Atilla Keskin, "bir yazı yazsana" dedi, bana.
Ne yazayım, ben. Onlar arkadaşlarımdı.
Deniz ile kaç-kovalamaca günlerinde, en son görüşen ve söylediklerini yazanlardanım. Yusuf’la, kaçak günlerinde Taşova’nın yoksul bir dağ köyünde, aynı döşeği paylaşan.
Onları hiç unutmadım ki. Kimsecik kalemini oynatmazken, idamlarının dördüncü yılında, Nihat Behram'la paralel, ilk defa hikayelerini gazetede yazı dizisi yapan, sonra kitaplaştıran benim.
Onlar idamın eşiğindeyken, babaları yapayalnız kurtarma umuduyla çırpınıyordu. Yanlarında ne bir örgüt ne de duru suları fışkırtanlar vardı. Altan Öymen, ANKA ajansının kapısını, mekan olarak açtı onlara. Sabahtan geceye uzanan beraberliğimiz böyle başladı. Üç babayı, idamın tartışıldığı parlamentoya sokan, sonra Demirel’in adamlarınca ihbar üzerine, polisçe birer suçlu gibi yakalanıp görülmelerini seyreden de benim.
Bugünkü AKP’nin zihniyeti, dünya görüşü ve kitle tabanı iktidar, bir kere daha korku günleri, Süleyman Demirel "idam isterizci" dinci milliyetçilerin koro şefiydi. Bugün, üç gencecik insanı, hak etmedikleri hükümle öldüren bu kafayı, AKP temsil ediyor.
Ne yazayım ben: Onlar pusuculuk, yalan, dolan üstüne kurulu bir yaşama biçimin hüküm sürdüğü topraklarda, alışılmışın dışında birer düellocuydu. Öldürüleceklerini bile bile baş eğmeyen, bel bükmeyen…
Galiba en çok, uğrunda yola çıktıkları emekçilerin tutumu öldürürdü onları. Gemerek'te Deniz ve Yusuf'u çembere alanlar onlardı.
O zaman başını kaldırıp bakmayan "işçi sınıfı"nın mahalleleri, bugün AKP’nin oy deposu. Ölüme giderken, "yaşasın" diye haykırdıkları Kürtler, tek başlarına insanlık mücadelesi veriyor, Gemerek'te, onların arkasından dönen kafa, Kürtleri linç etmeye çıkıyorlar.
Ne değişti ki, yazayım ben…
***
Gelelim başlıktaki "Kürt İslam Konferansı"na:
Kalın çizgilerle özetlersek eğer, çok geç kalınmış bir Kürt hareketi, bu. Bu mesele, çok önce yere yatırılmalı, İslam ekseninde döndürülen, dini kullanan, ancak bütün dinlerin dışı zulmün, yalan, dolan çarkı Kürtlere açılmalı, gösterilmeliydi.
Özetlersek, TC İslam ekseni üzerinde kuruldu. Yaşamak için, İslam dinine geçmiş Rum'u, Ermenisi, Boşnak, Sırp, Bulgar, Gürcü'süyle göçmen ya da yerleşik bütün halklar, ırçılık afyonu tornasında, "Orta Asya'dan kopup gelmiş, saf kan Türk" kabul edildi. Bununla İslam postundan ırk ve azgın bir ırkçılık, Erdoğan’ın pek sevdiği deyimle, "millet" yaratıldı.
Çoğunluğu İslam dininden, ama kendini inkar etmeyerek, "ben benim, ana yurdum, soyum belli ve Türk değilim" diyen Kürtler, bunların karşısına nişangaha oturtulmuş düşman olarak çıkarıldı. Irkçılık söz konusu ise Kürtler, "din kardeşi" değildi. En vahşi örneği Zilan, Dêrsim, sonra 1990’lar olan soykırımı hak eden, malları, ırzları helal…
Bugün de yaşadığımız üzere, bütün Ortadoğu'nun dar çemberinde olduğu gibi din, inancın yaşama biçimi olmaktan çıkarılmış, devlet zulmünün hizmetine sokulmuştu. "Ben devletim" olanlar, kendi İslamlarını üretip, işlerine geldiği gibi kullandılar, kullanıyorlar.
Daha dün, Müslüman Kürtlere karşı, "İslamın en hası" diye kiralık Kürtlerden "Hizbullah"ı örgütleyip, acımasızca saldırdılar. Hizbullah'ın ardılları, bugün rejimin, "Kürt" adıyla öne sürdüğü, sivil siyasetin, pamuklar içinde al bebek, gül bebek himaye gören, yan destek kıtalarıdır. AKP’ye yandaş, Rojava Kürtlerine karşı da, El Kaide'ye tetikçi devşiren…
Katiller, haraççılar, dolandırıcılar, yalancılar ve "kan" diye histerik naralar atan ırkçılar Kürtlerin karşısına, "İslam" jargonuyla çıktılar. Beslendiler. Oylarını aldılar. Sonra İslam adına zulümkar kesildiler.
Oysa Kürtlerin İslamı, Ortadoğu’da da örneğine rastlanmayan biçimde, farklıdır. Zalimin zulüm kılıcı, dolandırma aracı değil, insanidir Kürtlerin İslam anlayışı. Çünkü, kadim kültürlerini İslam'a montelenmişlerdir. Onlarda olmayanıyla, toprakla göz yüzü arasında kalan her şey, ışık, su, toprağın nimetleri bütün canlılar kutsaldır.
Bu açıdan AKP ve Fethullah teşkilatının "tekçi" Kemalist İslamı başka, Kürtlerin insancı İslamı başkadır. Kürtlerin Sünni İslamı, bunların tekeline, rejim memuru imamların ağzına terk edilemeyecek kadar kutsaldır.
Ancak, Sünnilik kadar Alevilik ve Edizilikle başka inançlar, Kürdistan'ın gerçeği, "yerle gök arasında kalan tüm varlıkları kutsal" değer olarak gören yaşama biçimi de bütün bunların hepsini kucaklayandır. İsimlendirirsek Alevi, Ezidi, Müslüman Kürtlerin ortak kutsalı, inançta ortak paydadır
Kürdistan’da, her inancın karışanı, yön veren, talim edeni olmadan kendi evinde özgürce yaşaması, insanlığa erişmedir. İslam'ın yalancılar, dolandırıcıların elinden kurtulması ise elzem.
Ancak, Kürdistan gerçeği penceresinden bakıldığında, yine de tarihi toplantının adı, "Kürdistan Dinler Konferansı" olmalıydı.
Denizler ve Kürdistan İslam Konferansı
Denizlerin bir idam yıldönümü daha geride kaldı. Durulmuş sular zamanı, ana damarı Kemalist, ama kendini solcu sananlar da Denizci…