Salzburg zamanında yükseliş
Zweig'ın yaşamında en önemli süreçlerden biri Salzburg'da geçirdiği zamandır. Evi, Alp sıradağlarının son bulduğu eteklerde bir ormanlık tepededir. Yüzün üzerinde basamakları tırmandıktan sonra ulaşılan bir ev, 17. yüzyılda bir piskoposun av köşkü olarak kullanılmıştır. Evin terası, büyüleyici bir manzaraya bakar. Ev, kale duvarları ile sırt sırtadır. Ama bu, evde yaşayanları gelecek kötülüklerden koruyamayacaktır. Zira evin terasından görünen o büyüleyici manzaranın içinde Berchtesgaden yakınındaki Salzberg'e adı sanı henüz duyulmamış Adolf Hitler diye biri taşınmıştı. İki yaşam birbirinden habersiz 'yazgı'sına doğru ilerler.
Zweig, 20 yılını Salzburg'da bu evde geçirir. Bu yıllar, Zweig'ı edebiyatta doruğa ulaştırmış, en güzel eserlerini burada kaleme almıştır. Edebiyat dünyasının tanınmış isimleri Romain Rolland, Thomas Mann, H.G. Wells, Hugo von Hoffmannstahl, James Joyce, Franz Werfel, Paul Valery, Arthur Schnitzler, Ravel, Toscanini ve Richard Strauss, Zweig'ın konuğu olur.
Hümanist ve vicdanlı
Stefan Zweig, iki dünya savaşına, kıtlıklara, krizlere, katliamlara tanık oldu. Ağır bir tanıklıktı ama vicdanlı, olabildiğince insanca bir tanıklık. Anılarını okuduğumuzda barış için çırpınan bir insan görürüz, yalnızlığında durmadan kanayan. Yazarlığından da öte samimi, hümanist bir insandır. Bağımsız kalmayı başarmış bir yazardır ama 'tarafsızlık' kandırmacasına da düşmemiştir. O, tarafını savaş karşıtlığından, özgürlüklerden, sınırsız bir yaşamdan, insandan yana koymuştur. 'Tarafsızlığa' sığınarak iktidarın nimetlerinden yararlanma yolunu da seçmez. Ama korkusuz değildir, kimi zaman bu sinmişliği ve korkularıyla insandır. Durmadan içindeki diplere doğru çöken insanın dünyasını sezgileriyle görebilendir. Kişisel hırsların tuzağına düşmeyen Zweig, kimi zaman çığlık çığlığa kimi zaman suskundur. Duyarlılığının altında kalan bir yaşamdır belki de.
Biyografi yazarlığı
20. yüzyılın en iyi biyografi yazarlarından biri olarak kabul edilir Stefan Zweig. Tolstoy, Dostoyevski, Balzac, Stendhal, Dickens, Nietzsche , Freud, Marie Antoinette, Macellan ve diğerlerini anlatırken adeta kim olduğunu bir yana bırakır. Yazdığı kişiliğin hayat hikayesinin içine dalar. O'nu biyografi konusunda usta kılan en önemli özellik de budur belki de. Hayatını yazdığı kişinin yaşadığı çağı, toplumsal özelliklerini, kültürel ve tarihsel gerçeklerini incelikle araştırdıktan sonra bir ressamın titizliğiyle bir portre çizer. Sonra gerçeğin sokaklarında dolaşarak, bir roman kahramanı ortaya çıkarıverir. Kişinin psikolojik tahlilini derinlikle ele alır. Ancak yazdığı kişinin insani kusurları ve zaaflarını tereddütsüz anlattıktan sonra okuyucuyu vicdanlı olmaya çağırır. Öykü ve romanlarında da kullandığı betimlemeler o kadar ustacadır ki, betimlediği yer veya kişiyi görüyormuş hissine kapılırsınız. Bilincin derinliklerine iner, insanın gizli korkularını gözler önüne serer.
