
Şimdilerde herkesin ‘’büyük bir vicdan muhasebesiyle’’ bakarak gördüğü Dêrsim katliamını anlatan ‘’Dêrsim 38’’, bütün bu retorik sanatını boşa çıkararak izleyenleri gerçeklerle yüzleştirmeye devam ediyor. Yaşanmış tanıklar üzerinden gerçekliği anlatan filmin bu özelliği Kültür Bakanlığı’nın hemen harekete geçmesine neden oldu. Demirel, filmin kamuya açık yerlerde gösterilmesi için alınması zorunlu ‘’Eser İşletme Belgesi’’ için Bakanlığa başvurduğunda Bakanlık tarihsel refleksini göstererek belgeyi vermedi. Gerekçesini de ‘’Kamu düzeni, genel ahlak, küçüklerin ve gençlerin ruh beden sağlığının koruması, insan onuruna uygunluk ve anayasada bulunan diğer ilkeler’’ olarak gösterdi. Bu kararın ardından devletin kolluk güçleri de, filmin çeşitli festivallerde gösterilmesini engelledi.
Bakanlığın tarihsel misyonu
Bütün bu engellemelere karşın Demirel, Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne Kültür Bakanlığı’nın bu işlemine karşı yürütmeyi durdurma davası açtı. Mahkeme Demirel’in başvurusunun ardından yürütmeyi durdurma kararı aldı. Ancak Bakanlık, kararı Danıştay’a götürdü.
Bu kararla birlikte Kültür Bakanlığı ısrarla belgeselin gösterimine engel olmaya devam ediyor. Davayı Danıştay’a taşıyan Bakanlık, bu tutumuyla filmin şu anda gösterilmesini ve dağıtılmasının engellemesi önünde bir adım daha atmış oldu. Filmin uzun süredir engellendiğini ifade eden Çayan Demirel, ‘’Belgeselde tarihin o dönemi tanıklar aracılığı ile yaşanmışlıklar üzerinden gerçekçi bir şekilde anlatılıyor, devlet bu gerçekle yüzleşmek istemediğinden filmin önünde tutarlı bir şekilde duruyor. Filmin önünde bu tür engelleri koyan zihniyetin bir anlamıyla geçmişte bize bu acıları yaşatanlarla ortak bir zihinsel arka plana sahiptir’’ dedi.
‘Samimiysen sorunu çöz’
Türk Başbakanı’nın Dêrsim’e ilişkin özür dilemesine de değinen Demirel, özürün gündelik siyaset içinde konjonktürel bir çıkış olduğunu kaydederek açıklamaları tutarsız ve samimiyetsiz şeklinde niteledi. Demirel, devletin, Dêrsim’le ilgili samimi bir pozisyonu varsa yaşanan acıların bir daha yaşanmaması için bir program çerçevesinde sistematik olarak bir takım düzenlemelere gitmesi gerektiğinin altını çizdi. Soruna çözüm olmayacak açıklamaların Dêrsim halkının yaşadığı trajedinin tekrar hatırlanmasına neden olacağına da dikkatleri çeken Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Devlet iyi niyetli adımlar atmak istiyorsa önce sorunun köklerine inmelidir. Dêrsimlileri var eden kendi dillerini asimile etmekten vazgeçmelidir. UNESCO tarafından kaybolmaya yüz tutmuş diller arasında yer alan Zazaca’nın yaşatılmasını sağlamalıdır. Bunlarla birlikte Kürt sorununun çözümünü de birlikte yürütülmelidir.’’ Başbakanın bu özrünün hukuki bir sonuç doğuracağını da vurgulayan Demirel, ‘’Bunun dünyada örnekleri var. Orada yaşananların adının konulması gerekir. Almanya Yahudi Soykırımı’na ilişkin ne yaptıysa, Mussoloni yaptığı katliamlardan sonra İtalya nasıl davrandıysa, Türkiye Cumhuriyeti de benzer davranmalıdır’’ diye konuştu.
ÖNDER ELALDI