Özgür Gündem Gazetesi’nin Ceylanpınar muhabiri Hüseyin Deniz’in katledilmesinin üzerinde 27 yıl geçti. Katledildiğinde 9 aylık bebek olan kızı Zozan, yaşamı boyunca babasının mücadelesinin gururunu taşıdığını söyledi.

Ceylanpınar’da 27 yıl önce katledilen gazeteci Hüseyin Deniz’in kızı Zozan Deniz, ”Onlar babam ve babam gibi nice hakikat peşinde olan insanı katledince, bitirebileceklerini düşündüler. Fakat unuttukları bir şey var. Biz bir ölür, bin doğarız” dedi.

Yayın hayatına 31 Mayıs 1992’de başlayan, sansür ve engellemelere rağmen aralıklarla yayıncılığa devam eden ve son olarak Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin Ceylanpınar muhabiri Hüseyin Deniz’in katledilişinin üzerinden tam 27 yıl geçti. Gazetenin muhabirlerine ilk saldırı, Amed Muhabiri Hafız Akdemir ve Gercüş Muhabiri Yahya Orhan’ın katledilmesi oldu. Sonra Amed Muhabiri Burhan Karadeniz uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanırken Ceylanpınar Muhabiri Hüseyin Deniz, 9 Ağustos 1992’de ilçedeki evinden işyerine giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Deniz, 10 Ağustos günü kaldırıldığı Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde şehit düştü.

Duvardaki fotoğraflardan

Deniz katledildiğinde 9 aylık bebek olan Zozan, babasını sadece duvara asılı fotoğraflarından tanıyor. Şimdi biri 6, diğeri 2 yaşında iki çocuğu olan Zozan, yaşamı boyunca babasının mücadelesinin gururunu taşıdığını ve aynı şekilde babasına özleminin günden güne arttığını dile getirdi. Zozan, babasının katledilmesine ilişkin açılan davaya ilişkin ise gün ortası ve yüzlerce tanığın gözleri önünde işlenen bir cinayetin aradan 27 yıl geçmiş olmasına rağmen açığa çıkarılmamış olmasına dikkat çekti.

Tek sanığa tahliye

 Davaya ilişkin konuşan Deniz, iki yıl faili meçhul kaldıktan sonra 1994’te cinayette kullanılan silahın Hizbullah mensubu Mehmet Şah Bakır’ın üzerinde yakalandığını ifade etti. Söz konusu şahıs üzerinde yakalanan Makarov marka silahın 12 ayrı cinayetin işlenmesinde kullanıldığını, şahsın ise bu cinayetlerden sorumlu tutularak müebbet hapis cezasıyla yargılandığını belirten Deniz, ”Sanığın 2001 yılında aldığı müebbet hapis cezası, Yargıtay tarafından 2 Temmuz 2002’de bozuldu. Yeniden yargılama yapan Diyarbakır’daki Ağır Ceza Mahkemesi 2 Kasım 2004’te Bakır’ı tahliye etti” dedi.

Hakikati öldüremezsiniz

 ”Onlar istedikleri gibi bu katliamlara ‘faili meçhul cinayetler’ demeye devam etsinler. Biz faillerin kimler olduğunu, onları koruyanların da en az onlar kadar suçlu ve suça ortak olduklarını çok iyi biliyoruz” diyen Deniz, şöyle devam etti: ”Onlar babam ve babam gibi nice hakikat peşinde olan insanı katledince, onları bitirebileceklerini düşündüler. Fakat unuttukları bir şey var; biz bir ölür, bin doğarız. Babamın bedenini gömdük belki ama onun düşüncelerini dört dal, altı fidan olarak devam ettirdik. Çocukları ve torunları kanımızın son damlasına kadar bu davadan vazgeçmeyeceğiz, hepsi adına söz veriyorum. Anıları her daim mücadelemize ışık tutup yol gösterecektir. Başta babam Hüseyin Deniz olmak üzere tüm devrim şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum.”

