Toplumda ruhsal travmaya yol açan olaylar oldukça yaygındır. Araştırmalar her iki kişiden birinin bu tür olaylarla hayatında en az bir kere karşılaştığını gösteriyor. Ruhsal travmayla karşılaşma şansı herkes için eşit değildir. Kişiyi çok korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik duyguları yaratan olayların uzun süren ruhsal travmalara yol açtığı biliniyor.

Hayatın normal akışında yaşanan her olaya travma diyemeyiz. Travma aslında yaşanan olaya verdiğiminiz tepki ve bununla başa çıkma durumunda yaşanan uyumsuzluk sonucu ortaya çıkmaktadır. Deprem de bu yaşanan olayların sonrasında verdiğimiz tepkinin şiddetini, sürekliliğini ve psikolojik ruh sağlığımızı etkiliyor. Bu tepkiler flahsback (Geriye Dönüş) olarak karşımıza çıkar. Deprem anını tekrar tekrar yaşama, o anın görüntülerini gözönüne getirme, hatırlama travma sonrası ruh halimizi etkiler. Bu flachbacklar, yaşadığımız olayın şiddeti ve etkisiyle alakalıdır. Biraz daha basit bir dille ifade edersek; normal bir insanın deprem anında yaşadığı olayın şiddeti ve o andan çıkamaması ve bunu deprem sonrası sıklıkla yaşaması, örneğin binalara girememe, hafif sarsıntıda, travmanın tetiklemesi ve en önemlisi deprem anını sürekli olarak yaşaması olarak özetlenebilir.

Eğer ki deprem veyahut başka bir doğal afetten sonra ebeveyn soğukkanlıysa aileye sosyal destek varsa, çocuk bu travmayı daha kolay atlatabilir. Yani ilk başlarda ebeveynler çocuklara sahip çıkıyor ve çocuklar geçici bir destek almış oluyor. Ama asıl tehlike, olaydan 3-4 ay sonra çocuklar gerçekle yüzleşmeye başladığında ortaya çıkıyor. Genellikle 10 yaş altı çocuklar doğal afetlerden sonra ailelerindeki kendinden büyük bireyleri rol model almaktadır. Sosyal destek zayıflamaya başladığında çocuklar kendilerini yalnız hissetmeye başlıyor ve 2. ve 3. travmalar oluşuyor. Bundan dolayı sosyal destekler doğal afetten en az iki yıl sonraya kadar sürmelidir.

Travma sonrası stres bozukluğu da “yeniden yaşantılama” belirtilerinin tedavisinde duyarsızlaştırmaya yönelik müdahaleler ön plandadır. Başka araştırmalarla desteklenmesi durumunda, “kişisel gücün artırılmasına”(kendilik ve gelecek algısına) yönelik müdahaleler, travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde farklı bir seçenek olarak gündeme gelebilir. Savaş ya da doğal afet gibi toplumsal travmaya neden olan olaylarda barınma, eğitim, güvenlik gibi sosyal gereksinimlerin derhal karşılanmasının ve bireylere “çaresiz ve yalnız olmadıklarının” hissettirilmesinin, travmaya bağlı ruhsal hastalıklar ve özellikle de travma sonrası stres bozukluğunun gelişiminin önlenmesinde önemli olabileceği düşünülmektedir. Tabi bu tanımın alt başlıkları biraz daha arttırılabilir. Söz konusu olay yaşamımızın bir rutini değilse ilk defa karşılaştığımız bir durum ise yaşantımızdaki etkisi yüksektir. Bu durumda yaşanılan tepkiler normal karşılanabilir. Ancak etki süresi uzun ve buna bağlı olarak yaşam rutinine dönüş mümkün değilse mutlaka psikolojik destek alınmalıdır.

Toplumumuzda travmaya sebep olacak birçok olay mevcuttur. Hele ki bu toplum Kürt toplumu ise Kürtlerin hayatında travmaların yaşamın parçası haline geldiği görülecektir. Kürt toplumu travmalarla yaşamayı öğrenmiştir ve bu travmalarla ömrünün sonuna kadar yaşamaktadır. Bir Kürt kenti olan Elazîz Depremi olduğunda yaşanılan travma sonrası stres bozukluğu gerek yetişkinler, gerekse çocuklarda etki bırakmaktadır. Bu doğal afet travmalarına Kürtler pek alışık değildir. Kürtler genellikle insan eliyle kendilerine yapılanlar sonucunda oluşan travmalara daha çok alışıktır. Bu doğal afet travmalarının etkisi ve şiddeti Kürtlerin tecrübesizliğiyle birleştiğinde ruhsal etkilenme de o boyutta derinleşebiliyor.

Depremin psikolojik etkisini açıklamaya çalışırken Elazîz Depremi Kürt coğrafyası üzerinde yeni travmalara sebep olmuştur. Bu doğa olaylarında travmayı azaltmak için olaydan sonra rehabilite ve sosyal destek çalışmaları yapılmalıdır. Söz konusu sosyal destek çalışmaları Kürt halkı için düşünüldüğünde ve sosyal destek faaliyetlerinin de devlet eliyle yürütülmesi gerektiğinden bu durumda devletin empatiyle olaya yaklaşması yani acıyı kendi acısıymış gibi duruma müdahale etmesini beklemek elbette imkansız gibi görünmektedir. Elbette deprem Kürtlerin alışık olmadığı bir durumdur. Kürt halkının yaşanan deprem neticesinde oluşan travmaları atlatabilmesi için sosyal yönünü çalıştırması, dayanışmayı ve kendi kültüründe olan yardımlaşmayı açığa çıkarması gerekmektedir. Yaşanılan her acıyı kendi acısıymış gibi benimsemeli hele ki bu bir Kürt coğrafyası ise Elezîz’deki deprem Rojhilat’taki bir Kürt’ün yüreğini sızlatmalıdır. Yaşanan bu travmanın anlatılabilmesi için Elezîz halkı kendini yalnız hissetmemeli ve önemsendiğini fark etmelidir. Deprem sonrası ortaya çıkacak psikolojik tepkileri anlamak çok önemlidir ve buna doğru müdahale edilmelidir.

* Psikolojik danışman