Rênas DERSIM
Merkezi uygarlık sistemi özü itibariyle bir kültür kırım, soykırım sistemidir. Doğal olarak varlığını sürdürebilmesi için, tarihte olduğu gibi günümüzde de demokratik komünal toplumun değer yargılarına dayalı yeni özgürlükçü toplumun inşasını engelleme çabasını aralıksız sürdürmektedir. Bunun için toplumu dağıtmak, bireyi kendi toplumsal değer yargılarından uzaklaştırıp koparmak için sayısız derecede korkunç yol ve yöntem denemiş ve bunu devam ettirmektedir.
Soykırım; merkezi uygarlık sisteminin toplum(lar) üzerinde pervasızca uyguladığı ahlak dışı, toplum karşıtı bir faaliyettir. Tarih boyunca hakim sistemler fiziki, siyasi, askeri, ekonomik vb akla gelebilecek toplumsal faaliyetlerin olduğu her alanda çeşitli biçimlerde uygulanmıştır. Fakat günümüzde gerçekleştirilme biçimi tarihin her döneminde uygulanan soykırımların en pervasızıdır. O da kültürel soykırımdır. Bu soykırım girişimini önderliğimiz savunmalarında şu çarpıcı cümlelerle dile getiriyor. “Kültürel soykırım fiziki imhaya göre daha sancılı ve uzun sürece yayılmış bir soykırım türüdür. Yarattığı sonuçlar fiziki soykırımdan daha felaketlidir; bir halk veya herhangi bir topluluk için yaşamda karşılaşabileceği en büyük felaket niteliğindedir. Varlığını, kimliğini, toplum doğasının tüm maddi ve manevi kültürel unsurlarını terk etmeye zorlanmak, uzun sürece yayılmış kitlesel çarmıha gerilmekle özdeştir.” O halde çarmıhı icat edip, çarmıha gerenleri çarmıha germek bizim esas faaliyetimiz olacaktır. Bunu gerçekleştirmenin biricik yolu ise tarihsel-toplumsal-kültürel varlığımızı sürdürmektir. Bu bir mücadele alanı, savaş alanıdır. Zaten özünde yaşanan savaşta kültüreldir.
Soykırım sistemi kültür sanat alanına yönelik çok amansız saldırılar geliştiriyor. Kültürü, sanatı gerçek özünden boşaltıp, onu kendi hakikatinden uzaklaştırıyor. Asıl hedefine ulaşmak için kültürü, sanatı en çirkin şekilde kullanıyor. Soykırımcı sistemlerin kullandığı bu çirkin uygulamaları biliniyor, asıl olan buna karşı nelerin yapılacağına dönük olacaktır. Özellikle günümüzde sanat ve sanatçı kavramlarının kendi hakikati ile anlaşılıp, toplumda öyle uygulanması şarttır. Soykırımcı sisteme karşı bunun bilincini gerektirip topluma mal ederek, onu kendi tarihsel, toplumsal, kültürel varlığımızla anlamsız hale getirebiliriz.
Toplumsallığın gelişmesinde sanatın yeri vazgeçilmezdir. Çünkü sanat, toplumsal yaşamı en güzel ifade etme biçimidir. Doğrudan insanların ruhuna, duygularına hitap ediyor. İnsana, içinde yaşadığı topluma anlam kazandırıyor. Toplumun manevi dünyasını oluşturuyor. Bireye, içinde bulunduğu topluma biçim veriyor, ruh kazandırıyor. Hakikatle buluşturuyor. Toplumun ermişleri, Hozanları da (xwezan) hep bu yolla toplumsal yaşamın güzelliklerini, vazgeçilmezliğini insanlara anlatarak kavratmışlar. Bugün sanatçı olarak ifade ettiğimiz Hozanlar, tarihin her döneminde doğruyu, hakikati temsil etmeleri ve yol göstericilikleri nedeni ile toplum, onları kendi kutsalları olarak tanımıştır. Onlar her zaman özgür yaşamın ifade gücü olmuş, öncülük etmiştir. Gümümüz sanatçıları da gerçek sanat ile buluşmak ve bu yolla topluma yol göstermek istiyorsa bu hakikati bilmelidir. Bu bilinç ve zihniyet düzeyi ile hakikatin gerçek yolcusu olmalıyız.
Demokratik toplum paradigması temelinde bu derinliği yakalamak mümkündür. Paradigmayı doğru kavramak, yaşam düzeyinin ona göre olmasını gerektirir. Özün ve sözün birliği ile eylemi gerekli kılar. Bu asıl görev olarak bilinip, sanatçının kendisini çalışmasına feda etmeyi göze alması gerekir. Buna cesaret etmek, soykırım sistemine karşı devrimci bir çizgiyi gerekli kılar. Sıradan ölçülerle bu gerçekleştirilemez. Hele özgür toplum hiç inşa edilemez. O nedenle sanatçı kendisini sürekli eğitimle yenilemeli, akademik düzey edinmeli, tüm yüzeyselliklerini aşmalı, derinlik kazanmalıdır.