Yazar ve muhabirdi

 Mardin’in Nusaybin ilçesi Sitilîlê köyünde 1956’da dünyaya gelen Hüseyin Deniz, 1975’ten sonra Urfa’nın Siverek ilçesi ve Nusaybin’de öğretmenlik yaptı. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin başlamasının ardından 5 buçuk yıl Diyarbakır Cezaevi’nde kalan Deniz, burada başladığı Kürt dili ve folkloru çalışmalarını dışarıda da devam ettirdi. Kürt atasözlerinden oluşan ”Gotinên Pêşiyên Kurdan” adlı kitabı 1991 yılında yayınlandı. Evli ve 4 çocuk babası olan Deniz, Uluslararası Yazarlar Birliği PEN üyesiydi. Yeni Ülke, Cumhuriyet, 2000’e Doğru, Welat başta olmak üzere birçok gazete ve dergide yazıları çıkan Deniz, Özgür Gündem’in yayın hayatına başlamasının ardından Ceylanpınar Muhabirliğine başlarken, gazetenin forum köşesinde de yazı yazıyordu.

Deniz ve dayısı Musa Anter 

 Dayısı ve çalışma arkadaşı olan Apê Musa (Musa Anter), Hüseyin Deniz’in katledilmesinin ardından 13 Ağustos 1992 tarihli Özgür Gündem gazetesindeki köşesinde şöyle yazmıştı: ”Evet ‘can’ Hüseyin öldü. Ama Hüseyin’in öldürülmesine seyirci kalan devlet, işkenceciler, onursuz köy korucuları ve de satılmış kontr-gerilla ölülerine şehit diyorlar. Lanet olsun, o adamlar kutsal şehitliği rezil ettiler. Onun için ben Hüseyin bunlara karışmasın diye ‘öldü’ dedim. Aslında bizim Hüseyin, Kerbela şehidi Hüseyin’den aşağı değildir. Oğlum Hüseyin ben sana öldün diyemiyorum. Ölümün bana o kadar ağır geliyor ki sanki öldü desem seni ben öldürmüşüm gibi geliyor bana ama üzülme yavrum ‘Ez xale te me’. Sağ kaldığım müddetçe senin de yerine yazarım. Yok eğer beni de öldürürlerse sana kavuşurum ki bu kavuşma en güzel kavuşma olur.”

Musa Anter de Deniz’in katledilmesinden bir ay sonra Amed kent merkezinde, şimdi AKP Milletvekili olan Orhan Miroğlu’nun da dahlinin olduğu bir suikast sonucu katledildi.

URFA

 
 

20 gündür cenazesi verilmiyor

PERVİN YERLİKAYA / FRANKFURT

Amed’in Bağlar ilçesinde bir eve yapılan baskın sırasında katledilen Mücahit Yılmaz’ın (27) cenazesi teşhis edilmesine rağmen 20 gündür ailesine verilmiyor. Daha önce cezaevinde kaldığı için parmak izinden kimlik teşhisi yapılan Yılmaz’ın cenazesi ”DNA testi çıkmadı” bahanesiyle bekletiliyor.

DNA testini gerekçe yaparak cenazeleri rehin alan, bu süreci bir işkenceye dönüştüren Türk devleti, ailelerin acılarını da katmerleştiriyor. Amed’in Bağlar ilçesi Karacadağ Caddesi üzerinde bulunan bir apartmanın 3. katına 21 Temmuz sabahı gerçekleştirilen ev baskınında katledilen Mücahit Yılmaz’ın cenazesi de teşhis edilmesine rağmen ailesine verilmiyor. Oğlunun cenazesini almak için Amed’de bulunan Baba Abdülkadir Yılmaz gazetemize konuştu. Yılmaz, ”Oğlumun cenazesini teşhis ettim, ancak DNA testinin sonucu çıkmadan verilmeyeceği belirtiliyor” dedi.

Teşhis etmesine rağmen

Görgü tanıkların ifadeleri ve evdeki bulgular Mücahit Yılmaz’ın infaz edildiğini gösteriyordu. Baba Yılmaz, oğlunun cenazesine ilişkin şu bilgileri paylaştı: ”Teşhiste oğlumun sadece yüzünü görebildim, vücudunu görmedim. Alnında dikiş izi vardı. Sorduğumda bana bunun otopsi için olduğu söylendi. Oğlum tanınır haldeydi, teşhis edebildim” dedi. Teşhise rağmen DNA testi için kan örneği verdiklerini söyleyen Yılmaz, ”Ben ve eşim kan örneği verdik” diye belirtti.

