Bu ülkede "derin" sözcüğünün üstlendiği resmi-kutsal görevi hiçbir sözcük üstlenemez. Anlaşılamayan düşünceler her zaman "derin" bulunur. "Derin felsefe yapmak" sözü, yaşamdan kopuk felsefelerin bir sır perdesi altında gizlenme çabasından başka bir şey değildir. "Bilgi ve deneyimleri zengin" demek günlük yaşamın sadeliğini çağrıştırıp kişileri eşitleyeceği için olsa gerek, "üstün olduğunu" anlatmak istediğimiz kişilere biatı sağlamak için kullanılır çoğu zaman "derin adamdır" sözü. ('Derin kadındır’ sözü yoktur, bilesiniz.)

"Derin devlet" sözü de böylesi bir anlama ve misyona sahip 'derin’ bir sözdür. Devletin "gizlemek istediği" her kirli işin hayali üstlenicisidir. Örneğin insanlık vicdanını sarsan kanlı katliamların tarihsel sorumluluğunu bir öcü’ye yükleme çabasından başka bir şey değildir bu sözün anlamı. Ötekini korkutarak biatı kabul ettirecek bir öcü yaratılmıştır. Aynen çocuk eğitiminde kullandığımız o korkunç öcü sözcüğüyle yaptığımız gibi: "Sus, öcü gelir, seni cezalandırır."
Oysa öcü, gerçekte yüreğimizi titreten korkularımızın bütününün sembol ifadesidir. Gerçeği ise, önümüzde dipdiri durmakta olan şiddetin kendisidir.
***
Bir zamanlar cehaletimin sonucu benim de düşünmeden kullandığım "Derin devlet" sözü, belki de derin sözlerin içinde en derin anlama sahip olanıdır. Devlet gerçeğimizin tarihinde yer alan onlarca katliamın her birinin bir derini bir sığı vardır.
Hani çok da ötelere gitmemize gerek yok: Örneğin memleketin "bir baştan bir başa demir ağlarla örülmesini" öven o ünlü 10. Yıl Marşı’nın kastettiği şeyin gerçekte Dêrsim Katliamı'nın ön hazırlığının başarısı olduğu ve katliamın mimarının Mustafa Kemal olduğu apaçık ortadayken, yani suyun altındaki neredeyse kum taneciklerinin bile tek tek görünebileceği bir sığlık varken, işi derinleştirerek katliamın anlaşılmasını engellemek, ancak insanlık tarihinin yükleyeceği sorumluluktan kurtulmak için olabilir. "Dêrsim Katliamı'nı Mustafa Kemal değil, başkaları yaptı!" İğrenç bir yalan! Sadece Dêrsim Katliamı da değil, 1938’e kadar gerçekleştirilen yirmi civarında Kürt katliamın da baş komutan Mustafa Kemal’dir. Ve bu katliamların derini falan yoktur. Bir tutam saç bile tarihin bu sığ sularında her insanın gözüne çarpabilmektedir artık. Tarih, katillerini saklamamıştır.
Sivas Katliamı’da çıplak gözle gece karanlığında bile görülecek bir sığlığa, bir açıklığa sahiptir. Hiçbir sırrı, gizlisi yoktur. Kibriti veren de, "yakın yakın" diyen de, kibriti çakan da, yanana uzaktan bakan da fotoğraf kareleriyle belgelenerek tarihin lanetliler hücresine tıkıldı. Bu kadar açık bir katliamın derinlere çekilmesi çabası da, katillerin yeni oyunlarına sahne hazırlama çabasından başka bir şey değildir. Sivas’ın derini ne, sığı ne? Bu kanlı tarihin katliamlarını yüzlerce yıldır yaşayan Alevi halkının, bu toprakların hükümranı bir devleti derin-sığ diye ayırması mümkün müdür?
Şimdi Roboskî ne kadar derindir söyler misiniz? "Ah ah ah! Aman kafam karıştı, kim yaptı acaba?" gibi çocuk oyunlarının tekerleme dilini tekrar ederek aptal aptal havaya bakıp ıslık çalmamız isteniyor bizden? Şimdi yanıtları da hazır: "Derin devlet! Paralel devlet yaptı!"
***
Aklımızla dalga mı geçiliyor hissine kapılmıyor değilim arada sırada: Fethullah’ın, Türkiye Cumhuriyeti denilen sömürgeci-kapitalist devletin iktidar organının ortağı siyasal akımlardan biri, olduğunu biliyoruz elbette. Bu devletin bütün kanlı kararlarının içende onayıyla yer aldığını; bazılarında mimar, bazılarında tetikçi, bazılarında ise karara muhalif olsa bile eyleme destekçi olduğunu biliyoruz. Aynen bu devletin kurucusu ve ortağı olan kardeş örgütler CHP ve MHP gibi.
Bütün bunlar, aynı devletin günlük yaşamı içerisinde gerçekleşmekte olan, devlet-iktidar mantığıyla çatışmayan tersine o mantığın ürünü Hrant Dink ya da Roboskî Katliamı kadar açık, aydınlık olaylardır. Şimdi sistem siyaseti içerisinde yer alan her iktidar ortağı, leş kokusundan ve pisliğinden yaşanmaz hale gelen kindi inini temizlemek için ötekini 'derin’ suçlamaktadır.
***
90 yıllık devletin, en kanlı katliamlarda ortaklığını sürdüren iktidar bileşenleri arasındaki pastadan pay kavgası, vatan hainliği iddialarına kadar tırmandı. Bundan devlet zarar görür mü? Bütün dünyanın derin temizleyicilerini bir araya getirse de elinin kanı temizlenemeyecek kadar apaçık olan katil Veli Küçük’ten kahraman yaratan bir ülkede devletin zarar göreceğini düşünmek bana zor geliyor. Hrant’ın, Roboskî’nin katillerini yargısıyla, polisiyle, askeriyle birlikte gizlemiş olan bir ittifakın çıkar çatışması nedeniyle bugün karşıt pozisyonlara düşmesinin bu devleti zayıf düşüreceğini düşünmek mümkün değil. Paris’te katledilen Devrimci Kürt Kadınlarının Fethullah-Erdoğan ittifakının ortak çabasının ürünü olduğu böylesine açıkken, bugünkü muhalif pozisyonun pasta üzerinden yeniden düzenlenebileceğini; ittifak ilişkileri yeni düzenlemelerle değişse de devletin bekası uğruna insanın yeniden hiçleneceğini söylemem için geçmişimde en az 90 yıllık kanlı bir tarih var.
***
Devletin derini ve sığı, "devletin açık ve gizli yüzü" sözünden farklı bir şey değil. Sonuçta sığı da derini de aynı olan bir pislikten söz ediyoruz. İş bize kalıyor dostlar. Çünkü biz egemenlik-bağımlılık ilişkisi üzerine kurulmuş bütün iktidarların düşmanı, yani gerçek devlet düşmanlarıyız.