DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in açlık grevi 99. gününe girerken Prof. Sibel Perçinel, şu aşamadan sonra büyük risklerin olduğuna dikkat çekti. Perçinel, ciddi sağlık sorunları oluşmadan gerekli adımların derhal atılması gerektiğini vurguladı.
Ankara Üniversitesi Patoloji Bölümü’nden ihraç edilen Prof. Dr. Sibel Perçinel, öncelikle açlık grevi ve ölüm orucunun birbirinden ayırt edilmesi gerektiğine işaret etti. Prof. Perçinel, “Açlık grevini yapan kişiler tuz, su, şeker, B1 vitamini almak durumunda. Cezaevlerinde bunların ne kadar alınıp alınmadığını, ne kadarına izin verilip verilmediğini bilmiyoruz. B1 vitamininde alınan miktar, açlık grevinin ilk başından itibaren çok önemlidir. Özellikle beynin hasar almaması gerekiyor. Nöroloji anlamda B1 vitamini çok önemli bir vitamin. Birçok cezaevinde B1 vitaminin verilmediğini biliyoruz. B1 vitaminin verilmemesi beyinde ve vücutta kalıcı hasarları meydana getirebilir” dedi.
Ciddi sorunlarla karşı karşıya
Yaşı ilerleyen ve açlık grevinde olan kişilerde, yaşa dönük kronik hastalıkların; kronik hastalığı olup da açlık grevinde olanların kronik hastalıklarında değişken faktörlerin meydana gelebileceğini kaydeden Prof. Perçinel, “Kronik hastalıklar ileriki zamanlarda ciddi sorunlar halini almaya başlıyor. Leyla Güven’in durumunda olduğu gibi sağlık durumlarında çok kritik durumlara gelmiş olabiliyor. Açlık grevinden birkaç gün sonra vücut karbonhidrat ve yağ yakmaya başlıyor. Leyla Güven yaşından kaynaklı ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya. Şu an Leyla Güven sıvı almada, ışığa karşı hassaslaşma, karbonhidrat yakma sıkıntıları yaşamaya başladı. Leyla Güven nöropsikolojik anlamda açlık grevi sürecini korumaya çalışıyor” diye konuştu.
Kanamalar meydana gelir
Leyla Güven’in eylemin 99. gününde olmasından kaynaklı vücudun daha da hassaslaşma dönemine girdiğini ifade eden Prof. Perçinel, Leyla Güven’de kas yakma sorununun görülmeye başlandığını, bunun da çok ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. Prof. Perçinel, “Kas ağrıları beynin hasar görmesine neden olur. Beynin hasar görmesi çok ciddi sorunlara neden olabilir. Belli bir zamandan sonra bağışıklık sistemi düştüğü için vücut enfeksiyon kapmaya müsaittir. İlerleyen süreçlerde enfeksiyon almaya başlayan vücutta kanamalar meydana gelebilir. Kanamalar sonucu vücut bunu kaldıramayabilir. Leyla Güven 97’nci gününde. Bu günlere kritik aşama olarak bakmalıyız” ifadelerini kullandı.
Hekim seçme hakkı
Prof. Perçinel, açlık grevinde olanları yaşatmak için seslerine ses verilmesi gerektiğini dile getirerek, açlık grevinde olan tutsakların bağımsız hekim seçme haklarının olduğunu da hatırlattı. Prof. Perçinel, “Açlık grevini sürdüren kişinin hekim seçme hakkı vardır. Seçtiği hekimle güven içerisinde bu ilişkiyi sürdürebilir. Bu anlamda kimseden izin almak gerekmiyor. Bu hak, lütuf olarak alınmamalıdır” dedi.
Dr. Zeki Gül: Heyetler oluşturulmalı
Devam eden açlık grevlerini değerlendiren Doktor Zeki Gül, bağımsız heyetlerin oluşturulduğu süreçlerde kötü sonuçların olmadığını vurgulayarak, "Bağımsız heyetler ertelenemez bir gerekliliktir. Çünkü bir güven inşasıdır" dedi.
Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı bünyesinde 1995’ten bu yana insan hakları alanında görevli ve son 20 yıldır cezaevleri bağımsız izleme süreçlerinde yer alan Doktor Zeki Gül, devam eden açlık grevi sürecine dair değerlendirmede bulundu.
