Marmara depreminden bu yana yaşanan en şiddetli depremin acısı içindeyiz. Wan halkı bir yandan enkaz altında kalan yakınlarını çıkarmaya çalışıyor bir yandan da soğuktan donmamak için bir çadır diye feryat ediyor. Depremden sağ kurtulanlar şimdi de soğuktan ve açlıktan ölmemek için mücadele ediyorlar. Wanlı küçük çocuk titreyerek “Depremden kurtulduk ama galiba soğuktan öleceğiz” diyordu. Titreyen o küçük çocuğun sesi değil devletin temelleriydi. Titreyen bin yıllık kardeşlik nutukları çekenlerin dizleriydi.
Devletin vatandaşlarına Türk de olsa insan değeri vermediği, Marmara depremi ve diğer doğal afetlerde de bir çok aksaklığın olduğu doğrudur. Ama Wan depremi sonrası gördüğümüz manzara ve devlet resmi herhalde ilk defa görülmüştür.
Wan depreminden sonra ayrımcılık ve Kürt düşmanlığı bariz olarak görülmüştür.
Başbakan, devlet ve valileri bölgeyi kendilerinden yüz kere iyi bilen belediye başkanlarını ve muhtarları devre dışı bırakmışlardır. Dertlerinin halkı değil yandaşları kurtarma olduğu açığa çıkmıştır. Böylece bir tek çadır diye inleyen ailelerin yanında villasına iki Kızılay çadırı kuran yandaş müteahhitler görülmüştür.
Halk bu kadar yardıma muhtaçken yardım teklifinde bulunan devletlerin istekleri geri çevrilmiştir. Bunun bir tek makul gerekçesi var mı?
AKP ve devlet çizgisinde birleşen medyanın manzaraları da halkı çileden çıkarmıştır. “Deprem doğuda Van’da da olsa üzüldük” ya da “Devletin askerini polisini kuş gibi avlayın, sonra da devletten yardım isteyin, haddinizi bilin” diye bilinç altını iğrenççe kusan baylar-bayanlar hala görevine devam etmektedirler. Sosyal medyadaki ipini koparmışların küfür ve hakaretleri ise devletin ektiği tohumların acı ve ibret verici meyveleridir.
Sorun burada da kalmamış yurtdışında derneklerde deprem ile ilgili yardımlaşma toplantıları yapan Kürdistanlılara faşist güruhlar saldırmıştır. Aynı anda ve değişik şehirlerde yapılan saldırıların tek merkezden yönetilen organize bir saldırı olduğu açıktır. Bu merkez nerededir, nedir, kime bağlıdır?
Bütün bunlar olurken ordunun bombalama polisin ise tutuklama operasyonları hızla sürdürülmüştür. Halen de sürmektedir. Wanlı kardeşimiz “İnsan öldürmek için ençok parayı verenler insan kurtarmak için bir kuruş harcamıyor” diyerek isyan etmektedir. Fethullahçı medyada “PKK’lilerin sonu da Kaddafi gibi olacak” diye salyalarını dökenler bayram etmiştir.
Hepsini bir araya getirirsek şunu söyleyebiliriz:
Depremde enkaz altında kalan yoksul insanlar canlarını kaybetti. Ama onların acılarını yaşamasına bile fırsat tanımak istemeyen devlet ve yetkililer insanlığını kaybetti. Enkazın altında kalan ve oradan hiç çıkamayacak olan onlardır. Korkarım ki Wan’da kırılan sadece deprem fay hattı olmadı. Esas kırılan-yıkılan halkların kardeşlik köprüsü oldu. Artık halk olası her türlü felakete karşı kendi yardımlaşma-kurtarma örgütlenmelerini de yapmak zorundadır. Wan depremzedelerine içi kan ağlayarak yardımcı olmaya çalışan Türk ve başka halklardan insanların çabaları devletin-egemenlerin çirkinliklerini affettiremiyor.
Depremzede insanlarımıza bir çadır daha, bir battaniye ve bir lokma daha göndermek için uğraşırken gücümüz daha fazlasına yetmiyor. Geriye ne yazık ki bir devlet klasiği kalıyor:
“Takdiri ilahidir, yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, kalanlara başsağlığı ve acil şifalar diliyoruz.”