Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idamlarının 40. yılı dolayısıyla birçok yerde ve 6 Mayıs 2012’de Karşıyaka mezarlığında anılacak. TV’lerde birçok programlar yapılacak. Sağ eğilimli hukukçular bile o günkü hukuk terazisine vurulsa, en fazla 15 sene hapis cezası verilebileceğini itiraf ediyorlar ama Denizler 12 Mart ve Demirel çetesinin işbirliğiyle idam edildi. Çünkü verilen karar çoğu zamanki gibi hukuki değil siyasiydi. NATO-CIA uşağı olan 12 Mart faşist darbesinin paşaları öyle emretmişlerdi. Bugün “Askeri darbelere karşı demokrasi havarisi kesilenler”in çoğu 1972’de Denizler, 1980’de Erdal Eren yaşı büyütülerek asılırken neredeydiler? Darbecilerin arkasında değil mi?
Faşist darbecilerin başı-genelkurmay başkanı Mehduh Tağmaç açıkça “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı, bunu durdurmak gerekir” demişti. Faşist darbeciler, uşağı oldukları yerli-yabancı sermayedarlar ve emperyalistler adına haksız sayılmazlardı. Halkın uyanışı sadece ekonomik gelişmeyi değil, o güne kadar toplumsal özgürlüğe, gelişmeye vurulmuş tüm zincirleri kırıyor ve tüm duvarları-bariyerleri aşıyordu. Kürdistan ve Türkiye halkları geçmişte görülmemiş ölçüde ve yaygınlıkta özgürlüğe koşuyorlardı. Sadece aydınlar-gençler değil, işçi sınıfı başta olmak üzere tüm ezilenler, tüm toplum hareketlenmişti. İşçilerin fabrika işgalleri, topraksız köylülerin toprak işgalleri, öğrencilerin üniversite işgalleri birbirini izliyordu. 15-16 Haziran 1970’de büyük işçi direnişi İstanbul’u iki gün bütün karakollarıyla, kaymakamlık-valilik binalarıyla teslim almıştı. Bunun üzerine ilan edilen sıkıyönetimden günler sonra işçi eylemleri bastırılabilmişti. Denizler ODTÜ kampusunda kalıyorlar ama başbakan Demirel, TBMM ve başbakanlığa 10 Km. mesafedeki ODTÜ’nün önünden bile geçemiyordu. Kürdistan “Doğu mitingleri”yle ayağa kalkıyordu. Dünyada şiddetle esen 68 rüzgarıyla daha da yükselen devrimci dalga egemenlerin dizlerini titretiyordu.
Uyanış sadece egemenlerin dünyasını sarsmadı. O vakte kadar egemen olan geleneksel “solculuğu ve Kürtçülüğü” de sarstı ve ürküttü. En genel olarak “emperyalizme, yerli ortaklarına-işbirlikçilerine ve feodalizme” karşı verilen “bağımsızlık-demokrasi-sosyalizm” mücadelesi eski liderleri-örgütleri pasifistlikle-oportünistlikle suçluyor, alışılmışın dışında ilk defa silahlı mücadeleyi de gündeme getiriyor ve halk savaşını savunuyordu. Bu nedenle legal sol örgütler yerine illegal örgütlenmeyi-silahlı mücadeleyi savunan THKO, THKP(C) ve TKP/ML-TİKKO gibi örgütler kurulmuştu. Geleneksel sol ve Kürtçülük bu dalgaya şaşkınlıkla, kuşkuyla baktı. O güne kadar kabaca bir çatı altında gibi görünen “solculuk ve Kürtçülük” hareketleri başka birçok sınıfsal nedenle birlikte esasen mücadele ve örgüt biçiminde öne çıkan ayrılıklarla gene kabaca ikiye bölündü. Bu ayrım uzun yıllar sola damgasını vurdu. Bugün hala daha da izleri sürüyor.
Yükselen devrimci dalga sonucu egemenler sırça köşklerinde uyuyamaz olmuşlardı. Korku dağları bekliyordu. Bu dalga ne pahasına olursa olsun bastırılmalıydı. İşte 12 Mart faşist darbesi bu nedenle yapıldı. Özgürlük ve demokrasi adına ne varsa ezilmek istendi. Bu nedenle acımasızca işkenceler, hukuksuz idamlar, yargısız infazlarla devrimci önderler imha edildi. İmha ile de kalınmadı, unutturulmak istendi. Ama toplum ne idamcı cani faşistleri ne de Denizleri, Mahirleri, İboları unutabilir.
Bugün aradan kırk sene geçmesine rağmen bu devrimciler sadece hayatta olan eski yoldaşları tarafından değil, onların ölümünden 20-25 sene sonra doğmuş gençler tarafından da kitlesel olarak anılıyor-anılacak. Hala çocuklara Deniz, Mahir, Ulaş, Sinan isimleri veriliyor. Dünün hukuk katili idamcı canilerinin devamı olan bugünkü savcılar ise Denizleri, Mahirleri anma toplantısı yapanları, İbo için şarkı söyleyenleri “terör örgütü üyesi” diye tutuklayıp ağır hapis cezası istiyorlar. Denizleri, Mahirleri, İboları, Sinanları, Ulaşları katlettiler ama yetmedi. Onları toplumsal tarihimizden ve hafızamızdan ebediyen silmek istiyorlar. Çünkü Denizlerin son nefeslerinde yaptıkları çağrı bugün ete kemiğe bürünmüş ve güncel olarak daha da önemli hale gelmiştir:
“Yaşasın Marksizm’in, Leninizm’in yüce ideolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt haklarının bağımsızlık mücadelesi!”
Hatice Alankuşlardan, Denizlerden, Mahirlerden, Kemal Pirlere, Mazlumlara, Hayrilere, Mahsumlara, Berivanlara, Semalara gelen ve bugün milyonların elinde yükselen özgürlük bayrağı budur.
Her gün özgürlük uğruna meydanlara akan yüz binler, milyonlar bu bayrağı taşıyorlar.
1 Mayıs 2012’de bu çağrıya özgürlük isteyen her insan alanlarda cevap vermelidir.
DENİZLERE BİN SELAM!
Denizleri anıyoruz