Sıkıntılı zamanlar
Türkiye’de son 50 yıldır açlık grevlerinin yaşandığını ama son cezaevi eylemiyle birlikte bunun kitlesel bir boyuta ulaştığını belirten Gül, son grev sürecinde hem etik hem de tıbbi açıdan sorunların yaşandığını söyledi. Geçmiş dönemlerden alınan tecrübelere dayanarak da bakıldığında açlık grevlerinin kaygı verici noktaya geldiğini ifade eden Gül, özellikle greve daha erken başlayanlarda başta nörolojik sorunlar olmak üzere önümüzdeki günlerde sıkıntılı süreçlerin yaşanabileceğini kaydetti. Açlık grevinin sonuçları itibariyle tıbbi olduğunu belirten Gül, “Özellikle B1 grubu vitamini almayan ya da alması engellenen açlık grevlerinde sonrasında ciddi nörolojik yani beyin ve sinir sistemiyle ilgili problemler olabileceğini gördük. O yüzden açlık grevlerinde B1 vitaminin ya da B kompleks diğer vitaminlerinin alımının engellenmesi sıkıntılara yol açar. Basından ve cezaevine görüşmeye giden avukatlardan takip ettiğimiz kadarıyla, bazı cezaevlerinde vitamin alınmasına engel olunuyor. Şunu unutmamak gerekir; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarının; bir kişinin alması gereken vitaminlerinin engellenmesini işkence ve kötü muamele değerlendirildiğini hatırlatmakta yarar var” dedi.
Hücre cezası, işkencedir
Açlık grevine giren kişinin B1 vitamini almaması sonucunda beyinde kalıcı hasarın oluşabileceğini hatırlatan Gül, kimi cezaevlerinde açlık grevini sürdüren tutuklularının hücreye alındıklarına dair haberlerin paylaşıldığını hatırlattı. Gül, şöyle devam etti: “Şunu söyleyebilirim ki; açlık grevinde olan bir kişinin hücreye konulması, başta uluslararası sözleşmeler olmak üzere Anayasa gereği olumsuz sonuçlar yaratabilir. Ama bundan bağımsız olarak, açlık grevcisinin hücreye alınması kötü bir tıbbi uygulamadır. Özellikle cezaevi hekimlerinin buna izin vermemesi gerekiyor. Bunun için tıp okumaya gerek yok. Basitçe değerlendirecek olursak nedir açlık grevi? Kişi beslenmiyor. Yani vücut için gerekli olan kalori ve enerji son derece azalıyor. Bu kişinin tek başına hücreye alınması kişisel ihtiyaçlarından tutun temizliğine kadar her şeyi kendisinin yapması anlamına gelir. İhtiyaçlarını dayanışma ile sağlama olanağı varken tek kişilik hücrede kendisinin yapması zordur. Bu da doğası gereği açlık grevinin etkilerinin hızlanması anlamına gelir. Bir hekimin görevi; izlediği kişinin sağlıklı kalmasını sağlamaktır. Hücre cezası toptan kabul edilemez bir başlık olmakla birlikte, açlık grevcilerine hücre cezası vermek işkence ve kötü muamele kapsamındadır. Tam tersine refakatçi sağlanarak yaşama tutunmaları için çaba gösterilmelidir.”
Ertelenemez gereklilik
Tüm bu sorunlara bakılarak cezaevindeki açlık grevlerini takip edecek bağımsız heyetlerin öneminin bir kez daha ortaya çıktığını ifade eden Gül, sorunların nasıl engellenebileceğine dair fikirlerini şöyle sıraladı: “Gerek dünya ve Türkiye deneyimlerine baktığımızda bağımsız heyetlerin cezaevlerini girebildiği dönemlerde bu sorunların çok azaldığını görüyoruz. Mesela o dönemlerde, tutuklulara vitamin ve tuz verilmemesi ya da hücre cezası verilmesi durumunu görmüyoruz. Bir sessiz protesto yöntemi olan açlık grevini bıraktıklarında ölüme varan sonuçların ortaya çıktığı olmamıştır. Aslında bu hafızaya Adalet Bakanlığı da sahip. Bağımsız heyetler ertelenemez bir gerekliliktir. Çünkü bir güven inşasıdır. Bağımsız heyetlerin sürece dahil olmasıyla ilerde yaşanabilecek ciddi gerilimlerde, arabulucu değil ama sorun giderici bir noktada durabilirler. Açlık grevleri geldiği gün itibariyle artık kaygı verici bir noktadır. Bu ülkede artık açlık grevlerine bağlı ne ölümler ne de kalıcı bedensel ve ruhsal hasarların oluşabileceği süreçlere biz hekimler tanıklık etmek istiyoruz.”