Zweig'ın yaptığı dünya gezilerinin de, düşün ve yazın dünyasına büyük katkısı olur. 1907-1909 yılları arasında Seylan, Gwaliar, Kalküta, Benores, Rangun ve Kuzey Hindistan'ı gezer. Bunu, 1911'deki New York, Kanada, Panama, Küba ve Porto Riko'yu kapsayan Amerika seyahati izler. Çıktığı yolculuklarla, Avrupa'yı dünyanın sonsuz ekseni olarak görmeyi aşacaktır.
Ayrıca yazdığı kişilerin müsveddelerini, el yazmalarını toplayarak, özel bir koleksiyon yapar. Çünkü O'na göre, bir sanat eseri ortaya çıkmadan önce sanatçının yaşadığı özel duygulanımlar, çabalar ancak bu şekilde bilinebilirdi.
Dünün Dünyası'nda
Ölümünden bir kaç yıl önce kaleme aldığı 'Dünün Dünyası/Bir Avrupalının Anıları' adlı kitabı, yazarın yaşamını, ruh dünyasındaki alt üst oluşları, düşüncelerini, edebiyat hayatını apaçık bir şekilde gözler önüne serer. Kitap 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın ortalarına dek yaşanan zaman dilimini anlatır. Ancak bu, tüm dünyayı derinden etkileyen olaylarla örülü bir zamandır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının yaşandığı dönemde, 'barışçıl bir Avrupa birliği düşünün' nasıl yıkıldığına adım adım tanık oluruz.
Kitapları yakıldı
Tarih 1930'lu yılları gösterdiğinde Nazilerin yakmaya başladığı kitaplar arasında Zweig'ın eserleri de vardır. Naziler 1934 yılında, Stefan Zweig'tan 'savunma' ister, hemen sonrasında evi basılarak, silah araması yapılır. Böylece az bir zaman önce kitaplarının herkesçe okunduğu ve beğenildiği ülkesinden 'bir suçlu gibi' ayrılmak zorunda kalır. Bu süreci Dünün Dünyası kitabında şöyle anlatır: "Eserlerim onları yazdığım dilin ülkesinde, milyonlarca dost okur bulduğu ülkede yakılıp kül oldu. İşte şimdi ben de hiçbir yere ait değilim, her yerde bir yabancıyım ya da olsa olsa bir konuğum, yüreğimin seçtiği, gerçek vatanım dediğim Avrupa, kardeş kavgasında ikinci kez intihar edercesine paramparça olduğunda benim için yitip gitti. Savaşın öncesinde bireysel özgürlüğün en yüksek basamağına çıktım, her biçimini yaşadım, ama savaş sonrasında özgürlüğün, insanlığın yüzyıllardır hiç görmediği ve yaşamadığı kadar dibe vurduğuna tanık oldum, saygı gördüm, aşağılandım, özgürlüğü yaşadım, tutsaklığı tattım, zengin oldum, yoksul düştüm. Son elli neslin yüzyıllardır görmediği ve gelecekteki nesillerin de katlanmak zorunda kalmayacağını umut ettiğim, ilan edilmeksizin patlak veren savaşlar, toplama kampları, işkenceler, kitle soygunları, savunmasız kentlerin bombardımana tutulması gibi tüm vahşilikleri yaşamak zorunda kaldık."
Zweig'ın yaşadığı zamana dair yaptığı şu tespitler günümüz için de bir önsezi gibi; insan değerinin paranın değerinden daha hızla düşmesi, pasaportu olmayan bir insanın yabancı diye dışlanması, insan ruhunu alçaltan uygulamalar, gereksiz bürokrasi, güç ve yağmacılık, iktidar uğruna insanı çiğneyen sistem...
İngiltere'den sonra Brezilya'ya yerleşen Zweig, 22 Şubat 1942'de eşi Lotte ile birlikte intihar eder ve devlet töreniyle Petropolis Mezarlığı'na gömülür. Bıraktığı mektubunda şu satırları yazar: "Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum." Zweig, ardında Amok Koşucusu, Satranç, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Lyon'da Düğün, Değişim Rüzgarları, Bir Kadının 24 Saati adlı kitapların da bulunduğu çok sayıda eser bırakır.