Parmak izinden

Oğlunun daha önce cezaevinde kaldığını belirterek, parmak izinden kimlik tespiti yapıldığı halde DNA testi istendiğini söyleyen Yılmaz, ”Oğlum 2011, 2012 gibi cezaevine girdi, Tekirdağ Cezaevi’nde 5 yıldan fazla kaldı. Bu nedenle parmak izi var. Onlar da Mücahit olduğunu biliyor ama yine de cenazemizi bekletiyorlar” dedi.

Her gün cenazesini bekliyor

Mardin merkezde yaşayan ve oğlunun cenazesini alabilmek için iki haftayı aşkın süredir Amed’de bulunan Yılmaz, şunları aktardı: ”Oğlumun cenazesi Diyarbakır Araştırma Hastanesi morgunda tutuluyor. Her gün cenazemizi sormak için gidiyorum. En son Çarşamba (7 Ağustos) günü savcılık katibine gittim. Yine vermediler. Bana ‘DNA testi çıkarsa sizi çağırırız’ dediler.”

Cenazelere özel uygulama

Oğlunun cenazesine yapılan zulmün son bulmasını isteyen baba Yılmaz, ”Oğlumun parmak izinden kimliği teşhis edilmiş, biz de onu tanıdık, buna rağmen cenazenin verilmemesi özel bir uygulamadır. Bu uygulama özellikle Amed, Dersim ve Malatya’da son dönemde yapılan özel bir uygulamadır. Cenazelerimiz özellikle geç veriliyor” dedi.

 
 

DBP yeniden yapılanıyor

DBP, ”misyon ve yeniden yapılanma” gündemiyle gerçekleştirdiği MYK toplantısında, partinin mevcut il ve ilçe örgütlerini feshederek, tüm kadrolarını demokratik siyaset kurumlarına ve toplumun örgütlenmesine dahil edilmesi kararı aldı.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) 5 Ağustos’ta gerçekleştirdiği Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının sonuçlarına ilişkin yazılı açıklama yayınladı. Yeniden yapılanmaya ilişkin şu kararlar alındı: “Partimiz DBP bu tarihsel siyasi sürece denk düşecek bir misyonla yeniden yapılandırma tartışmalarını yerel, bölge ve merkez yürütme kurulu toplantılarıyla yürütmüştür. Bu tartışma ve kararlaşmalar ekseninde faşizme karşı demokratik siyasetin örgütlenmesinde Türkiye’de partimizin mevcut il ve ilçe örgütlerini feshederek tüm kadrolarını demokratik siyaset kurumlarının ve demokratik toplumun örgütlenmesine dahil edilmesini kararlaştırmıştır. Faşizme karşı örgütlenme, demokratik ve toplumsal siyaseti güçlendirmeyi ve büyütmeyi temel görevimiz olarak görmekteyiz. Yine Kürdistan’da ihtiyaç dahilinde (Amed, Mardin, Van, Antep) il ve ilçelerde demokratik siyasetin ve demokratik toplumun inşasında eğitim misyonumuzu temel çalışma alanı haline getirmeyi hedeflemekteyiz. Halkımızla buluşmayı temel örgütlenme seferberliği içinde yer alarak eğitim çalışmalarını gerçekleştireceğiz.”

AMED


 

Mezarlık ziyareti ve cenaze namazı da yasaklandı

15 Ağustos paniği

Şırnak Valiliği, 15 Ağustos Atılımı’nın 35. yıl dönümünü gerekçe göstererek, mezarlık anması ve kitlesel cenaze namazı dahi olmak üzere tüm eylem ve etkinlikleri 15 günlüğüne yasakladı.

Şırnak Valiliği, kent merkezi ve bağlı ilçelerindeki tüm eylem ve etkinlikleri 15 Ağustos’tan kaynaklı yasakladığını duyurdu. Valiliğin resmi internet sitesinde yer alan duyuruda, yasaklanan eylem/etkinlikler arasında mezarlık ziyareti ve kitlesel cenaze namazının bulunması ise dikkat çekti.

 Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ”Kamu kurumlarının, kamuya yararlı derneklerin, üniversitenin ve herhalde valilik ve kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler hariç olmak üzere, 08.08.2019 tarihinden itibaren 15 (onbeş) gün süre ile yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda yapılması muhtemel her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, miting, çadır kurma, imza kampanyası, stant açma, oturma eylemi, mezar başı anma, kitlesel cenaze namazı vb. etkinliklerin Şırnak il merkezimiz ve ilçeler dahil olmak üzere, tüm il sınırları içerisinde yasaklanmıştır.”