormuş haksızlığı, beçareymiş belkide, ama kilamlarıyla bunu nedenini anlatanmış kısacası… Dengêj avcıydı ve bu onun hobisiydi. Yakaladığı kurtları, tilkileri, tavşanları vb. bütün köylüsüyle paylaşandı. Evinin önü avladıkları yabani hayvanlarla biz çocuklara açık hayvanat bahçesini tattıran bir bulunmazdı… Yani paylaşımcıydı, halkçıydı ve güzel bir insandı.
Apê Temir (Temo) suvarıydı. Yani Medlerin asi çocuklarındandı. Oda Apê Beşir gibi kürtlerin en eski geleneklerin arasında yer alan at yarışları gibi oyunlar onunda devam ettirdiği gelenekler arasındaydı. Ben okullarda türkleştirilirken, ana-baba dilim birçok yerde yaşarken, baskılara, hakaretlere maruz kalırken ve sevdiğim kıza bile Kürtçe göz kırpamazken o inadına kilamlarını son avazına kadar dileyen bir ustaydı. Yani direnendi, moral doluydu, inanandı ve benim gibilerinin gücünün bir gün ondan alacağını bilenlerdendi. Ayni zamanda düğünlerde kilamlarıyla gelin ve damata uğur getirendi. Gelinin baba evinden çıkarılıp belkide hiç tanımadan evlendirildiği kocasına götürülürken o bu çaresizliğe ağıt yakanlardandı. Ama ikisinin mutluluğunu avazının çıktığı kadar dileyen, umutlayan, ihsan eyleyen ve bu isteklerini şapkasının altında kilamlarıyla gülümseyerek hissettiren bir Sanat ustasıydı.
Serhat yöresi, özelikle dengbêjlik açısında Kürtler için önemli bir merkezdir. Dengbêjlerin en ünlüleri nerdeyse bu coğrafyada ortaya çıkmış ve Kürtler içinde namları yayılmıştır. Dengbêjlik Kürtler için çok önemli bir kurumdur. Bu kurumda sadece ses sanatçıları yetişmez, aynı zamanda toplumsal olayları bir tarihçi edasıyla ele alan ve destanlaştıran ozanlar yetişir. Dengbêj Temo da bunlardan bir tanesiydi. Onlar Kürtlerin Homeros’larıdırlar. Birer canlı tarihtirler. Kürt dilinin koruyanı, geliştiricisi ve aynı zamanda sözlü tarihin de taşıyıcılarıdırlar. Bundan ötürü her birinin kaybı özelikle bu çağda Kürtlerin de birer büyük kaybıdır. Çünkü bu gelenek gittikçe zayıflamakta ve bu kültür taşıyıcıların yitip gitmesi de sadece bir fiziki kayıp değildir. Aynı zamanda hazine değerinde olan geçmişimize ait sözlü edebiyatın da kaybolmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, Kürtler açısında yeni bir süreç başlıyordu. Red ve inkar politikası bir yandan, asimilasyon siyaseti de diğer yandan Kürtlerin bu kurumunun güçten düşmesine neden oluyordu. Bu kurumun kendini ifade edebileceği ortamlar birer birer ortadan kaldırılıyordu. Her şeyden önce Kürtçe konuşmak yasaktı ve bu büyük bir engeldi. Bu yıllarda rejimin yetkilileri halkın dengbêjlerine faşist talepler dayatıyorlardı. Sanatlarını Türkçe icra etmelerini istiyorlardı. Kürtler’e ait ne varsa Türkçe’ye çevirmelerini dayatıyorlardı.
Bilge ozanlar olan dengbêjler, Kürt tarihi boyunca belleğinde yer edinmiş önemli olayları destansı kilamlarla (türkülerle) insanın ruhunu saran ve etkileyen bir tarzda söylemişlerdir. Yazının kullanılmadığı dönemlerde toplumsal olayları hep canlı tutup önceki kuşakların bıraktıkları mirası, her yeni gelişmeyle beraber bir sonraki kuşağa aktararak 20. yüzyıl sonlarına kadar süren, gelişmiş bir sözlü edebiyat geleneğini oluşturmuşlardır.
Çok renkli ve çok lehçeli olan Kürt toplumunda birbirinden farklı kılamlar vardır. Bazı kılamların ezgilerinde, bölgeden bölgeye farklılıklar olsa da, geneli birbirine benzerdir. Bu farklılıklar çoğu zaman her dengbêjin kendine has olan söyleyiş üslubundan ve icra ettiği kılama kattığı dramatik öğelere yer verdiği renkli tondan kaynaklanır.
Geleneksel Kürt müziği tek sesli(monofonik) ve vokal bir karaktere sahiptir. Dengbêjlik ve kılam özellikle Serhat bölgesinde Evdalê Zeynikê ile en özgün halini almış, buradan tüm Mezopotamya coğrafyasına yayılmıştır. Hasan Güneş’e göre Evdalê Zeynike birçok dengbêjlerin üzerinde etkisi olduğu ve birçok dengbêjlerinde onu esin kaynağı olarak gördüklerini söyler. ”Kürt kilamlarına yoğun bir lirizm katmış ve Kürtlere özgü bir lirik üslup oluşturmuştur”. Evdalê Zeynikê’den sonra gelen kuşak, o zamana kadar kılamları belli ezgilerle ve enstrümansız söyleyen dengbêjlerin aksine meyi de kullanmaya başlalar. Meyi kullananlardan biri de Şeroyê Biro’dur. Her kilamın bir ezgisi vardır ve kılam o ezgiyle bir bütün olarak dengbêjlerin hafızasında yer alıyordu. Geniş bir araştırmasıyla da ön plana çıkan Şehmus Diken de söyle bir noktaya dikkat çeker ”Bir dengbêjden herhangi bir kılam isteyin, size sözcükleri hemen sıralayamaz, önce ezgiyi mırıldanır sonra sözleri düz olarak sıralar. Çünkü o kılam uçar gider. Bu kovalamaca müziğin araya girmesiyle son bulur.”
Dengbej Temo’nun kılamlarındaki gizemlilik özellikle Şeyh Said’in özellikle Xinis ve çevresindeki başkaldırısıyla çok yakın ilişkilidir. O fiziki olarak aramızda ayrıldı ama, sesi ve sanatı bu dünyada kalıcı oldu.
Dengbêj Temo’nun başlıca
kilamlarından bir kaçı
Nêçîrvano, Birano, Derê Dine, Vey Dil, Ver Sebebo, Delalike Dilêmin, Gulê Dêran, Geliyê Zîlan, Melazgîrt, Şeyh Seîd, Dîlber, Esmer, Salih û Nûrê Filîtê Quto, Mîrzikê Zaza, De Xalo, Sebrê, Emro, Bila mirin heba kalbun tüneba…
Kısacası: O çocukluk hayallerimi en derinliğine dek derbeder eden asimilasyonun, haksızlığın, zorbalığın, korkunun, feodalitenin kol gezdiği Xinis-Birhan ovasında sanatıyla, kişiliğiyle karşı duran mert bir insandı. Apê Temo’nun geçmişi, sanatta, Kürt örf ve adetlere olan bağlılığını, yüreği Kürt halkının özgürlüğünde yana atan herkesin anlaması gerekir diye düşünüyorum. Deyim yerindeyse o yaşadıklarıyla bir efsane oldu. Sahip çıkmak, yaşatmak yeni neslin görevleri arasında olması gerekir.