
Yolun kenarından ağır ağır geçen arabalardan bir adam indi. Kalabalığa, "yol verin ben doktorum" dedi. Kalabalık adama baktı manasızca. Adam anladı. Yerde yatan için yapacak bir şey kalmamıştı. Bir an yerde yatanın gövdesinden bir ses duyulur gibi oldu. Herkes korktu. Doktor şakağından vurulmuşa yanaştı. Sessizlik çöktü. Pür dikkatti kalabalık. Soluksuzdu. Bir ses duyuldu yerde yatandan, "çıkarın beni buradan!" Herkes birbirine baktı, "ölünün içinden ses geliyor" dedi biri. "Hayır buradan geliyor" dedi başka biri. Doktor iyice yanaştı yerde yatana. Kulağını göğsüne dayadı. "Çıkarın beni buradan!" dedi yine ses. Doktor çantasından bazı aletler çıkardı. İçlerinden titizlikle neşteri aradı, buldu. Aldı, attı şakağından vurulmuş adamın soluksuz kıllı karnına neşteri. Cansız karnın yarılmasıyla içinden gölgeye benzer bir şeyin çıkması bir oldu, çıktı. Şaşkın ve ürkek bakışlara aldırmadan düşünceli düşünceli oturdu kenara. Doktor doğruldu, elindeki soğuk neşteri tehditkarca sallayıp, "neyin nesisin sen" dedi gölgeye benzer şeye. "Bana..." dedi, "aşk derler. Daha doğrusu bu adamcağızın aşkıyım ben. Bakmayın öyle kara kuru olduğuma, yıllar yılı içinde karşılıksız taşıyıp bu herifçioğlu getirdi beni bu hale…” “Haa” dedi doktor kalabalığa dönüp. Kalabalık dilini yutmuş gibi sessiz bakakaldı öylece.
Doktor tam kalkacaktı ki, adamın karnından "çıkarın beni buradan" diye bir ses duyuldu yine. Elini yarılmış karnın içine daldırıp eciş bücüş bir şey çıkardı doktor. "Sen de kimsin" diye sordu hayretle eciş bücüşe. Zor duyulur bir sesle "açlığım ben…” dedi, "bu adamcağızın açlığı… Doğduğundan beri içindeyim ben. Çok istedi ya, kurtulamadı bir türlü benden", "Allah Allah" dedi doktor başını sallayarak. "Allah Allah… Görülmüş şey değil yahu!" Kalabalık yine sessiz, yine şaşkın, yine ürkek baktı öylece.
Eciş bücüşü tutup aşkın yanına oturttu doktor. "Çıkarın beni buradan" diye bağırdı yine içerden bir ses. Doktor elini daldırıp çıkardı onu da.
Bir şey sormadı bu kez. "Ben..." dedi adamın içinden yeni çıkan, "işsizliğim… Kaçınılmazıyım bu herifçioğlunun. Arada bir kurtulduysa da benden, bırakmadım yakasını hiçbir zaman" Böbürlendi söyledikleriyle işsizlik. Doktor ensesine bir şaplak indirdi. "Geç otur şurda efendice" diye azarladı işsizliği. "Çıkarın beni buradan” diye bir ses daha duyuldu adamın içinden. Doktor artık alışıldık bir iş yapıyormuş gibi rahat çekip çıkardı onu da.
"Eğitimsizliğim ben" dedi rahatça yeni çıkan. “Belli belli” dedi doktor. Sonra sinsi bir hastalık çıktı adamın içinden. "Sen ne arıyorsun orda?" diye sordu doktor hastalığa. "Kambersiz düğün olur mu doktor bey" dedi. Hastalık, "vurulmayaydı alnından, ben dürecektim defterini adamcağızın…", "Öyle ya… Öyle ya…" dedi doktor.
Sonra doktor alnından vurulmuş adamın gövdesinden hayal kırıklığı çıkardı birkaç avuç, şaşkınlıklar çıkardı, kocaman hasretler çıkardı. Pek az sevinç, bir miktar gurur, içe akıtılmış gözyaşları, tarifsiz acılar, beklentiler falan çıkardı. Çıkardıkça çıkardı doktor. Elini adamın gövdesine daldırdıkça bir şeyler çıkarıp diğerlerinin yanına bıraktı doktor.
Yoruldu. Tükendi. Bunaldı doktor. Alnında birikmiş terleri elinin tersiyle silip kenara oturdu doktor. Sessiz kalabalığa baktı. Midesinin yandığını hissetti. Yüzünü ekşitti. "Pekiii..." dedi doktor adamın içinden çıkan yan yana oturmuş şeylere, "bu adamcağızı hangi aptal vurdu, hem de caddenin ortasında, hem de gündüz gözüyle, hem de şakağından… Ha, hangi aptal vurdu bu adamı" Cevap vermedi hiçbiri.
Doktor neşteri fırlatıp attı. Polis geldi az sonra. Şakağından vurulmuş adamı alıp götürdü polis. Adamın gövdesinden çıkanlar sessizce, birer birer, öylece izleyen kalabalığın arasına dalıp, her biri gözüne kestirdiği birinin içine sızıverdi.
Doktor çaresiz, halsiz, bitkin, oturduğu yerde ağlamaya başladı. Ağladı doktor. Ağladı da ağladı. Ama kimseler neden ağladığını anlamadı.