Kapitalist modernitenin yaşam tarzına karşı, özgür yaşamı inşa edecek öncülüğü, özgür toplumun yaşam duruşu ve sanatıyla yapmalıdır. Soykırımcı sisteme karşı öncelikle böylesi bir zihniyet düzeyi ile tedbir almalı, yaratıcı, zengin yol ve yöntemlerle bunu topluma mal ederek özgür birey ve toplumun inşasına katılmalıdır. Bu örgütlenmeyle olur. Örgütsüz hiçbir çalışma toplumsal çalışma olamaz. Toplumsal olan her faaliyet örgütlü faaliyettir. Bir de bu sanat faaliyeti olursa örgütlenme olmazsa olmazdır. Sanat faaliyeti tamamen bir örgütsel faaliyettir. Onu geliştirecek, yetkin kılacak, profesyonel, akademik kurumsal çalışmalar kadar, her türlü toplumsal ihtiyacı giderecek sanatsal örgütlenmelere de ihtiyaç vardır. Bu kurumlarda çalışmaları değerlendirecek, yetkin kılacak, sıçrama yaptıracak eleştirel bir bakış açısı ile sürekli doğrultu kazandıracak, yaygın bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Soykırımcı sisteme, özgür toplum sanatçıları olarak ancak böyle cevap verebiliriz. Bunun dışında geliştirilecek bireysel ve lokal tepkiler ile soykırımcı sistemin, özelliklede kültür ve sanat yolu ile toplum üzerinde uyguladığı saldırıları bertaraf edemeyiz. Bu sistemi yenmenin en etkili yolu, sanatın bütün dallarında, toplumsal yaşamın güzelliklerini, sanatın incelikleri ile topluma kavratmak için devrimci, emekçi, toplumcu sanatçılar olarak örgütlenip yekvücut olmalıyız.
Soykırım sistemi; kapitalist modernitenin yaşam ve sanat anlayışını özellikle gençler üzerinde geliştirerek, toplumun bu en kutsal çalışmasını ve bu çalışmayı yürüten gerçek halk ozanlarını geri görüp, anlamsız kılma çabasındadır. Maalesef günümüzde toplumun belli bir kesimi sistemin geliştirmiş olduğu “sanat” anlayışından etkilenerek, Dengbêjlik gibi manevi bir dünyayı ve onun ozanlarını önemsemez duruma gelmiştir. Bu durumda bize ve kendisine halk ozanı diyen herkese düşen görev oldukça net ve somuttur. Dengbêjlik gibi edebi, sanatsal, manevi, kültürel dünyayı ve bu geleneğin günümüzdeki yürütücüleri olan halk ozanlarını sahiplenip Korumalıyız. Onlarla bu geleneği yeni nesillere aktarmalıyız. Çünkü onlar bizlerin yaşayan ve yaşatılan kültürel geleneklerimizin temsilcileridir. Bize düşen ise bu geleneği ilgiyle, sevgiyle, aşkla sürdürmektir.
Dengbêjler; Kürt toplumunun sözlü edebiyatçıları, Hozanlarıdır. Tarihsel, toplumsal, kültürel değer yargılarımızın günümüze taşırılmasında rolleri tartışmasızdır. Dengbêjlik; özellikle soykırım sisteminin her türlü baskı ve asimilasyoncu politikalarına karşı, Kürt kültürünü, kimliğini, varlığını kendisine özgü sanatsal yorumuyla, günümüze taşıyarak korumuştur. Bu edebi sanatsal çalışmayı yapanlar halk ozanları, her zaman toplumun yaşam ve çalışmasını, acılarını, sevinçlerini, aşklarını, savaşlarını, kısacası hayatın her anını, değişik ezgilerle kendi seslerinden teatral bir şekilde dile getirmişlerdir. Bu yolla toplumun ışığı olmuş, hem yol göstermiş, hem de yaşamı anlamlı ve akışkan kılmışlardır.
Kürdistan’ın dört bir yanında ve özellikle Ermenistan, Rusya, Bağdat ve Avrupa’da yaşamının yitiren dengbêjler oldu. Onların anısına bağlılığın ve bu kültürü günümüze taşıyarak halen canlı tutan dengbêjlerin sahiplenilerek, dile getirdikleri sanatsal, edebi eseri, birçok alanda başlattığımız arşiv çalışması ile ölümsüzleştirip, onları gerçek özünden koparmadan, günümüze taşırarak, tarihsel hafızamızı sürekli canlı tutmanın çabası içinde olalım.