O zihniyeti kendisine kişilik edip de kapına gelip senden “rıza” istemelerini kabul etme.
Ey Dêrsimli Kızılbaşlar, gün kendi hakikatine, ikrarına, ziyaretine, toprağına sahip çıkma günüdür. Munzur’un içinde kızıl kanımızı akıtan, mitralyözlerle insanlarımızı kurşuna dizenlerin kim olduğunu bil. O zihniyetin bugünkü temsilcilerin kendi gerçek yüzünü gizleyip, “Tuncelili” maskesi ile senin kapına gelip “sizdeniz” diyenlerin Raybere Qop zihniyetinde olduğunu unutma.
Alişer’i, Zarife’yi hatırla. Seyit Rıza’yı ve arkadaşlarının boyun eğmeden darağacına giderken ettiği “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde baş eğmedim bu da size dert olsun!” sözlerini hiç ama hiç aklından çıkarma.
Şimdi Laç deresini hatırlama zamanıdır! Şimdi, kendi toprağımızda insanlarımızı kıtlığa, yokluğa, yoksulluğa mahkûm edenlerden hesap sorma zamanıdır. Dilimize, kılamlarımıza, dağ başlarında ölü olarak bırakılan analarımıza, dedelerimize, çocuklarımıza sahip çıkma zamanıdır.
Artık, celladın yüzüne tükürme zamanıdır. Yüzüne Tunceli maskesi takıp gelen CHP’nin sahtekarlığına kanmama zamanıdır.
Sen ki devrimcisin. Sen ki “ser verip sır vermeyen” İboların, Ali Haydarların yoldaşısın, o zaman Dêrsim’in sırrını devlete satanları artık görmelisin.
Devletin sırrı ile gelip, senin gibi görünen sahtekarları görmek durumundasın. Sen eğer devrimciysen, halkın kurtuluşu için mücadele ettiğini söylüyorsan, devrimciliğine leke süren devlet gömleğini giymiş siyasetçiye meydan okumalısın. Onun işbirlikçi ve kendi halkına, hakikatine, ikrarına ve itikadına hainlik ettiğini söylemelisin.
Ey Dêrsimli, Alevi, Kızılbaş, Devrimci ve demokratsan, senin özgünlüğünü, özerkliğini, özgürlüğünü Ankara’ya peşkeş çekenlere gerçek dersini vermelisin.
Mazlum olmalısın. Üç kibrit çöpünün alevinin güneşin sıcaklığı ve aydınlığı yapacaksın. Sakine Cansız gibi, zulmün imalatçılarına zindanlarda bile yüzüne tüküreceksin.
Dağlarına güveneceksin. Irmaklarına ve göğermiş meşe ağaçlarına… Munzur suyu gibi ap ak olacaksın. Hilekarlara, yalancılara ve aslını inkar edenlere gerçeği göstermelisin.
“Tu mara niya Kemal!” (sen bizden değilsin Kemal) diyeceksin. Sen bebelerimize süngü geçiren, analarımızın karınlarını deşen, fare gibi mağaralarda zehirleyen Mustafa Kemal’in askerisin diyeceksin.
Tertele’nin duygunu hiç ama hiç aklından düşürmeyeceksin.
Eğer Devrimciysen sen, eğer Kızılbaş Aleviysen “çekil yolumuzdan Kemal Kılıçdaroğlu!” diyeceksin. Çekil “ihbarcı Hüseyin Aygün!” çekil yolumdan, Hızır Paşalaştın sen!” de…
Dağların doruklarında kar altındaki gerillaları ihbar etmekten vazgeç de! Ben aslımı tercih edeceğim. Ben dilimi, kültürümü, toprağımı, ziyaretimi tercih edeceğim. Haydaran dağlarını, Demanan direnişçilerini, Kureyşan kutsallığını Munzur’un ap ak akışını izleyeceğim de…
Mustafa Kemalin askerlerinin 37-38’de Dêrsim’de Munzurlarda ne yaptığını hiç unutma… “Dönen dönsün yolundan ben dönmezem!” de… İkrarına, itikatına, hakikatine sahip çık Dêrsim! Artık tükür yüzüne celladın! Tükür kü Munzur akabilsin, dağlarımızda özgürlüğümüz göğersin… Tükür kü cellat cellatlığını bilsin ve yerin dibine girsin!.. Binlerce ölümüzün ah’ı yerde kalmasın!.. İbolar, Ali Haydarlar, Baba Erdoğan’lar, Mazlumlar, Sakineler ve diğer on binlerimizin yüzü gülsün! Dêrsim özgürlüğümüzün mekanı olsun…
Dêrsim artık celladın yüzüne tükür!
Dêrsimliler, artık kendi gerçeğini bilinciyle hareket etmenin zamanıdır. Yavuz Sultan’ı, Kuyucu Murat Paşaları unutmadığın gibi kendi hakikatine, ikrarına ihanet eden Hızır Paşaları da unutma. Bebelerimizin kalbine, analarımızın yüreğine süngüleri saplayan, kılıçtan artan on binlercesini sürgüne gönderenleri unutma… Köylerimizi yakan, ziyaretlerimizi yasaklayan, cem ve semahımızı bizi günah kılanları unutma. O askerlere emir veren CHP olduğunu hiç ama hiç aklından çıkarma.